Avatar of Vocabulary Set Suçlu

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Suçlu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Suçlu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

crime

/kraɪm/

(noun) suç, cürüm, ayıp

Örnek:

He was arrested for committing a serious crime.
Ciddi bir suç işlediği için tutuklandı.

offense

/əˈfens/

(noun) suç, kabahat, hakaret

Örnek:

He was charged with a minor traffic offense.
Küçük bir trafik suçundan yargılandı.

theft

/θeft/

(noun) hırsızlık

Örnek:

The police are investigating the theft of a car.
Polis, bir araba hırsızlığını araştırıyor.

fraud

/frɑːd/

(noun) dolandırıcılık, sahtekarlık, dolandırıcı

Örnek:

He was arrested for committing credit card fraud.
Kredi kartı dolandırıcılığı yapmaktan tutuklandı.

assault

/əˈsɑːlt/

(noun) saldırı, tecavüz, girişim;

(verb) saldırmak, tecavüz etmek

Örnek:

He was charged with assault after the bar fight.
Bar kavgasından sonra saldırı ile suçlandı.

treason

/ˈtriː.zən/

(noun) ihanet, vatan hainliği

Örnek:

He was executed for treason against the state.
Devlete ihanet suçundan idam edildi.

harassment

/həˈræs.mənt/

(noun) taciz, rahatsız etme, eziyet

Örnek:

The company has a strict policy against workplace harassment.
Şirketin iş yerinde tacize karşı katı bir politikası var.

kidnap

/ˈkɪd.næp/

(verb) kaçırmak

Örnek:

The terrorists threatened to kidnap the ambassador.
Teröristler büyükelçiyi kaçırmakla tehdit etti.

vandalism

/ˈvæn.dəl.ɪ.zəm/

(noun) vandallık, tahrip

Örnek:

The city has been experiencing an increase in vandalism.
Şehirde vandallık olaylarında artış yaşanıyor.

bribery

/ˈbraɪ.bɚ.i/

(noun) rüşvet

Örnek:

The politician was accused of bribery.
Siyasetçi rüşvetle suçlandı.

suspect

/səˈspekt/

(noun) şüpheli;

(verb) şüphelenmek, sanmak, tahmin etmek;

(adjective) şüpheli

Örnek:

The police questioned the main suspect for hours.
Polis, ana şüpheliyi saatlerce sorguladı.

murder

/ˈmɝː.dɚ/

(noun) cinayet, işkence, felaket;

(verb) öldürmek, katletmek, mahvetmek

Örnek:

He was charged with murder.
Cinayetle suçlandı.

robbery

/ˈrɑː.bɚ.i/

(noun) soygun, hırsızlık

Örnek:

The bank robbery occurred last night.
Banka soygunu dün gece meydana geldi.

victim

/ˈvɪk.təm/

(noun) kurban, mağdur, aldatılan kişi

Örnek:

The police are investigating the murder of a young victim.
Polis genç bir kurbanın cinayetini araştırıyor.

accomplice

/əˈkɑːm.plɪs/

(noun) suç ortağı, yardımcı

Örnek:

The police arrested the thief and his accomplice.
Polis hırsızı ve suç ortağını tutukladı.

blackmail

/ˈblæk.meɪl/

(noun) şantaj;

(verb) şantaj yapmak

Örnek:

He was arrested for attempting to blackmail a wealthy businessman.
Zengin bir iş adamına şantaj yapmaya çalıştığı için tutuklandı.

terrorism

/ˈter.ər.ɪ.zəm/

(noun) terörizm, terör

Örnek:

The government has vowed to combat terrorism in all its forms.
Hükümet, terörizmle her türlü mücadele edeceğine yemin etti.

steal

/stiːl/

(verb) çalmak, hırsızlık yapmak, süzülmek;

(noun) çalma, hırsızlık

Örnek:

He tried to steal a car.
Araba çalmaya çalıştı.

rob

/rɑːb/

(verb) soymak, çalmak, mahrum etmek

Örnek:

The gang planned to rob the bank at dawn.
Çete şafakta bankayı soymayı planladı.

persecute

/ˈpɝː.sɪ.kjuːt/

(verb) zulmetmek, eziyet etmek, canından bezdirmek

Örnek:

Religious minorities were persecuted during the regime.
Rejim sırasında dini azınlıklar zulme uğradı.

defraud

/dɪˈfrɑːd/

(verb) dolandırmak, sahtekarlık yapmak

Örnek:

They were accused of a conspiracy to defraud the government.
Hükümeti dolandırmak için komplo kurmakla suçlandılar.

bribe

/braɪb/

(verb) rüşvet vermek, satın almak;

(noun) rüşvet

Örnek:

He tried to bribe the official with a large sum of money.
Memuru büyük bir para karşılığında rüşvet vermeye çalıştı.

harass

/həˈræs/

(verb) taciz etmek, rahatsız etmek, musallat olmak

Örnek:

Please stop harassing me with your constant calls.
Lütfen sürekli aramalarınla beni taciz etmeyi bırak.

manipulate

/məˈnɪp.jə.leɪt/

(verb) manipüle etmek, kullanmak, etkilemek

Örnek:

He skillfully manipulated the controls of the drone.
Drone'un kontrollerini ustaca manipüle etti.

rape

/reɪp/

(noun) tecavüz, kolza;

(verb) tecavüz etmek, yağmalamak, tahrip etmek

Örnek:

The suspect was charged with rape.
Şüpheliye tecavüz suçlaması yöneltildi.

commit

/kəˈmɪt/

(verb) işlemek, yapmak, bağlanmak

Örnek:

He was arrested for attempting to commit fraud.
Dolandırıcılık yapmaya teşebbüs ettiği için tutuklandı.

terrorize

/ˈter.ə.raɪz/

(verb) terörize etmek, korkutmak

Örnek:

The gang continued to terrorize the neighborhood with their violent acts.
Çete, şiddet eylemleriyle mahalleyi terörize etmeye devam etti.

confess

/kənˈfes/

(verb) itiraf etmek, kabullenmek, günah çıkarmak

Örnek:

He had to confess that he had cheated on the exam.
Sınavda hile yaptığını itiraf etmek zorunda kaldı.

vandalize

/ˈvæn.dəl.aɪz/

(verb) tahrip etmek, zarar vermek

Örnek:

Someone tried to vandalize the park benches last night.
Dün gece birisi park banklarını tahrip etmeye çalıştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren