Avatar of Vocabulary Set Ünite 3: Gençlerin Stresi ve Baskısı

9. Sınıf İçinde Ünite 3: Gençlerin Stresi ve Baskısı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'9. Sınıf' içinde 'Ünite 3: Gençlerin Stresi ve Baskısı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

adolescence

/ˌæd.əˈles.əns/

(noun) ergenlik

Örnek:

During adolescence, teenagers experience significant physical and emotional changes.
Ergenlik döneminde gençler önemli fiziksel ve duygusal değişiklikler yaşarlar.

adulthood

/ˈæd.ʌlt.hʊd/

(noun) yetişkinlik, erginlik

Örnek:

She reached adulthood and started her own business.
Yetişkinliğe ulaştı ve kendi işini kurdu.

astonished

/əˈstɑː.nɪʃt/

(adjective) şaşırmış, hayret etmiş

Örnek:

She was astonished by the beauty of the Grand Canyon.
Büyük Kanyon'un güzelliğine şaşırmıştı.

book

/bʊk/

(noun) kitap, defter, kayıt;

(verb) ayırtmak, rezervasyon yapmak, kaydetmek

Örnek:

I'm reading a fascinating book about ancient history.
Antik tarih hakkında büyüleyici bir kitap okuyorum.

breakdown

/ˈbreɪk.daʊn/

(noun) arıza, bozulma, çöküş

Örnek:

The car had a breakdown on the highway.
Araba otoyolda arızalandı.

calm

/kɑːm/

(adjective) sakin, dingin, durgun;

(verb) sakinleştirmek, yatıştırmak;

(noun) sakinlik, dinginlik

Örnek:

She remained calm despite the chaos around her.
Etrafındaki kaosa rağmen sakin kaldı.

cognitive

/ˈkɑːɡ.nə.t̬ɪv/

(adjective) bilişsel

Örnek:

The study examined the cognitive development of children.
Çalışma, çocukların bilişsel gelişimini inceledi.

concentrate

/ˈkɑːn.sən.treɪt/

(verb) konsantre olmak, yoğunlaşmak, konsantre etmek;

(noun) konsantre, yoğunlaştırılmış madde

Örnek:

I need to concentrate on my studies.
Derslerime konsantre olmam gerekiyor.

confident

/ˈkɑːn.fə.dənt/

(adjective) kendine güvenli, emin, kesin

Örnek:

She felt confident about her presentation.
Sunumu konusunda kendine güvenli hissediyordu.

counselling

/ˈkaʊn.səl.ɪŋ/

(noun) danışmanlık, rehberlik, tavsiye

Örnek:

She sought professional counselling to cope with her grief.
Kederiyle başa çıkmak için profesyonel danışmanlık aldı.

delighted

/dɪˈlaɪ.t̬ɪd/

(adjective) memnun, sevinçli

Örnek:

She was delighted with her new car.
Yeni arabasından memnun kaldı.

depressed

/dɪˈprest/

(adjective) depresif, morali bozuk, durgun

Örnek:

She felt deeply depressed after losing her job.
İşini kaybettikten sonra derinden depresyona girdi.

disappoint

/ˌdɪs.əˈpɔɪnt/

(verb) hayal kırıklığına uğratmak

Örnek:

I'm sorry to disappoint you, but I can't make it.
Seni hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm ama gelemem.

doubt

/daʊt/

(noun) şüphe, tereddüt;

(verb) şüphe etmek, tereddüt etmek

Örnek:

I have no doubt that she will succeed.
Başarılı olacağından hiç şüphem yok.

embarrassed

/ɪmˈber.əst/

(adjective) utanmış, mahcup

Örnek:

She felt deeply embarrassed by her mistake.
Hatası yüzünden çok utanmıştı.

emergency

/ɪˈmɝː.dʒən.si/

(noun) acil durum, olağanüstü hal;

(adjective) acil, olağanüstü

Örnek:

Call 911 in case of an emergency.
Acil bir durumda 911'i arayın.

emotional

/ɪˈmoʊ.ʃən.əl/

(adjective) duygusal, dokunaklı

Örnek:

She's going through a difficult emotional period.
Zor bir duygusal dönemden geçiyor.

expectation

/ˌek.spekˈteɪ.ʃən/

(noun) beklenti, umut

Örnek:

There is an expectation that the economy will improve.
Ekonominin düzeleceğine dair bir beklenti var.

frustrated

/ˈfrʌs.treɪ.t̬ɪd/

(adjective) frustre, hayal kırıklığına uğramış

Örnek:

I'm so frustrated with this slow internet connection.
Bu yavaş internet bağlantısından çok frustre oldum.

grade

/ɡreɪd/

(noun) derece, kalite, seviye;

(verb) not vermek, sınıflandırmak, derecelendirmek

Örnek:

This is a high grade olive oil.
Bu yüksek kalitede bir zeytinyağı.

guidance

/ˈɡaɪ.dəns/

(noun) rehberlik, yönlendirme, tavsiye

Örnek:

The teacher provided clear guidance on how to complete the project.
Öğretmen, projeyi nasıl tamamlayacağı konusunda net rehberlik sağladı.

helpline

/ˈhelp.laɪn/

(noun) yardım hattı, danışma hattı

Örnek:

You can call the national domestic violence helpline for support.
Destek için ulusal aile içi şiddet yardım hattını arayabilirsiniz.

independence

/ˌɪn.dɪˈpen.dəns/

(noun) bağımsızlık, özgürlük

Örnek:

The country gained its independence in 1960.
Ülke 1960 yılında bağımsızlığını kazandı.

life skill

/ˈlaɪf skɪl/

(noun) yaşam becerisi

Örnek:

Learning to cook is an essential life skill.
Yemek yapmayı öğrenmek temel bir yaşam becerisidir.

nasty

/ˈnæs.ti/

(adjective) iğrenç, tatsız, kötü

Örnek:

There's a nasty smell coming from the drains.
Giderlerden kötü bir koku geliyor.

relaxed

/rɪˈlækst/

(adjective) rahatlamış, gevşemiş, gevşek

Örnek:

She felt completely relaxed after her yoga session.
Yoga seansından sonra kendini tamamen rahatlamış hissetti.

risk-taking

/ˈrɪskˌteɪkɪŋ/

(noun) risk alma, risk üstlenme;

(adjective) riskli, risk alan

Örnek:

His entrepreneurial success was attributed to his bold risk-taking.
Girişimcilik başarısı, cesur risk alma yeteneğine atfedildi.

self-control

/ˌself.kənˈtroʊl/

(noun) öz kontrol, nefsine hakimiyet

Örnek:

She showed great self-control by not reacting to the insult.
Hakarete tepki vermeyerek büyük bir öz kontrol gösterdi.

self-disciplined

/ˌselfˈdɪs.ə.plɪnd/

(adjective) öz disiplinli

Örnek:

She is a highly self-disciplined student who always completes her assignments on time.
O, ödevlerini her zaman zamanında tamamlayan, oldukça öz disiplinli bir öğrencidir.

stressed

/strest/

(adjective) stresli, gergin;

(past participle) vurgulu, tonlu

Örnek:

She felt very stressed after the exam.
Sınavdan sonra çok stresli hissetti.

suffer

/ˈsʌf.ɚ/

(verb) acı çekmek, uğramak, muzdarip olmak

Örnek:

He suffered a heart attack.
Kalp krizi geçirdi.

tense

/tens/

(adjective) gergin, sıkı, endişeli;

(noun) zaman, fiil zamanı;

(verb) germek, gerilmek

Örnek:

Her muscles were tense after the long workout.
Uzun antrenmandan sonra kasları gergindi.

toll-free

/ˈtoʊl.friː/

(adjective) ücretsiz, bedava

Örnek:

You can reach customer service by calling our toll-free number.
Müşteri hizmetlerine ücretsiz numaramızı arayarak ulaşabilirsiniz.

trafficking

/ˈtræf.ɪ.kɪŋ/

(noun) ticaret, kaçakçılık

Örnek:

Human trafficking is a serious global issue.
İnsan ticareti ciddi bir küresel sorundur.

upset

/ʌpˈset/

(verb) üzmek, keyfini kaçırmak, devirmek;

(adjective) üzgün, keyifsiz, bozuk;

(noun) sürpriz, bozgun

Örnek:

The news really upset her.
Haber onu gerçekten üzdü.

worried

/ˈwɝː.id/

(adjective) endişeli, kaygılı

Örnek:

She was worried about her son's health.
Oğlunun sağlığı konusunda endişeliydi.

turn down

/tɜːrn daʊn/

(phrasal verb) reddetmek, geri çevirmek, kısmak

Örnek:

She had to turn down the job offer because it was too far away.
İş teklifini çok uzak olduğu için reddetmek zorunda kaldı.

get over

/ɡet ˈoʊ.vər/

(phrasal verb) atlatmak, üstesinden gelmek, aşmak

Örnek:

It took her a long time to get over the flu.
Gripten kurtulması uzun zaman aldı.

put up with

/pʊt ʌp wɪð/

(phrasal verb) katlanmak, tahammül etmek

Örnek:

I can't put up with his constant complaining anymore.
Onun sürekli şikayetlerine daha fazla katlanamıyorum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren