Avatar of Vocabulary Set Ünite 9: Doğal Afetler

8. Sınıf İçinde Ünite 9: Doğal Afetler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'8. Sınıf' içinde 'Ünite 9: Doğal Afetler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

accommodation

/əˌkɑː.məˈdeɪ.ʃən/

(noun) konaklama, barınma, yerleşim

Örnek:

The hotel offers comfortable accommodation for guests.
Otel, misafirler için konforlu konaklama imkanı sunmaktadır.

bury

/ˈber.i/

(verb) gömmek, saklamak, örtmek

Örnek:

They decided to bury the treasure on a deserted island.
Hazineleri ıssız bir adaya gömmeye karar verdiler.

collapse

/kəˈlæps/

(verb) çökmek, yıkılmak, düşmek;

(noun) çöküş, yıkılma, başarısızlık

Örnek:

The old bridge finally collapsed under the heavy load.
Eski köprü ağır yük altında sonunda çöktü.

damage

/ˈdæm.ɪdʒ/

(noun) hasar, zarar, tazminat;

(verb) hasar vermek, zarar vermek

Örnek:

The storm caused extensive damage to the roof.
Fırtına çatıya büyük hasar verdi.

disaster

/dɪˈzæs.tɚ/

(noun) afet, felaket, fiyasko

Örnek:

The earthquake was a natural disaster that devastated the region.
Deprem, bölgeyi harap eden doğal bir afetti.

drought

/draʊt/

(noun) kuraklık, eksiklik, kıtlık

Örnek:

The region is experiencing a severe drought.
Bölge şiddetli bir kuraklık yaşıyor.

earthquake

/ˈɝːθ.kweɪk/

(noun) deprem

Örnek:

The city was devastated by a powerful earthquake.
Şehir güçlü bir depremle harap oldu.

erupt

/ɪˈrʌpt/

(verb) patlamak, püskürmek, patlak vermek

Örnek:

The volcano is expected to erupt soon.
Volkanın yakında patlaması bekleniyor.

eruption

/ɪˈrʌp.ʃən/

(noun) patlama, püskürme, deri döküntüsü

Örnek:

The volcanic eruption caused widespread ashfall.
Volkanik patlama geniş çaplı kül yağışına neden oldu.

evacuate

/ɪˈvæk.ju.eɪt/

(verb) tahliye etmek, boşaltmak

Örnek:

The police decided to evacuate the building due to a bomb threat.
Polis, bomba tehdidi nedeniyle binayı tahliye etmeye karar verdi.

forest fire

/ˈfɔːr.ɪst ˌfaɪər/

(noun) orman yangını

Örnek:

The dry conditions increased the risk of forest fire.
Kuru koşullar orman yangını riskini artırdı.

homeless

/ˈhoʊm.ləs/

(adjective) evsiz;

(plural noun) evsizler

Örnek:

The city has a growing population of homeless people.
Şehirde artan bir evsiz nüfusu var.

mudslide

/ˈmʌd.slaɪd/

(noun) heyelan, çamur kayması

Örnek:

Heavy rains caused a devastating mudslide in the mountainous region.
Şiddetli yağmurlar dağlık bölgede yıkıcı bir heyelana neden oldu.

put out

/pʊt aʊt/

(phrasal verb) söndürmek, rahatsız etmek, canını sıkmak

Örnek:

The firefighters quickly put out the blaze.
İtfaiyeciler yangını hızla söndürdü.

rage

/reɪdʒ/

(noun) öfke, hiddet, gazap;

(verb) öfkelenmek, kudurmak, şiddetlenmek

Örnek:

He flew into a rage when he heard the news.
Haberi duyunca öfkeye kapıldı.

rescue worker

/ˈres.kjuː ˌwɜːr.kər/

(noun) kurtarma görevlisi, kurtarıcı

Örnek:

The rescue workers pulled survivors from the rubble.
Kurtarma görevlileri enkazdan sağ kalanları çıkardı.

scatter

/ˈskæt̬.ɚ/

(verb) serpmek, dağıtmak, ayrıştırmak;

(noun) dağınıklık, serpiştirme

Örnek:

He scattered the seeds across the field.
Tohumları tarlaya serpti.

shake

/ʃeɪk/

(verb) sallamak, titretmek, sarsmak;

(noun) sallama, titreme

Örnek:

He began to shake the bottle to mix the contents.
İçindekileri karıştırmak için şişeyi sallamaya başladı.

tornado

/tɔːrˈneɪ.doʊ/

(noun) kasırga, hortum

Örnek:

The tornado ripped through the town, causing widespread destruction.
Kasırga kasabayı yıktı, yaygın yıkıma neden oldu.

trap

/træp/

(noun) tuzak, kapan;

(verb) tuzağa düşürmek, yakalamak, hapsetmek

Örnek:

The hunter set a trap for the rabbit.
Avcı tavşan için bir tuzak kurdu.

tsunami

/tsuːˈnɑː.mi/

(noun) tsunami, dev dalga

Örnek:

The coastal town was devastated by a powerful tsunami.
Kıyı kasabası güçlü bir tsunami tarafından harap edildi.

typhoon

/taɪˈfuːn/

(noun) tayfun

Örnek:

The island was hit by a devastating typhoon.
Ada yıkıcı bir tayfun tarafından vuruldu.

victim

/ˈvɪk.təm/

(noun) kurban, mağdur, aldatılan kişi

Örnek:

The police are investigating the murder of a young victim.
Polis genç bir kurbanın cinayetini araştırıyor.

volcanic

/vɑːlˈkæn.ɪk/

(adjective) volkanik, patlayıcı

Örnek:

The island is of volcanic origin.
Ada volkanik kökenlidir.

volcano

/vɑːlˈkeɪ.noʊ/

(noun) yanardağ

Örnek:

Mount Etna is an active volcano in Italy.
Etna Dağı, İtalya'da aktif bir yanardağdır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren