Avatar of Vocabulary Set Ünite 5: Vietnam'daki Festivaller

8. Sınıf İçinde Ünite 5: Vietnam'daki Festivaller Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'8. Sınıf' içinde 'Ünite 5: Vietnam'daki Festivaller' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

anniversary

/ˌæn.əˈvɝː.sɚ.i/

(noun) yıl dönümü, sene-i devriye

Örnek:

Today marks the 50th anniversary of the company's founding.
Bugün şirketin kuruluşunun 50. yıl dönümü.

archway

/ˈɑːrtʃ.weɪ/

(noun) kemer, kemerli geçit

Örnek:

They walked through the ancient stone archway into the courtyard.
Eski taş kemerden geçerek avluya yürüdüler.

carnival

/ˈkɑːr.nə.vəl/

(noun) karnaval, lunapark, şenlik

Örnek:

The city comes alive during Carnival season.
Şehir Karnaval mevsiminde canlanır.

ceremony

/ˈser.ə.moʊ.ni/

(noun) tören, merasim, resmiyet

Örnek:

The wedding ceremony was beautiful.
Düğün töreni çok güzeldi.

clasp

/klæsp/

(noun) toka, kilit, kavrama;

(verb) kavramak, sıkıca tutmak, toka etmek

Örnek:

She fastened the necklace with a delicate gold clasp.
Kolyeyi narin altın bir toka ile bağladı.

commemorate

/kəˈmem.ə.reɪt/

(verb) anmak, kutlamak

Örnek:

A ceremony was held to commemorate the victims of the disaster.
Afet kurbanlarını anmak için bir tören düzenlendi.

command

/kəˈmænd/

(noun) emir, komut, kontrol;

(verb) emretmek, komuta etmek, kontrol etmek

Örnek:

The officer gave a clear command to his troops.
Subay, askerlerine net bir emir verdi.

companion

/kəmˈpæn.jən/

(noun) arkadaş, yoldaş, eşlikçi

Örnek:

She found a loyal companion in her dog.
Köpeğinde sadık bir arkadaş buldu.

defeat

/dɪˈfiːt/

(verb) yenmek, mağlup etmek, engellemek;

(noun) yenilgi, mağlubiyet

Örnek:

The army managed to defeat the enemy forces.
Ordu düşman kuvvetlerini yenmeyi başardı.

emperor

/ˈem.pɚ.ɚ/

(noun) imparator

Örnek:

The Roman Emperor Augustus ruled a vast empire.
Roma İmparatoru Augustus geniş bir imparatorluğu yönetti.

float

/floʊt/

(verb) yüzmek, batmamak, süzülmek;

(noun) şamandıra, yüzdürücü, platform

Örnek:

The boat began to float on the water.
Tekne su üzerinde yüzmeye başladı.

gong

/ɡɑːŋ/

(noun) gong;

(verb) gong çalmak

Örnek:

The sound of the gong signaled the start of the ceremony.
Gong sesi törenin başladığını işaret etti.

incense

/ˈɪn.sens/

(noun) tütsü;

(verb) çok kızdırmak, öfkelendirmek

Örnek:

The temple was filled with the scent of burning incense.
Tapınak yanan tütsü kokusuyla doluydu.

invader

/ɪnˈveɪ.dɚ/

(noun) işgalci, istilacı, saldırgan

Örnek:

The country successfully repelled the invaders.
Ülke, işgalcileri başarıyla püskürttü.

joyful

/ˈdʒɔɪ.fəl/

(adjective) neşeli, sevinçli, mutlu

Örnek:

The children's faces were joyful as they opened their presents.
Çocukların yüzleri hediyelerini açarken neşeliydi.

lantern

/ˈlæn.tɚn/

(noun) fener, lamba

Örnek:

The old lighthouse keeper lit the lantern every evening.
Yaşlı deniz feneri bekçisi her akşam feneri yakardı.

offering

/ˈɑː.fɚ.ɪŋ/

(noun) sunu, bağış, teklif

Örnek:

The church received a generous offering from the community.
Kilise, topluluktan cömert bir bağış aldı.

procession

/prəˈseʃ.ən/

(noun) geçit töreni, alay, konvoy

Örnek:

The wedding procession moved slowly down the aisle.
Düğün alayı yavaşça koridordan ilerledi.

preserve

/prɪˈzɝːv/

(verb) korumak, muhafaza etmek, saklamak;

(noun) reçel, konserve, koruma alanı

Örnek:

We must preserve our natural resources for future generations.
Doğal kaynaklarımızı gelecek nesiller için korumalıyız.

ritual

/ˈrɪtʃ.u.əl/

(noun) ritüel, tören, alışkanlık;

(adjective) ritüel

Örnek:

The ancient tribe performed a sacred ritual to honor their ancestors.
Antik kabile, atalarını onurlandırmak için kutsal bir ritüel gerçekleştirdi.

regret

/rɪˈɡret/

(verb) pişman olmak, üzülmek, pişmanlık duymak;

(noun) pişmanlık, üzüntü

Örnek:

She immediately regretted her decision.
Kararından hemen pişman oldu.

scenery

/ˈsiː.nɚ.i/

(noun) manzara, doğa, dekor

Örnek:

The mountain scenery was breathtaking.
Dağ manzarası nefes kesiciydi.

worship

/ˈwɝː.ʃɪp/

(noun) ibadet, tapınma, hayranlık;

(verb) tapmak, ibadet etmek, hayran olmak

Örnek:

The congregation gathered for Sunday worship.
Cemaat Pazar ibadeti için toplandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren