Avatar of Vocabulary Set Ünite 3: Vietnam Halkları

8. Sınıf İçinde Ünite 3: Vietnam Halkları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'8. Sınıf' içinde 'Ünite 3: Vietnam Halkları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ancestor

/ˈæn.ses.tɚ/

(noun) ata, soy, prototip

Örnek:

My ancestors came from Ireland.
Atalarım İrlanda'dan geldi.

basic

/ˈbeɪ.sɪk/

(adjective) temel, esas, sade

Örnek:

The basic principles of physics are taught in high school.
Fiziğin temel prensipleri lisede öğretilir.

complicated

/ˈkɑːm.plə.keɪ.t̬ɪd/

(adjective) karmaşık, komplike, anlaşılması zor

Örnek:

The instructions were too complicated for me to follow.
Talimatlar benim için çok karmaşıktı.

costume

/ˈkɑː.stuːm/

(noun) kostüm, kıyafet, geleneksel kıyafet;

(verb) kostüm giydirmek, kıyafet sağlamak

Örnek:

She wore a beautiful fairy costume for the party.
Parti için güzel bir peri kostümü giydi.

curious

/ˈkjʊr.i.əs/

(adjective) meraklı, öğrenmeye hevesli, tuhaf

Örnek:

The child was curious about how the toy worked.
Çocuk oyuncağın nasıl çalıştığını merak ediyordu.

custom

/ˈkʌs.təm/

(noun) gelenek, adet, görenek;

(adjective) özel yapım, kişiye özel

Örnek:

It is a local custom to greet visitors with a cup of tea.
Ziyaretçileri bir fincan çayla karşılamak yerel bir gelenektir.

diverse

/dɪˈvɝːs/

(adjective) çeşitli, farklı

Örnek:

New York is a city with a diverse population.
New York, çeşitli bir nüfusa sahip bir şehirdir.

diversity

/dɪˈvɝː.sə.t̬i/

(noun) çeşitlilik, farklılık

Örnek:

The city is known for its cultural diversity.
Şehir kültürel çeşitliliği ile tanınır.

ethnic

/ˈeθ.nɪk/

(adjective) etnik, kökenli, geleneksel

Örnek:

The city is known for its diverse ethnic neighborhoods.
Şehir, çeşitli etnik mahalleleriyle tanınır.

ethnic group

/ˈɛθ.nɪk ˌɡruːp/

(noun) etnik grup

Örnek:

The city is home to many different ethnic groups.
Şehir, birçok farklı etnik gruba ev sahipliği yapmaktadır.

gather

/ˈɡæð.ɚ/

(verb) toplamak, bir araya gelmek, anlamak;

(noun) büzgü, kıvrım

Örnek:

A crowd began to gather outside the building.
Binanın dışında bir kalabalık toplanmaya başladı.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

hunt

/hʌnt/

(verb) avlamak, avlanmak, aramak;

(noun) av, arama

Örnek:

They went out to hunt deer in the forest.
Ormanda geyik avlamaya gittiler.

insignificant

/ˌɪn.sɪɡˈnɪf.ə.kənt/

(adjective) önemsiz, değersiz, küçük

Örnek:

The difference in price was insignificant.
Fiyat farkı önemsizdi.

majority

/məˈdʒɔː.rə.t̬i/

(noun) çoğunluk, reşitlik, erginlik

Örnek:

The majority of people voted for the new policy.
İnsanların çoğunluğu yeni politikaya oy verdi.

minority

/maɪˈnɔːr.ə.t̬i/

(noun) azınlık, azınlık grubu

Örnek:

Only a small minority of students failed the exam.
Öğrencilerin sadece küçük bir azınlığı sınavda başarısız oldu.

multicultural

/ˌmʌl.tiˈkʌl.tʃɚ.əl/

(adjective) çok kültürlü

Örnek:

London is a truly multicultural city with people from all over the world.
Londra, dünyanın her yerinden insanlarla gerçekten çok kültürlü bir şehirdir.

recognise

/ˈrek.əɡ.naɪz/

(verb) tanımak, ayırt etmek, kabul etmek

Örnek:

I hadn't seen her for 20 years, but I recognised her instantly.
Onu 20 yıldır görmemiştim ama anında tanıdım.

shawl

/ʃɑːl/

(noun) şal, atkı

Örnek:

She wrapped a warm shawl around her shoulders.
Omuzlarına sıcak bir şal sardı.

speciality

/ˌspeʃ.iˈæl.ə.t̬i/

(noun) uzmanlık, ihtisas alanı, spesiyalite

Örnek:

His speciality is ancient Roman history.
Onun uzmanlık alanı antik Roma tarihidir.

tradition

/trəˈdɪʃ.ən/

(noun) gelenek, adet, aktarım

Örnek:

It's a family tradition to have turkey on Christmas Day.
Noel Günü hindi yemek bir aile geleneğidir.

unique

/juːˈniːk/

(adjective) benzersiz, eşsiz, olağanüstü

Örnek:

Each person's fingerprints are unique.
Her insanın parmak izleri benzersizdir.

waterwheel

/ˈwɑː.t̬ɚ.wiːl/

(noun) su çarkı, su değirmeni

Örnek:

The old mill was powered by a large waterwheel.
Eski değirmen büyük bir su çarkı ile çalışıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren