Avatar of Vocabulary Set Ünite 8: Spor ve Oyunlar

6. Sınıf İçinde Ünite 8: Spor ve Oyunlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'6. Sınıf' içinde 'Ünite 8: Spor ve Oyunlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

chess

/tʃes/

(noun) satranç

Örnek:

He loves to play chess in his free time.
Boş zamanlarında satranç oynamayı sever.

cycling

/ˈsaɪ.klɪŋ/

(noun) bisiklete binme, bisiklet sporu;

(adjective) döngüsel, tekrarlayan

Örnek:

He enjoys cycling in the countryside.
Kırsalda bisiklete binmekten hoşlanır.

aerobics

/erˈoʊ.bɪks/

(noun) aerobik

Örnek:

She does aerobics three times a week to stay fit.
Formda kalmak için haftada üç kez aerobik yapıyor.

table tennis

/ˈteɪ.bəl ˌten.ɪs/

(noun) masa tenisi, pingpong

Örnek:

Do you want to play a game of table tennis?
Biraz masa tenisi oynamak ister misin?

swimming

/ˈswɪm.ɪŋ/

(noun) yüzme;

(adjective) yüzen, dönen

Örnek:

She goes swimming every morning.
Her sabah yüzmeye gider.

volleyball

/ˈvɑː.li.bɑːl/

(noun) voleybol

Örnek:

They played a game of volleyball on the beach.
Sahilde bir voleybol maçı oynadılar.

karate

/kəˈrɑː.t̬i/

(noun) karate

Örnek:

He has been practicing karate for five years.
Beş yıldır karate yapıyor.

marathon

/ˈmer.ə.θɑːn/

(noun) maraton, uzun ve yorucu görev, uzun süreli etkinlik

Örnek:

She trained for months to run her first marathon.
İlk maratonunu koşmak için aylarca antrenman yaptı.

badminton

/ˈbæd.mɪn.tən/

(noun) badminton

Örnek:

We played a game of badminton in the park.
Parkta bir badminton maçı oynadık.

ball game

/ˈbɔːl ˌɡeɪm/

(noun) top oyunu, durum, mesele

Örnek:

Let's go to a ball game tonight.
Bu gece bir top oyununa gidelim.

golf

/ɡɑːlf/

(noun) golf;

(verb) golf oynamak

Örnek:

He enjoys playing golf every weekend.
Her hafta sonu golf oynamaktan hoşlanır.

baseball

/ˈbeɪs.bɑːl/

(noun) beyzbol, beyzbol topu

Örnek:

My son loves to play baseball every weekend.
Oğlum her hafta sonu beyzbol oynamayı çok sever.

skiing

/ˈskiː.ɪŋ/

(noun) kayak

Örnek:

We went skiing in the Alps last winter.
Geçen kış Alpler'de kayak yaptık.

ball

/bɑːl/

(noun) top, balo, danslı parti;

(verb) top haline getirmek, yumruk yapmak

Örnek:

The children were playing with a red ball in the park.
Çocuklar parkta kırmızı bir topla oynuyorlardı.

boat

/boʊt/

(noun) tekne, sandal;

(verb) tekneyle gitmek, kayıkla gezmek

Örnek:

We took a small boat out on the lake.
Göle küçük bir tekne ile çıktık.

racket

/ˈræk.ɪt/

(noun) gürültü, patırtı, raket;

(verb) gürültü yapmak, patırtı etmek

Örnek:

The kids were making a terrible racket in the backyard.
Çocuklar arka bahçede korkunç bir gürültü yapıyorlardı.

goggles

/ˈɡɑː.ɡəlz/

(noun) gözlük, koruyucu gözlük;

(verb) gözlerini dikmek, şaşkınlıkla bakmak

Örnek:

He put on his swimming goggles before diving into the pool.
Havuzda dalmadan önce yüzme gözlüğünü taktı.

equipment

/ɪˈkwɪp.mənt/

(noun) ekipman, donanım

Örnek:

The laboratory is equipped with state-of-the-art equipment.
Laboratuvar son teknoloji ekipmanlarla donatılmıştır.

gym

/dʒɪm/

(noun) spor salonu, jimnastik salonu

Örnek:

I go to the gym three times a week.
Haftada üç kez spor salonuna gidiyorum.

skateboard

/ˈskeɪt.bɔːrd/

(noun) kaykay;

(verb) kaykay yapmak

Örnek:

He rode his skateboard down the street.
Kaykayıyla caddeden aşağı kaydı.

shuttlecock

/ˈʃʌt̬.əl.kɑːk/

(noun) tüylü top, badminton topu

Örnek:

The badminton player hit the shuttlecock with great force.
Badminton oyuncusu tüylü topa büyük bir güçle vurdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren