Avatar of Vocabulary Set Ünite 8: Ne Okuyorsun?

5. Sınıf İçinde Ünite 8: Ne Okuyorsun? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'5. Sınıf' içinde 'Ünite 8: Ne Okuyorsun?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

crown

/kraʊn/

(noun) taç, Taç, monarşi;

(verb) taçlandırmak, zirveye ulaşmak

Örnek:

The queen wore a magnificent crown during the ceremony.
Kraliçe tören sırasında muhteşem bir taç taktı.

fox

/fɑːks/

(noun) tilki, kurnaz kişi;

(verb) kandırmak, atlatmak

Örnek:

The fox darted across the field.
Tilki tarlanın karşısına fırladı.

ghost

/ɡoʊst/

(noun) hayalet, ruh;

(verb) süzülmek, hayalet gibi gitmek, ghostlamak

Örnek:

Many people claim to have seen a ghost in that old house.
Birçok kişi o eski evde bir hayalet gördüğünü iddia ediyor.

story

/ˈstɔːr.i/

(noun) hikaye, masal, haber

Örnek:

She told us a fascinating story about her travels.
Bize seyahatleri hakkında büyüleyici bir hikaye anlattı.

chess

/tʃes/

(noun) satranç

Örnek:

He loves to play chess in his free time.
Boş zamanlarında satranç oynamayı sever.

scary

/ˈsker.i/

(adjective) korkunç, ürkütücü

Örnek:

The movie was really scary.
Film gerçekten korkunçtu.

fairy tale

/ˈfer.i ˌteɪl/

(noun) peri masalı, boş laf

Örnek:

She read a fairy tale to her daughter before bedtime.
Yatmadan önce kızına bir peri masalı okudu.

character

/ˈker.ək.tɚ/

(noun) karakter, huy, rol

Örnek:

He has a strong character.
Güçlü bir karaktere sahip.

main

/meɪn/

(adjective) ana, başlıca;

(noun) ana boru, ana kablo

Örnek:

The main reason for his success is hard work.
Başarısının ana nedeni sıkı çalışmadır.

borrow

/ˈbɑːr.oʊ/

(verb) ödünç almak, uyarlamak

Örnek:

Can I borrow your pen for a moment?
Kalemini bir dakikalığına ödünç alabilir miyim?

finish

/ˈfɪn.ɪʃ/

(noun) bitiş, son, yüzey;

(verb) bitirmek, tamamlamak

Örnek:

We reached the finish line after a long race.
Uzun bir yarıştan sonra bitiş çizgisine ulaştık.

generous

/ˈdʒen.ər.əs/

(adjective) cömert, eli açık, bol

Örnek:

She is always generous with her time and help.
Zamanı ve yardımı konusunda her zaman cömerttir.

hard-working

/ˌhɑːrdˈwɜːr.kɪŋ/

(adjective) çalışkan, gayretli

Örnek:

She is a very hard-working student.
Çok çalışkan bir öğrencidir.

kind

/kaɪnd/

(noun) tür, çeşit;

(adjective) nazik, iyi, şefkatli

Örnek:

What kind of music do you like?
Ne tür müzik seversin?

gentle

/ˈdʒen.t̬əl/

(adjective) nazik, yumuşak huylu, hassas;

(verb) yumuşatmak, yatıştırmak, sakinleştirmek

Örnek:

He has a very gentle nature.
Çok nazik bir doğası var.

clever

/ˈklev.ɚ/

(adjective) akıllı, zekice, becerikli

Örnek:

She's a very clever student and always gets good grades.
Çok zekice bir öğrenci ve her zaman iyi notlar alır.

funny

/ˈfʌn.i/

(adjective) komik, eğlenceli, garip

Örnek:

He told a really funny joke.
Gerçekten komik bir fıkra anlattı.

beautiful

/ˈbjuː.t̬ə.fəl/

(adjective) güzel, harika

Örnek:

She wore a beautiful dress to the party.
Partiye güzel bir elbise giydi.

policeman

/pəˈliːs.mən/

(noun) polis

Örnek:

The policeman directed traffic at the busy intersection.
Polis, yoğun kavşakta trafiği yönlendirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren