Avatar of Vocabulary Set Ünite 10: Ekosistem

11. Sınıf İçinde Ünite 10: Ekosistem Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'11. Sınıf' içinde 'Ünite 10: Ekosistem' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

biodiversity

/ˌbaɪ.oʊ.dɪˈvɝː.sə.t̬i/

(noun) biyoçeşitlilik

Örnek:

Protecting rainforests is crucial for maintaining global biodiversity.
Yağmur ormanlarını korumak, küresel biyoçeşitliliği sürdürmek için çok önemlidir.

birdwatching

/ˈbɝːdˌwɑː.tʃɪŋ/

(noun) kuş gözlemciliği

Örnek:

My grandfather enjoys birdwatching every morning in the park.
Dedem her sabah parkta kuş gözlemciliği yapmaktan hoşlanır.

conservation

/ˌkɑːn.sɚˈveɪ.ʃən/

(noun) koruma, muhafaza, tasarruf

Örnek:

Wildlife conservation efforts are crucial for endangered species.
Yaban hayatı koruma çabaları, nesli tükenmekte olan türler için hayati öneme sahiptir.

delta

/ˈdel.t̬ə/

(noun) delta

Örnek:

The symbol for delta is a triangle.
Delta sembolü bir üçgendir.

destroy

/dɪˈstrɔɪ/

(verb) yok etmek, tahrip etmek, imha etmek

Örnek:

The fire completely destroyed the old building.
Yangın eski binayı tamamen yok etti.

ecological

/ˌiː.kəˈlɑː.dʒɪ.kəl/

(adjective) ekolojik, çevre dostu

Örnek:

The study focused on the ecological impact of deforestation.
Çalışma, ormansızlaşmanın ekolojik etkisine odaklandı.

ecosystem

/ˈiː.koʊˌsɪs.təm/

(noun) ekosistem, karmaşık ağ

Örnek:

The rainforest is a complex ecosystem with diverse plant and animal life.
Yağmur ormanı, çeşitli bitki ve hayvan yaşamına sahip karmaşık bir ekosistemdir.

endangered

/ɪnˈdeɪn.dʒɚd/

(adjective) nesli tükenmekte olan, tehlike altındaki

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

fauna

/ˈfɑː.nə/

(noun) fauna, hayvanlar alemi

Örnek:

The diverse fauna of the Amazon rainforest includes jaguars, monkeys, and countless bird species.
Amazon yağmur ormanlarının çeşitli faunası jaguarları, maymunları ve sayısız kuş türünü içerir.

flora

/ˈflɔːr.ə/

(noun) flora, bitki örtüsü

Örnek:

The diverse flora of the rainforest includes many unique species.
Yağmur ormanlarının çeşitli florası birçok eşsiz türü içerir.

food chain

/ˈfuːd ˌtʃeɪn/

(noun) besin zinciri

Örnek:

In the ocean food chain, plankton are at the bottom.
Okyanus besin zincirinde plankton en alttadır.

freshwater

/ˈfreʃˌwɑː.t̬ɚ/

(adjective) tatlı su

Örnek:

Many species of fish live in freshwater habitats.
Birçok balık türü tatlı su habitatlarında yaşar.

habitat

/ˈhæb.ə.tæt/

(noun) yaşam alanı, habitat

Örnek:

The panda's natural habitat is the bamboo forest.
Pandanın doğal yaşam alanı bambu ormanıdır.

mammal

/ˈmæm.əl/

(noun) memeli

Örnek:

Humans are mammals.
İnsanlar memelidir.

mangrove

/ˈmæŋ.ɡroʊv/

(noun) mangrov, mangrov ağacı

Örnek:

The boat navigated through the dense mangrove forest.
Tekne yoğun mangrov ormanında ilerledi.

marine

/məˈriːn/

(adjective) deniz, denizcilik, gemicilik;

(noun) deniz piyadesi, bahriyeli

Örnek:

The scientist studies marine life.
Bilim insanı deniz yaşamını inceliyor.

national park

/ˌnæʃ.ən.əl ˈpɑːrk/

(noun) milli park

Örnek:

Yellowstone is the first national park in the world.
Yellowstone, dünyanın ilk milli parkıdır.

native

/ˈneɪ.t̬ɪv/

(noun) yerli, doğma büyüme;

(adjective) yerli, ana, doğal

Örnek:

She is a native of Paris.
O, Paris'in yerlisidir.

overuse

/ˌoʊ.vɚˈjuːz/

(verb) aşırı kullanmak, fazla kullanmak;

(noun) aşırı kullanım, fazla kullanım

Örnek:

Many people overuse antibiotics, leading to resistance.
Birçok kişi antibiyotikleri aşırı kullanır, bu da dirence yol açar.

pangolin

/pæŋˈɡoʊ.lɪn/

(noun) pangolin, pullu karıncayiyen

Örnek:

The pangolin curled into a ball when threatened.
Pangolin tehdit edildiğinde top gibi kıvrıldı.

resource

/ˈriː.sɔːrs/

(noun) kaynak, varlık, beceri;

(verb) kaynak sağlamak, finanse etmek

Örnek:

The company has limited financial resources.
Şirketin sınırlı finansal kaynakları var.

species

/ˈspiː.ʃiːz/

(noun) tür, çeşit

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

wetland

/ˈwet.lənd/

(noun) sulak alan, bataklık

Örnek:

The conservation group is working to protect the local wetland.
Koruma grubu, yerel sulak alanı korumak için çalışıyor.

wildlife

/ˈwaɪld.laɪf/

(noun) yaban hayatı, vahşi yaşam

Örnek:

The national park is home to diverse wildlife.
Milli park, çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.

feed on

/fiːd ɑːn/

(phrasal verb) beslenmek, yemek, güçlenmek

Örnek:

Many birds feed on insects.
Birçok kuş böceklerle beslenir.

keen on

/kiːn ɑːn/

(idiom) düşkün, hevesli, hoşlanmak

Örnek:

She's very keen on playing tennis.
Tenis oynamaya çok düşkün.

coral reef

/ˌkɔːr.əl ˈriːf/

(noun) mercan resifi

Örnek:

Divers explored the vibrant coral reef teeming with marine life.
Dalgıçlar, deniz yaşamıyla dolu canlı mercan resifini keşfetti.

natural resources

/ˌnætʃ.ər.əl ˈriː.sɔːr.sɪz/

(plural noun) doğal kaynaklar

Örnek:

The country is rich in natural resources like oil and gas.
Ülke, petrol ve gaz gibi doğal kaynaklar açısından zengindir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren