Avatar of Vocabulary Set Ünite 9: Çevreyi Korumak

10. Sınıf İçinde Ünite 9: Çevreyi Korumak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'10. Sınıf' içinde 'Ünite 9: Çevreyi Korumak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

alarming

/əˈlɑːr.mɪŋ/

(adjective) endişe verici, alarm verici

Örnek:

The rapid spread of the disease is truly alarming.
Hastalığın hızlı yayılması gerçekten endişe verici.

balance

/ˈbæl.əns/

(noun) denge, uyum, bakiye;

(verb) dengelemek, karşılaştırmak

Örnek:

She lost her balance and fell.
Dengesini kaybetti ve düştü.

biodiversity

/ˌbaɪ.oʊ.dɪˈvɝː.sə.t̬i/

(noun) biyoçeşitlilik

Örnek:

Protecting rainforests is crucial for maintaining global biodiversity.
Yağmur ormanlarını korumak, küresel biyoçeşitliliği sürdürmek için çok önemlidir.

climate change

/ˈklaɪ.mət ˌtʃeɪndʒ/

(noun) iklim değişikliği

Örnek:

The scientific consensus is that human activities are the primary driver of recent climate change.
Bilimsel fikir birliği, insan faaliyetlerinin son iklim değişikliğinin temel itici gücü olduğudur.

consequence

/ˈkɑːn.sə.kwəns/

(noun) sonuç, netice, önem

Örnek:

The drought had serious consequences for farmers.
Kuraklığın çiftçiler için ciddi sonuçları oldu.

deforestation

/diːˌfɔːr.əˈsteɪ.ʃən/

(noun) ormansızlaşma, ağaç kesimi

Örnek:

Deforestation is a major cause of climate change.
Ormansızlaşma iklim değişikliğinin önemli bir nedenidir.

ecosystem

/ˈiː.koʊˌsɪs.təm/

(noun) ekosistem, karmaşık ağ

Örnek:

The rainforest is a complex ecosystem with diverse plant and animal life.
Yağmur ormanı, çeşitli bitki ve hayvan yaşamına sahip karmaşık bir ekosistemdir.

endangered

/ɪnˈdeɪn.dʒɚd/

(adjective) nesli tükenmekte olan, tehlike altındaki

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

extreme

/ɪkˈstriːm/

(adjective) aşırı, çok büyük, aşırı nokta;

(noun) aşırı, uç nokta

Örnek:

The weather conditions were extreme.
Hava koşulları aşırıydı.

giant

/ˈdʒaɪ.ənt/

(noun) dev, büyük şahsiyet, önemli kişi;

(adjective) dev, muazzam, büyük

Örnek:

The fairy tale featured a benevolent giant who helped the villagers.
Peri masalında köylülere yardım eden iyi huylu bir dev vardı.

gorilla

/ɡəˈrɪl.ə/

(noun) goril, iri yarı adam, kaba saba adam

Örnek:

The gorilla pounded its chest.
Goril göğsünü yumrukladı.

habitat

/ˈhæb.ə.tæt/

(noun) yaşam alanı, habitat

Örnek:

The panda's natural habitat is the bamboo forest.
Pandanın doğal yaşam alanı bambu ormanıdır.

heat wave

/ˈhiːt weɪv/

(noun) sıcak hava dalgası, sıcak dalgası

Örnek:

The city is experiencing a severe heat wave this week.
Şehir bu hafta şiddetli bir sıcak hava dalgası yaşıyor.

issue

/ˈɪʃ.uː/

(noun) konu, mesele, sorun;

(verb) çıkarmak, dağıtmak, yayımlamak

Örnek:

The main issue is funding for the new project.
Ana konu yeni projenin finansmanıdır.

lights-out

/ˈlaɪts.aʊt/

(noun) ışıkların söndürülmesi, yatış saati, nakavt;

(adjective) nakavt edici, bayıltıcı

Örnek:

At lights-out, all soldiers must be in their bunks.
Işıklar söndüğünde, tüm askerler ranzalarında olmalı.

non-living

/ˌnɑːnˈlɪv.ɪŋ/

(adjective) cansız, hayat belirtisi olmayan

Örnek:

Rocks and water are examples of non-living things.
Kayalar ve su, cansız varlıklara örnektir.

panda

/ˈpæn.də/

(noun) panda

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

pattern

/ˈpæt̬.ɚn/

(noun) desen, motif, kalıp;

(verb) desenlendirmek, şekillendirmek

Örnek:

The wallpaper has a floral pattern.
Duvar kağıdında çiçekli bir desen var.

polar

/ˈpoʊ.lɚ/

(adjective) kutup, zıt

Örnek:

The expedition studied polar bears in their natural habitat.
Keşif gezisi, doğal ortamlarında kutup ayılarını inceledi.

practical

/ˈpræk.tɪ.kəl/

(adjective) pratik, kullanışlı, gerçekçi

Örnek:

He has a lot of practical experience in engineering.
Mühendislikte çok fazla pratik deneyimi var.

respiratory

/ˈres.pə.rə.tɔːr.i/

(adjective) solunum, solunumsal

Örnek:

She suffered from a severe respiratory infection.
Şiddetli bir solunum yolu enfeksiyonu geçirdi.

sea level

/ˈsiː ˌlev.əl/

(noun) deniz seviyesi

Örnek:

Mount Everest is 8,848 meters above sea level.
Everest Dağı deniz seviyesinden 8.848 metre yüksekliktedir.

strict

/strɪkt/

(adjective) katı, sıkı, kesin

Örnek:

My parents were very strict about bedtime.
Ailem yatma saati konusunda çok katıydı.

suffering

/ˈsʌf.ɚ.ɪŋ/

(noun) acı, ızdırap, eziyet;

(verb) acı çeken, ızdırap çeken

Örnek:

The war caused immense suffering to the population.
Savaş, halka büyük acı çektirdi.

territory

/ˈter.ə.tɔːr.i/

(noun) toprak, bölge, alan

Örnek:

The country expanded its territory through conquest.
Ülke fetih yoluyla topraklarını genişletti.

tortoise

/ˈtɔːr.t̬əs/

(noun) kaplumbağa

Örnek:

The tortoise slowly made its way across the garden.
Kaplumbağa bahçeyi yavaşça geçti.

upset

/ʌpˈset/

(verb) üzmek, keyfini kaçırmak, devirmek;

(adjective) üzgün, keyifsiz, bozuk;

(noun) sürpriz, bozgun

Örnek:

The news really upset her.
Haber onu gerçekten üzdü.

wildlife

/ˈwaɪld.laɪf/

(noun) yaban hayatı, vahşi yaşam

Örnek:

The national park is home to diverse wildlife.
Milli park, çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren