Avatar of Vocabulary Set Ünite 5: İcatlar

10. Sınıf İçinde Ünite 5: İcatlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'10. Sınıf' içinde 'Ünite 5: İcatlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

3D printing

/ˌθriː.diː ˈprɪn.tɪŋ/

(noun) 3D baskı

Örnek:

3D printing has revolutionized manufacturing.
3D baskı üretimi devrim niteliğinde değiştirdi.

AI

/ˌeɪˈaɪ/

(abbreviation) yapay zeka, YZ

Örnek:

The company is investing heavily in AI research.
Şirket, yapay zeka araştırmalarına yoğun yatırım yapıyor.

app

/æp/

(noun) uygulama, app

Örnek:

I downloaded a new photo editing app.
Yeni bir fotoğraf düzenleme uygulaması indirdim.

apply

/əˈplaɪ/

(verb) başvurmak, müracaat etmek, sürmek

Örnek:

You should apply for the job by Friday.
Cuma gününe kadar işe başvurmalısın.

button

/ˈbʌt̬.ən/

(noun) düğme;

(verb) düğmelemek, düğmeye basmak

Örnek:

She sewed a new button on her coat.
Mantoya yeni bir düğme dikti.

charge

/tʃɑːrdʒ/

(verb) ücret almak, fiyat biçmek, suçlamak;

(noun) ücret, masraf, suçlama

Örnek:

The restaurant charged us for water we didn't order.
Restoran sipariş etmediğimiz su için bize ücret kesti.

chatbot

/ˈtʃæt.bɑːt/

(noun) chatbot

Örnek:

Many companies use chatbots to handle customer service inquiries.
Birçok şirket müşteri hizmetleri sorgularını ele almak için chatbot kullanır.

communicate

/kəˈmjuː.nə.keɪt/

(verb) iletişim kurmak, aktarmak, bulaştırmak

Örnek:

They communicate primarily through email.
Başlıca e-posta yoluyla iletişim kurarlar.

computer

/kəmˈpjuː.t̬ɚ/

(noun) bilgisayar

Örnek:

I need to buy a new computer for work.
İş için yeni bir bilgisayar almam gerekiyor.

device

/dɪˈvaɪs/

(noun) cihaz, aygıt, taktik

Örnek:

This new device can translate languages in real-time.
Bu yeni cihaz dilleri gerçek zamanlı çevirebilir.

display

/dɪˈspleɪ/

(verb) göstermek, sergilemek, görüntülemek;

(noun) ekran, sergi, görüntü

Örnek:

The museum will display ancient artifacts.
Müze antik eserleri sergileyecek.

driverless

/ˈdraɪ.vɚ.ləs/

(adjective) sürücüsüz, otonom

Örnek:

The company is testing driverless cars on public roads.
Şirket, halka açık yollarda sürücüsüz arabaları test ediyor.

e-reader

/ˈiː.riː.dər/

(noun) e-okuyucu, elektronik kitap okuyucu

Örnek:

She prefers reading on her e-reader rather than physical books.
Fiziksel kitaplar yerine e-okuyucusunda okumayı tercih ediyor.

educational

/ˌedʒ.əˈkeɪ.ʃən.əl/

(adjective) eğitimsel, öğretici, bilgilendirici

Örnek:

The museum offers many educational programs for children.
Müze çocuklar için birçok eğitim programı sunuyor.

experiment

/ɪkˈsper.ə.mənt/

(noun) deney, tecrübe, girişim;

(verb) deney yapmak, tecrübe etmek

Örnek:

The scientists conducted an experiment to test their new theory.
Bilim insanları yeni teorilerini test etmek için bir deney yaptılar.

hardware

/ˈhɑːrd.wer/

(noun) donanım, nalburiye, hardware

Örnek:

We need to buy some new hardware for the kitchen cabinets.
Mutfak dolapları için yeni donanım almamız gerekiyor.

install

/ɪnˈstɑːl/

(verb) kurmak, yerleştirmek, atamak

Örnek:

We need to install the new washing machine today.
Bugün yeni çamaşır makinesini kurmamız gerekiyor.

internet

/ˈɪn.t̬ɚ.net/

(noun) internet

Örnek:

I found the information on the internet.
Bilgiyi internette buldum.

invention

/ɪnˈven.ʃən/

(noun) icat, buluş, uydurma

Örnek:

The invention of the printing press revolutionized communication.
Matbaanın icat edilmesi iletişimi devrimleştirdi.

laboratory

/ˈlæb.rə.tɔːr.i/

(noun) laboratuvar, lab

Örnek:

The scientists conducted experiments in the laboratory.
Bilim insanları deneyleri laboratuvarda yaptı.

laptop

/ˈlæp.tɑːp/

(noun) dizüstü bilgisayar, laptop

Örnek:

I bought a new laptop for work.
İş için yeni bir dizüstü bilgisayar aldım.

processor

/ˈprɑː.ses.ɚ/

(noun) işleyici, işlemci, CPU

Örnek:

The food processor quickly chopped the vegetables.
Mutfak robotu sebzeleri hızla doğradı.

ram

/ræm/

(noun) koç, ram, koçbaşı;

(verb) çarpmak, tıkıştırmak

Örnek:

The shepherd led the flock, with a large ram at its head.
Çoban sürüyü, başında büyük bir koç ile götürdü.

smartphone

/ˈsmɑːrt.foʊn/

(noun) akıllı telefon

Örnek:

She uses her smartphone for everything, from checking emails to navigating.
E-postaları kontrol etmekten navigasyona kadar her şey için akıllı telefonunu kullanıyor.

software

/ˈsɑːft.wer/

(noun) yazılım

Örnek:

This computer needs new software to run the latest applications.
Bu bilgisayarın en son uygulamaları çalıştırmak için yeni yazılıma ihtiyacı var.

stain

/steɪn/

(noun) leke, boya;

(verb) lekelemek, kirletmek, boyamak

Örnek:

There's a coffee stain on my shirt.
Gömleğimde kahve lekesi var.

store

/stɔːr/

(noun) mağaza, dükkan, depo;

(verb) depolamak, saklamak

Örnek:

I need to go to the grocery store to buy some milk.
Süt almak için bakkala gitmem gerekiyor.

suitable

/ˈsuː.t̬ə.bəl/

(adjective) uygun, elverişli

Örnek:

This dress is not suitable for a formal event.
Bu elbise resmi bir etkinlik için uygun değil.

vacuum

/ˈvæk.juːm/

(noun) vakum, boşluk, elektrik süpürgesi;

(verb) süpürmek

Örnek:

Scientists created a near-perfect vacuum in the lab.
Bilim insanları laboratuvarda neredeyse mükemmel bir vakum oluşturdular.

valuable

/ˈvæl.jə.bəl/

(adjective) değerli, kıymetli, faydalı

Örnek:

The antique vase is extremely valuable.
Antika vazo son derece değerli.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren