Avatar of Vocabulary Set Diğerleri (Into)

'Into', 'To', 'About', & 'For' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Diğerleri (Into) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Into', 'To', 'About', & 'For' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Diğerleri (Into)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

come into

/kʌm ˈɪntuː/

(phrasal verb) miras kalmak, sahip olmak, yürürlüğe girmek

Örnek:

She came into a large fortune after her uncle passed away.
Amcası vefat ettikten sonra büyük bir servet miras kaldı.

eat into

/iːt ˈɪntuː/

(phrasal verb) tüketmek, azaltmak, yemek

Örnek:

Unexpected expenses are starting to eat into our savings.
Beklenmedik harcamalar birikimlerimizi tüketmeye başlıyor.

fit into

/fɪt ˈɪntuː/

(phrasal verb) sığmak, uymak, uyum sağlamak

Örnek:

The new sofa doesn't fit into the living room.
Yeni kanepe oturma odasına sığmıyor.

go into

/ɡoʊ ˈɪntuː/

(phrasal verb) girmek, içeri girmek, başlamak

Örnek:

Let's go into the house, it's getting cold.
Hadi eve girelim, hava soğuyor.

lay into

/leɪ ˈɪntuː/

(phrasal verb) yüklenmek, azarlamak

Örnek:

The coach really laid into the team after their poor performance.
Koç, kötü performanslarından sonra takıma gerçekten yüklendi.

parlay into

/ˈpɑːrleɪ ˈɪntuː/

(phrasal verb) dönüştürmek, fırsata çevirmek

Örnek:

He managed to parlay his small investment into a fortune.
Küçük yatırımını bir servete dönüştürmeyi başardı.

plug into

/plʌɡ ˈɪntuː/

(phrasal verb) takmak, bağlamak, dahil olmak

Örnek:

Make sure to plug into the wall socket before turning it on.
Açmadan önce duvardaki prize takın.

read into

/riːd ˈɪntuː/

(phrasal verb) anlam yüklemek, aşırı yorumlamak

Örnek:

Don't read into her silence; she's just tired.
Sessizliğine anlam yükleme; sadece yorgun.

run into

/rʌn ˈɪntuː/

(phrasal verb) rastlamak, karşılaşmak, çarpmak

Örnek:

I didn't expect to run into you at the supermarket.
Süpermarkette sana rastlayacağımı beklemiyordum.

talk into

/tɔːk ˈɪntuː/

(phrasal verb) ikna etmek, razı etmek

Örnek:

I managed to talk him into coming with us.
Onu bizimle gelmeye ikna etmeyi başardım.

check into

/tʃek ˈɪntuː/

(phrasal verb) giriş yapmak, kayıt yaptırmak, araştırmak

Örnek:

We need to check into the hotel before 3 PM.
Saat 15:00'ten önce otele giriş yapmamız gerekiyor.

dig into

/dɪɡ ˈɪntuː/

(phrasal verb) derinlemesine incelemek, gömülmek, silip süpürmek

Örnek:

It's time to really dig into this project and get it done.
Bu projeye gerçekten gömülüp bitirme zamanı geldi.

dip into

/dɪp ˈɪntuː/

(phrasal verb) el atmak, kullanmaya başlamak, göz gezdirmek

Örnek:

I had to dip into my savings to pay for the car repairs.
Araba tamiri için birikimlerime el atmak zorunda kaldım.

look into

/lʊk ˈɪntuː/

(phrasal verb) araştırmak, incelemek

Örnek:

The police are going to look into the matter.
Polis olayı araştıracak.

put into

/pʊt ˈɪntuː/

(phrasal verb) yatırmak, harcamak, sokmak

Örnek:

She decided to put all her savings into starting her own business.
Tüm birikimlerini kendi işini kurmaya yatırmaya karar verdi.

buy into

/baɪ ˈɪntuː/

(phrasal verb) inanmak, kabul etmek, ortak olmak

Örnek:

I don't buy into the idea that money can solve all problems.
Paranın tüm sorunları çözebileceği fikrine inanmıyorum.

pour into

/pɔːr ˈɪntuː/

(phrasal verb) içine dökmek, içine akmak, aktarmak

Örnek:

Water began to pour into the basement after the heavy rain.
Şiddetli yağmurdan sonra su bodruma akmaya başladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren