Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - C1 - V Harfi

Oxford 5000 - C1 İçinde Oxford 5000 - C1 - V Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - C1' içinde 'Oxford 5000 - C1 - V Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

vacuum

/ˈvæk.juːm/

(noun) vakum, boşluk, elektrik süpürgesi;

(verb) süpürmek

Örnek:

Scientists created a near-perfect vacuum in the lab.
Bilim insanları laboratuvarda neredeyse mükemmel bir vakum oluşturdular.

vague

/veɪɡ/

(adjective) belirsiz, muğlak

Örnek:

The instructions were vague and difficult to follow.
Talimatlar belirsizdi ve takip etmesi zordu.

validity

/vəˈlɪd.ə.t̬i/

(noun) geçerlilik, doğruluk

Örnek:

The validity of the contract was questioned by the court.
Sözleşmenin geçerliliği mahkeme tarafından sorgulandı.

vanish

/ˈvæn.ɪʃ/

(verb) kaybolmak, yok olmak

Örnek:

The magician made the rabbit vanish.
Sihirbaz tavşanı yok etti.

variable

/ˈver.i.ə.bəl/

(adjective) değişken, istikrarsız;

(noun) değişken

Örnek:

The weather here is highly variable.
Buradaki hava çok değişken.

varied

/ˈver.ɪd/

(adjective) çeşitli, farklı, değişken

Örnek:

The menu offers a varied selection of dishes.
Menüde çeşitli yemek seçenekleri bulunmaktadır.

vein

/veɪn/

(noun) damar, toplardamar, çizgi

Örnek:

The nurse struggled to find a suitable vein for the injection.
Hemşire enjeksiyon için uygun bir damar bulmakta zorlandı.

venture

/ˈven.tʃɚ/

(noun) girişim, macera, riskli iş;

(verb) girişmek, cesaret etmek, risk almak

Örnek:

Their latest business venture failed.
Son iş girişimleri başarısız oldu.

verbal

/ˈvɝː.bəl/

(adjective) sözlü, sözel, fiilsel

Örnek:

He gave a verbal promise.
Sözlü bir söz verdi.

verdict

/ˈvɝː.dɪkt/

(noun) karar, hüküm, görüş

Örnek:

The jury returned a verdict of not guilty.
Jüri beraat kararı verdi.

verify

/ˈver.ə.faɪ/

(verb) doğrulamak, teyit etmek

Örnek:

Please verify your email address to complete the registration.
Kaydı tamamlamak için lütfen e-posta adresinizi doğrulayın.

verse

/vɝːs/

(noun) dize, kıta, ayet;

(verb) şiir yazmak, dizelemek

Örnek:

The poet wrote a beautiful verse about nature.
Şair doğa hakkında güzel bir dize yazdı.

versus

/ˈvɝː.səs/

(preposition) karşı, versus, yerine

Örnek:

It's the home team versus the visitors tonight.
Bu gece ev sahibi takım misafir takıma karşı oynuyor.

vessel

/ˈves.əl/

(noun) gemi, tekne, kap

Örnek:

The fishing vessel returned to port with a full catch.
Balıkçı gemisi tam avla limana döndü.

veteran

/ˈve.t̬ɚ.ən/

(noun) kıdemli, uzman, gazi;

(adjective) kıdemli, deneyimli

Örnek:

She is a veteran teacher with over 30 years of experience.
O, 30 yılı aşkın deneyime sahip kıdemli bir öğretmendir.

viable

/ˈvaɪ.ə.bəl/

(adjective) uygulanabilir, yaşayabilir, mümkün

Örnek:

The company needs to find a viable solution to its financial problems.
Şirketin mali sorunlarına uygulanabilir bir çözüm bulması gerekiyor.

vibrant

/ˈvaɪ.brənt/

(adjective) canlı, enerjik, parlak

Örnek:

She has a vibrant personality.
Canlı bir kişiliği var.

vice

/vaɪs/

(noun) kötülük, ahlaksızlık, mengene;

(prefix) başkan yardımcısı, vekil

Örnek:

Gambling is considered a vice by many.
Kumar, birçok kişi tarafından bir kötülük olarak kabul edilir.

vicious

/ˈvɪʃ.əs/

(adjective) acımasız, kötü, şiddetli

Örnek:

The dog gave him a vicious bite.
Köpek ona acımasız bir ısırık attı.

villager

/ˈvɪl.ɪ.dʒɚ/

(noun) köylü

Örnek:

The villagers gathered in the town square.
Köylüler kasaba meydanında toplandı.

violate

/ˈvaɪ.ə.leɪt/

(verb) ihlal etmek, çiğnemek, kutsallığını bozmak

Örnek:

They violated the terms of the agreement.
Anlaşma şartlarını ihlal ettiler.

violation

/ˌvaɪ.əˈleɪ.ʃən/

(noun) ihlal, çiğneme, saygısızlık

Örnek:

The company was fined for a violation of environmental regulations.
Şirket, çevre düzenlemelerini ihlal ettiği için para cezasına çarptırıldı.

virtue

/ˈvɝː.tʃuː/

(noun) erdem, ahlak, iyi özellik

Örnek:

Patience is a virtue.
Sabır bir erdemdir.

vocal

/ˈvoʊ.kəl/

(adjective) vokal, sesle ilgili, açık sözlü;

(noun) vokal, ses

Örnek:

She has amazing vocal range.
İnanılmaz bir vokal aralığı var.

vow

/vaʊ/

(noun) yemin, ant;

(verb) yemin etmek, söz vermek

Örnek:

He made a vow to protect his family.
Ailesini korumak için bir yemin etti.

vulnerability

/ˌvʌl.nɚ.əˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) savunmasızlık, zayıflık

Örnek:

The old bridge's vulnerability to strong winds was a concern.
Eski köprünün şiddetli rüzgarlara karşı savunmasızlığı endişe vericiydi.

vulnerable

/ˈvʌl.nɚ.ə.bəl/

(adjective) savunmasız, hassas

Örnek:

The small village was vulnerable to attack.
Küçük köy saldırıya açıktı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren