Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - C1 - H Harfi

Oxford 5000 - C1 İçinde Oxford 5000 - C1 - H Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - C1' içinde 'Oxford 5000 - C1 - H Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

hail

/heɪl/

(noun) dolu, selam, çağrı;

(verb) dolu yağmak, çağırmak, selamlamak;

(exclamation) selam

Örnek:

The sudden hail storm damaged the crops.
Ani dolu fırtınası ekinlere zarar verdi.

halfway

/ˌhæfˈweɪ/

(adverb) yarı yolda, yarım;

(adjective) yarım, eksik

Örnek:

We stopped halfway to the destination for a break.
Hedefe yarı yolda mola verdik.

halt

/hɑːlt/

(verb) durmak, durdurmak;

(noun) durma, mola;

(exclamation) Dur!

Örnek:

The car came to a sudden halt.
Araba aniden durdu.

handful

/ˈhænd.fʊl/

(noun) avuç, bir avuç dolusu, baş belası

Örnek:

She took a handful of nuts from the bowl.
Kaseden bir avuç fındık aldı.

handling

/ˈhænd.lɪŋ/

(noun) yönetim, kullanım, dokunma

Örnek:

The company's handling of the crisis was widely criticized.
Şirketin kriz yönetimi geniş çapta eleştirildi.

handy

/ˈhæn.di/

(adjective) kullanışlı, pratik, yakın

Örnek:

This small tool is very handy for quick repairs.
Bu küçük alet hızlı tamiratlar için çok kullanışlı.

harassment

/həˈræs.mənt/

(noun) taciz, rahatsız etme, eziyet

Örnek:

The company has a strict policy against workplace harassment.
Şirketin iş yerinde tacize karşı katı bir politikası var.

hardware

/ˈhɑːrd.wer/

(noun) donanım, nalburiye, hardware

Örnek:

We need to buy some new hardware for the kitchen cabinets.
Mutfak dolapları için yeni donanım almamız gerekiyor.

harmony

/ˈhɑːr.mə.ni/

(noun) armoni, uyum, ahenk

Örnek:

The choir sang in perfect harmony.
Koro mükemmel bir uyum içinde şarkı söyledi.

harsh

/hɑːrʃ/

(adjective) sert, haşin, acımasız

Örnek:

The desert sun can be incredibly harsh.
Çöl güneşi inanılmaz derecede sert olabilir.

harvest

/ˈhɑːr.vəst/

(noun) hasat, ekin, ürün;

(verb) hasat etmek, toplamak, elde etmek

Örnek:

The harvest was abundant this year due to good weather.
İyi hava sayesinde bu yılki hasat bol oldu.

hatred

/ˈheɪ.trɪd/

(noun) nefret, kin

Örnek:

His eyes were filled with hatred.
Gözleri nefretle doluydu.

haunt

/hɑːnt/

(noun) uğrak yeri, mekan, barınak;

(verb) perili olmak, uğramak, rahatsız etmek

Örnek:

The old pub was his favorite haunt.
Eski pub onun favori uğrak yeriydi.

hazard

/ˈhæz.ɚd/

(noun) tehlike, risk;

(verb) tehlikeye atmak, göze almak

Örnek:

The construction site was full of potential hazards.
İnşaat alanı potansiyel tehlikelerle doluydu.

heighten

/ˈhaɪ.t̬ən/

(verb) artırmak, şiddetlendirmek, yükseltmek

Örnek:

The tension in the room began to heighten.
Odadaki gerilim artmaya başladı.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

hierarchy

/ˈhaɪ.rɑːr.ki/

(noun) hiyerarşi, sıradüzen

Örnek:

The company has a strict management hierarchy.
Şirketin katı bir yönetim hiyerarşisi var.

high-profile

/ˌhaɪˈproʊ.faɪl/

(adjective) yüksek profilli, tanınmış, dikkat çeken

Örnek:

The company hired a high-profile lawyer for the case.
Şirket, dava için yüksek profilli bir avukat tuttu.

hint

/hɪnt/

(noun) ipucu, ima, işaret;

(verb) ima etmek, işaret etmek, belli etmek

Örnek:

She dropped a hint about what she wanted for her birthday.
Doğum gününde ne istediğine dair bir ipucu verdi.

homeland

/ˈhoʊm.lænd/

(noun) anavatan, memleket

Örnek:

He returned to his homeland after many years abroad.
Yurt dışında geçirdiği uzun yıllardan sonra anavatanına döndü.

hook

/hʊk/

(noun) kanca, olta iğnesi, kroşe;

(verb) kancalamak, yakalamak, sarmak

Örnek:

Hang your coat on the hook by the door.
Paltounu kapının yanındaki kancaya as.

hopeful

/ˈhoʊp.fəl/

(adjective) umutlu, iyimser;

(noun) umutlu kişi, aday

Örnek:

She felt hopeful about her chances of getting the job.
İşi alma şansları konusunda umutluydu.

horizon

/həˈraɪ.zən/

(noun) ufuk, kapsam

Örnek:

The sun dipped below the horizon, painting the sky in hues of orange and purple.
Güneş ufuk çizgisinin altına battı, gökyüzünü turuncu ve mor tonlarına boyadı.

horn

/hɔːrn/

(noun) boynuz, korna, düdük;

(verb) korna çalmak, düdük çalmak

Örnek:

The bull lowered its head and charged, its sharp horns aimed at the matador.
Boğa başını eğdi ve saldırdı, keskin boynuzları matadora doğruydu.

hostage

/ˈhɑː.stɪdʒ/

(noun) rehin

Örnek:

The terrorists took several people hostage.
Teröristler birkaç kişiyi rehin aldı.

hostile

/ˈhɑː.stəl/

(adjective) düşmanca, hasmane, düşman

Örnek:

The crowd became hostile after the announcement.
Duyurudan sonra kalabalık düşmanca oldu.

hostility

/hɑːˈstɪl.ə.t̬i/

(noun) düşmanlık, husumet, düşmanlıklar

Örnek:

There was open hostility between the two groups.
İki grup arasında açık bir düşmanlık vardı.

humanitarian

/hjuːˌmæn.ɪˈter.i.ən/

(noun) insani yardım görevlisi, hayırsever;

(adjective) insani, hayırsever

Örnek:

She dedicated her life to being a humanitarian, helping those in need around the world.
Hayatını bir insani yardım görevlisi olmaya adadı, dünya çapında ihtiyacı olanlara yardım etti.

humanity

/hjuːˈmæn.ə.t̬i/

(noun) insanlık, merhamet

Örnek:

We must protect the future of humanity.
İnsanlığın geleceğini korumalıyız.

humble

/ˈhʌm.bəl/

(adjective) mütevazı, alçakgönüllü, basit;

(verb) alçaltmak, küçük düşürmek

Örnek:

He is a very humble person despite his great success.
Büyük başarısına rağmen çok mütevazı bir insan.

hydrogen

/ˈhaɪ.drə.dʒən/

(noun) hidrojen

Örnek:

Water is composed of hydrogen and oxygen.
Su hidrojen ve oksijenden oluşur.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren