Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - B2 - G Harfi

Oxford 5000 - B2 İçinde Oxford 5000 - B2 - G Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - B2' içinde 'Oxford 5000 - B2 - G Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

gaming

/ˈɡeɪ.mɪŋ/

(noun) oyunculuk, oyun oynama, kumar

Örnek:

He spends most of his free time gaming with his friends online.
Boş zamanının çoğunu arkadaşlarıyla çevrimiçi oyun oynayarak geçiriyor.

gay

/ɡeɪ/

(adjective) eşcinsel, gay, neşeli

Örnek:

He came out as gay last year.
Geçen yıl eşcinsel olduğunu açıkladı.

gender

/ˈdʒen.dɚ/

(noun) cinsiyet, toplumsal cinsiyet;

(verb) cinsiyetlendirmek, cinsiyet atamak

Örnek:

The company is committed to promoting gender equality in the workplace.
Şirket, iş yerinde cinsiyet eşitliğini teşvik etmeye kararlıdır.

gene

/dʒiːn/

(noun) gen

Örnek:

The gene for blue eyes is recessive.
Mavi göz geni çekiniktir.

genetic

/dʒəˈnet̬.ɪk/

(adjective) genetik

Örnek:

The disease has a strong genetic component.
Hastalığın güçlü bir genetik bileşeni var.

genius

/ˈdʒiː.ni.əs/

(noun) deha, yetenek, dahi

Örnek:

She has a genius for languages.
Dillere karşı bir dehası var.

genuine

/ˈdʒen.ju.ɪn/

(adjective) hakiki, gerçek, samimi

Örnek:

Is this a genuine leather bag?
Bu hakiki deri bir çanta mı?

genuinely

/ˈdʒen.ju.ɪn.li/

(adverb) gerçekten, samimiyetle, sahiden

Örnek:

She genuinely cares about her students' well-being.
Öğrencilerinin iyiliğini gerçekten önemsiyor.

gesture

/ˈdʒes.tʃɚ/

(noun) jest, işaret, gösterge;

(verb) jest yapmak, işaret etmek

Örnek:

He made a rude gesture with his hand.
Eliyle kaba bir jest yaptı.

gig

/ɡɪɡ/

(noun) konser, sahne performansı, iş;

(verb) sahne almak, konser vermek

Örnek:

The band played a fantastic gig at the local club last night.
Grup dün gece yerel kulüpte harika bir konser verdi.

globalization

/ˌɡloʊ.bəl.əˈzeɪ.ʃən/

(noun) küreselleşme

Örnek:

The rise of the internet has greatly accelerated globalization.
İnternetin yükselişi küreselleşmeyi büyük ölçüde hızlandırdı.

globe

/ɡloʊb/

(noun) küre, dünya, top;

(verb) küre haline getirmek, yuvarlamak

Örnek:

Scientists are studying climate change across the globe.
Bilim insanları küre genelinde iklim değişikliğini inceliyor.

golden

/ˈɡoʊl.dən/

(adjective) altın, altın rengi, sarımsı altın

Örnek:

She wore a beautiful golden necklace.
Güzel bir altın kolye takıyordu.

goodness

/ˈɡʊd.nəs/

(noun) iyilik, erdem, kalite;

(exclamation) aman Allah'ım, Allah aşkına

Örnek:

Her goodness was evident in all her actions.
Onun iyiliği tüm eylemlerinde belirgindi.

gorgeous

/ˈɡɔːr.dʒəs/

(adjective) muhteşem, görkemli, harika

Örnek:

She looked gorgeous in her wedding dress.
Gelinliğinin içinde muhteşem görünüyordu.

governor

/ˈɡʌv.ɚ.nɚ/

(noun) vali, başkan, regülatör

Örnek:

The governor signed the new bill into law.
Vali yeni yasayı imzaladı.

graphic

/ˈɡræf.ɪk/

(adjective) grafik, açık, ayrıntılı

Örnek:

She works as a graphic designer.
Grafik tasarımcı olarak çalışıyor.

graphics

/ˈɡræf.ɪks/

(noun) grafikler, çizimler, grafik

Örnek:

The book features stunning graphics and illustrations.
Kitapta çarpıcı grafikler ve illüstrasyonlar bulunuyor.

greatly

/ˈɡreɪt.li/

(adverb) büyük ölçüde, çok

Örnek:

Her performance has greatly improved.
Performansı büyük ölçüde iyileşti.

greenhouse

/ˈɡriːn.haʊs/

(noun) sera

Örnek:

The gardener spent hours tending to the plants in the greenhouse.
Bahçıvan, seradaki bitkilere bakmak için saatler harcadı.

grocery

/ˈɡroʊ.sɚ.i/

(noun) bakkal, market, market alışverişi

Örnek:

I need to go to the grocery store to buy some milk.
Süt almak için bakkala gitmem gerekiyor.

guideline

/ˈɡaɪd.laɪn/

(noun) yönerge, kılavuz

Örnek:

The company issued new safety guidelines for all employees.
Şirket, tüm çalışanlar için yeni güvenlik yönergeleri yayınladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren