Avatar of Vocabulary Set A1 - R Harfi

Oxford 3000 - A1 İçinde A1 - R Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 3000 - A1' içinde 'A1 - R Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

radio

/ˈreɪ.di.oʊ/

(noun) radyo, radyo yayını, telsiz;

(verb) telsizle haberleşmek, radyo ile yayınlamak

Örnek:

I listen to the radio every morning.
Her sabah radyo dinlerim.

rain

/reɪn/

(noun) yağmur;

(verb) yağmak

Örnek:

The rain started pouring just as we left.
Biz tam çıkarken yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı.

read

/riːd/

(verb) okumak, yorumlamak, anlamak;

(noun) okuma

Örnek:

She loves to read books in her free time.
Boş zamanlarında kitap okumayı sever.

reader

/ˈriː.dɚ/

(noun) okuyucu, cihaz, okuma kitabı

Örnek:

She is an avid reader of historical novels.
Tarihi romanların hevesli bir okuyucusudur.

reading

/ˈriː.dɪŋ/

(noun) okuma, okuma materyali, okunacaklar;

(verb) okuyan

Örnek:

She enjoys reading in her free time.
Boş zamanlarında okumayı sever.

ready

/ˈred.i/

(adjective) hazır, amade, istekli;

(verb) hazırlamak, donatmak

Örnek:

Are you ready to go?
Gitmek için hazır mısın?

real

/ˈriː.əl/

(adjective) gerçek, hakiki, samimi;

(adverb) gerçekten, çok

Örnek:

Is this a real diamond or a fake?
Bu gerçek bir elmas mı yoksa sahte mi?

really

/ˈriː.ə.li/

(adverb) gerçekten, sahiden, çok;

(interjection) gerçekten mi?, sahiden mi?

Örnek:

He didn't really understand the instructions.
Talimatları gerçekten anlamadı.

reason

/ˈriː.zən/

(noun) neden, sebep, akıl;

(verb) akıl yürütmek, mantık yürütmek

Örnek:

The reason for his absence was illness.
Yokluğunun nedeni hastalıktı.

red

/red/

(adjective) kırmızı, kızarmış;

(noun) kırmızı, kırmızı renk

Örnek:

The stop sign was bright red.
Dur işareti parlak kırmızıydı.

relax

/rɪˈlæks/

(verb) gevşemek, rahatlamak, gevşetmek

Örnek:

After a long day, I like to relax with a good book.
Uzun bir günün ardından iyi bir kitapla gevşemeyi severim.

remember

/rɪˈmem.bɚ/

(verb) hatırlamak, anımsamak, unutmamak

Örnek:

I can't remember where I put my keys.
Anahtarlarımı nereye koyduğumu hatırlayamıyorum.

repeat

/rɪˈpiːt/

(verb) tekrar etmek, yinelemek, yeniden yapmak;

(noun) tekrar, yineleme

Örnek:

Could you please repeat that?
Lütfen bunu tekrar eder misiniz?

report

/rɪˈpɔːrt/

(noun) rapor, bildiri, ses;

(verb) bildirmek, rapor etmek, rapor vermek

Örnek:

The police issued a report on the incident.
Polis olayla ilgili bir rapor yayınladı.

restaurant

/ˈres.tə.rɑːnt/

(noun) restoran

Örnek:

Let's go to that new Italian restaurant tonight.
Bu akşam o yeni İtalyan restoranına gidelim.

result

/rɪˈzʌlt/

(noun) sonuç, netice, skor;

(verb) sonuçlanmak, kaynaklanmak

Örnek:

The positive result of the experiment was celebrated.
Deneyin olumlu sonucu kutlandı.

return

/rɪˈtɝːn/

(verb) dönmek, iade etmek, geri aramak;

(noun) dönüş, iade, getiri

Örnek:

He decided to return to his hometown after many years.
Uzun yıllar sonra memleketine dönmeye karar verdi.

rice

/raɪs/

(noun) pirinç;

(verb) pirinç yıkamak, ezmek, püre yapmak

Örnek:

She cooked a delicious meal with chicken and rice.
Tavuk ve pilavla lezzetli bir yemek pişirdi.

rich

/rɪtʃ/

(adjective) zengin, varlıklı, yoğun;

(noun) zenginler, varlıklılar

Örnek:

He became rich after investing in technology stocks.
Teknoloji hisselerine yatırım yaptıktan sonra zengin oldu.

ride

/raɪd/

(verb) binmek, gitmek;

(noun) sürüş, gezinti, bırakma

Örnek:

She loves to ride her horse every morning.
Her sabah atına binmeyi sever.

right

/raɪt/

(adjective) doğru, haklı, sağ;

(adverb) sağa, hemen, doğrudan;

(noun) hak, haklar, sağ;

(verb) düzeltmek, doğrultmak;

(interjection) tamam, değil mi

Örnek:

It's not right to cheat on a test.
Sınavda kopya çekmek doğru değil.

river

/ˈrɪv.ɚ/

(noun) nehir, ırmak

Örnek:

The boat sailed down the river.
Tekne nehirde aşağı doğru yelken açtı.

road

/roʊd/

(noun) yol, cadde, istikamet

Örnek:

The new road connects the two cities.
Yeni yol iki şehri birbirine bağlıyor.

room

/ruːm/

(noun) yer, alan, oda;

(verb) konaklatmak, yerleştirmek

Örnek:

Is there enough room for everyone?
Herkes için yeterli yer var mı?

routine

/ruːˈtiːn/

(noun) rutin, alışkanlık, alt program;

(adjective) rutin, olağan

Örnek:

My morning routine includes coffee and reading the news.
Sabah rutinim kahve ve haber okumayı içerir.

rule

/ruːl/

(noun) kural, yönetmelik, yönetim;

(verb) yönetmek, hükmetmek, hakim olmak

Örnek:

The first rule of the club is to always be on time.
Kulübün ilk kuralı her zaman zamanında olmaktır.

run

/rʌn/

(verb) koşmak, çalışmak, işlemek;

(noun) koşu, dönem, süre

Örnek:

She decided to run a marathon next year.
Gelecek yıl bir maraton koşmaya karar verdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren