Avatar of Vocabulary Set Günlük aktiviteler

Ortak Kelimeler İçinde Günlük aktiviteler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Ortak Kelimeler' içinde 'Günlük aktiviteler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

brush your teeth

/brʌʃ jʊər tiːθ/

(phrase) diş fırçalamak

Örnek:

Remember to brush your teeth before bed.
Yatmadan önce dişlerinizi fırçalamayı unutmayın.

buy

/baɪ/

(verb) satın almak, almak, inanmak;

(noun) satın alma, alışveriş

Örnek:

I want to buy a new car.
Yeni bir araba satın almak istiyorum.

comb

/koʊm/

(noun) tarak, ibik;

(verb) taramak, aramak

Örnek:

She ran a comb through her tangled hair.
Dolaşmış saçlarını bir tarakla taradı.

cook

/kʊk/

(verb) pişirmek, yemek yapmak;

(noun) aşçı, yemekçi

Örnek:

She loves to cook Italian food.
İtalyan yemekleri pişirmeyi sever.

homework

/ˈhoʊm.wɝːk/

(noun) ödev

Örnek:

I have a lot of homework to finish tonight.
Bu gece bitirmem gereken çok ödevim var.

eat in

/iːt ɪn/

(phrasal verb) evde yemek yemek

Örnek:

Let's eat in tonight instead of going out.
Bu gece dışarı çıkmak yerine evde yiyelim.

eat out

/iːt aʊt/

(phrasal verb) dışarıda yemek yemek, restoranda yemek yemek

Örnek:

Let's eat out tonight, I don't feel like cooking.
Bu akşam dışarıda yemek yiyelim, yemek yapmak istemiyorum.

feed on

/fiːd ɑːn/

(phrasal verb) beslenmek, yemek, güçlenmek

Örnek:

Many birds feed on insects.
Birçok kuş böceklerle beslenir.

get up

/ɡet ˈʌp/

(phrasal verb) kalkmak, uyanmak, ayağa kalkmak

Örnek:

I usually get up at 7 AM on weekdays.
Hafta içi genellikle sabah 7'de kalkarım.

go home

/ɡoʊ hoʊm/

(phrasal verb) eve gitmek, eve dönmek

Örnek:

It's getting late, I should go home now.
Geç oluyor, şimdi eve gitmeliyim.

go to bed

/ɡoʊ tə bɛd/

(phrase) yatmak, uyumak

Örnek:

I'm tired, I think I'll go to bed now.
Yorgunum, sanırım şimdi yatacağım.

garden

/ˈɡɑːr.dən/

(noun) bahçe;

(verb) bahçe işleriyle uğraşmak, ekip biçmek

Örnek:

She spent the afternoon working in her garden.
Öğleden sonrayı bahçesinde çalışarak geçirdi.

go shopping

/ɡoʊ ˈʃɑː.pɪŋ/

(phrase) alışverişe gitmek, alışveriş yapmak

Örnek:

I need to go shopping for new clothes.
Yeni kıyafetler için alışverişe gitmem gerekiyor.

have a break

/hæv ə breɪk/

(phrase) mola vermek, dinlenmek

Örnek:

Let's have a break and grab some coffee.
Hadi bir mola verelim ve biraz kahve içelim.

have breakfast

/hæv ˈbrekfəst/

(verb) kahvaltı yapmak

Örnek:

I usually have breakfast at 7 AM.
Genellikle sabah 7'de kahvaltı yaparım.

have lunch

/hæv lʌntʃ/

(verb) öğle yemeği yemek, öğle yemeği

Örnek:

Let's have lunch together tomorrow.
Yarın birlikte öğle yemeği yiyelim.

have dinner

/hæv ˈdɪn.ər/

(verb) akşam yemeği yemek, yemek yemek

Örnek:

We usually have dinner around 7 PM.
Genellikle akşam 7 civarında akşam yemeği yeriz.

take a shower

/teɪk ə ˈʃaʊ.ər/

(phrase) duş almak, duş yapmak

Örnek:

I need to take a shower after my workout.
Antrenmandan sonra duş almam gerekiyor.

listen to music

/ˈlɪs.ən tə ˈmjuː.zɪk/

(phrase) müzik dinlemek

Örnek:

I like to listen to music while I work.
Çalışırken müzik dinlemeyi severim.

hang out

/hæŋ aʊt/

(phrasal verb) takılmak, dışarı çıkmak, asmak

Örnek:

We often hang out at the coffee shop on weekends.
Hafta sonları sık sık kahve dükkanında takılırız.

read

/riːd/

(verb) okumak, yorumlamak, anlamak;

(noun) okuma

Örnek:

She loves to read books in her free time.
Boş zamanlarında kitap okumayı sever.

relax

/rɪˈlæks/

(verb) gevşemek, rahatlamak, gevşetmek

Örnek:

After a long day, I like to relax with a good book.
Uzun bir günün ardından iyi bir kitapla gevşemeyi severim.

sleep

/sliːp/

(noun) uyku;

(verb) uyumak

Örnek:

I need to get more sleep.
Daha fazla uykuya ihtiyacım var.

study

/ˈstʌd.i/

(noun) çalışma, öğrenme, çalışma odası;

(verb) çalışmak, öğrenmek, incelemek

Örnek:

She spent all night studying for her exams.
Sınavları için bütün gece çalıştı.

surf the web

/sɜːrf ðə web/

(phrase) internette gezinmek, web'de sörf yapmak

Örnek:

I spent all evening surfing the web looking for a new recipe.
Bütün akşam yeni bir tarif aramak için internette gezindim.

drink

/drɪŋk/

(noun) içecek, yudum, içki;

(verb) içmek, alkol almak, içki içmek

Örnek:

Would you like a drink?
Bir içecek ister misiniz?

wake up

/weɪk ˈʌp/

(phrasal verb) uyanmak, farkına varmak

Örnek:

I usually wake up at 7 AM.
Genellikle sabah 7'de uyanırım.

wash out

/wɑːʃ aʊt/

(phrasal verb) yıkamak, temizlemek, solmak

Örnek:

Can you help me wash out these stains from my shirt?
Gömleğimdeki bu lekeleri yıkamama yardım edebilir misin?

wash

/wɑːʃ/

(verb) yıkamak, temizlemek, yıkanabilir olmak;

(noun) yıkama, çamaşır, kat

Örnek:

Please wash your hands before dinner.
Lütfen akşam yemeğinden önce ellerinizi yıkayın.

work

/wɝːk/

(noun) iş, çalışma, görev;

(verb) çalışmak, iş yapmak, işlemek

Örnek:

I have a lot of work to do today.
Bugün çok işim var.

watch

/wɑːtʃ/

(verb) izlemek, gözlemlemek, dikkat etmek;

(noun) saat, nöbet, gözetim

Örnek:

I like to watch movies on weekends.
Hafta sonları film izlemeyi severim.

shave

/ʃeɪv/

(verb) tıraş etmek, kısaltmak, azaltmak;

(noun) tıraş

Örnek:

He needs to shave his beard.
Sakalını tıraş etmesi gerekiyor.

clean

/kliːn/

(adjective) temiz, pak, saf;

(verb) temizlemek, arındırmak;

(adverb) temizce, tamamen

Örnek:

Please make sure your hands are clean before dinner.
Yemekten önce ellerinizin temiz olduğundan emin olun.

yawn

/jɑːn/

(noun) esneme;

(verb) esnemek

Örnek:

He let out a big yawn during the boring lecture.
Sıkıcı derste büyük bir esneme bıraktı.

dust

/dʌst/

(noun) toz;

(verb) tozunu almak, temizlemek, tozlamak

Örnek:

The old books were covered in a thick layer of dust.
Eski kitaplar kalın bir toz tabakasıyla kaplıydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren