Avatar of Vocabulary Set Top 451 - 475 Verbs

En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil İçinde Top 451 - 475 Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil' içinde 'Top 451 - 475 Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

participate

/pɑːrˈtɪs.ə.peɪt/

(verb) katılmak, iştirak etmek

Örnek:

Everyone is encouraged to participate in the discussion.
Herkesin tartışmaya katılması teşvik edilir.

date

/deɪt/

(noun) tarih, randevu, buluşma;

(verb) tarihlendirmek, tarihini belirlemek, çıkmak

Örnek:

What's the date today?
Bugün tarih ne?

stretch

/stretʃ/

(verb) uzatmak, esnetmek;

(noun) esneme, gerinme, uzantı

Örnek:

She woke up and began to stretch her arms above her head.
Uyandı ve kollarını başının üzerine uzatmaya başladı.

estimate

/ˈes.tə.meɪt/

(noun) tahmin, değerlendirme;

(verb) tahmin etmek, değer biçmek

Örnek:

Can you give me an estimate of the cost?
Bana maliyetin bir tahminini verebilir misiniz?

transfer

/ˈtræns.fɝː/

(verb) aktarmak, transfer etmek, geçirmek;

(noun) aktarım, transfer, nakil

Örnek:

Please transfer the files to the new folder.
Lütfen dosyaları yeni klasöre aktarın.

benefit

/ˈben.ə.fɪt/

(noun) fayda, yarar, avantaj;

(verb) fayda sağlamak, yararlanmak, avantaj sağlamak

Örnek:

The new policy will bring many benefits to the community.
Yeni politika topluma birçok fayda sağlayacak.

defeat

/dɪˈfiːt/

(verb) yenmek, mağlup etmek, engellemek;

(noun) yenilgi, mağlubiyet

Örnek:

The army managed to defeat the enemy forces.
Ordu düşman kuvvetlerini yenmeyi başardı.

doubt

/daʊt/

(noun) şüphe, tereddüt;

(verb) şüphe etmek, tereddüt etmek

Örnek:

I have no doubt that she will succeed.
Başarılı olacağından hiç şüphem yok.

type

/taɪp/

(noun) tür, çeşit, harf kalıbı;

(verb) yazmak, tuşlamak

Örnek:

What type of music do you like?
Ne tür müzik seversin?

pretend

/prɪˈtend/

(verb) gibi yapmak, numara yapmak, iddia etmek

Örnek:

He likes to pretend he's a superhero.
Süper kahramanmış gibi davranmayı sever.

adopt

/əˈdɑːpt/

(verb) evlat edinmek, edinmek, benimsemek

Örnek:

They decided to adopt a child from the orphanage.
Yetimhaneden bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler.

clear

/klɪr/

(adjective) açık, net, berrak;

(verb) temizlemek, açmak, açılmak;

(adverb) tamamen, bütünüyle

Örnek:

The instructions were very clear.
Talimatlar çok açıktı.

dress

/dres/

(noun) elbise;

(verb) giymek, giyinmek, hazırlamak

Örnek:

She wore a beautiful blue dress to the party.
Partiye güzel bir mavi elbise giydi.

dry

/draɪ/

(adjective) kuru, kurak, çorak;

(verb) kurutmak

Örnek:

The clothes are still dry.
Giysiler hala kuru.

pursue

/pɚˈsuː/

(verb) takip etmek, kovalamak, sürdürmek

Örnek:

The police car pursued the suspect down the highway.
Polis arabası otoyolda şüpheliyi takip etti.

activate

/ˈæk.tə.veɪt/

(verb) etkinleştirmek, çalıştırmak, aktifleştirmek

Örnek:

You need to activate your new phone before you can use it.
Yeni telefonunuzu kullanmadan önce etkinleştirmeniz gerekiyor.

investigate

/ɪnˈves.tə.ɡeɪt/

(verb) araştırmak, soruşturmak

Örnek:

The police are investigating the cause of the fire.
Polis yangının nedenini araştırıyor.

freeze

/friːz/

(verb) donmak, dondurmak, hareketsiz kalmak;

(noun) don, dondurma, askıya alma

Örnek:

The water pipes might freeze if the temperature drops too low.
Sıcaklık çok düşerse su boruları donabilir.

elect

/ɪˈlekt/

(verb) seçmek, oylamak, karar vermek;

(adjective) seçilmiş, seçkin;

(noun) seçilmişler, seçkinler

Örnek:

The citizens will elect a new president next month.
Vatandaşlar gelecek ay yeni bir başkan seçecek.

crush

/krʌʃ/

(verb) ezmek, parçalamak, yenmek;

(noun) aşk, tutku, kalabalık

Örnek:

He accidentally crushed the delicate flower.
Yanlışlıkla narin çiçeği ezdi.

respect

/rɪˈspekt/

(noun) saygı, hürmet, göz önünde bulundurma;

(verb) saygı duymak, hürmet etmek

Örnek:

She has great respect for her mentor.
Mentoruna büyük saygı duyuyor.

smoke

/smoʊk/

(noun) duman, sigara içme;

(verb) duman çıkarmak, tütmek, sigara içmek

Örnek:

Thick smoke billowed from the chimney.
Bacadan yoğun duman yükseliyordu.

detect

/dɪˈtekt/

(verb) tespit etmek, bulmak, saptamak

Örnek:

The system can detect even the smallest changes.
Sistem en küçük değişiklikleri bile tespit edebilir.

warn

/wɔːrn/

(verb) uyarmak, ikaz etmek, tavsiye etmek

Örnek:

We tried to warn them about the approaching storm.
Yaklaşan fırtına hakkında onları uyarmaya çalıştık.

question

/ˈkwes.tʃən/

(noun) soru, mesele, sorun;

(verb) sorgulamak, sormak, şüphe etmek

Örnek:

She asked a difficult question.
Zor bir soru sordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren