Avatar of Vocabulary Set Top 101 - 125 Verbs

En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil İçinde Top 101 - 125 Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil' içinde 'Top 101 - 125 Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

realize

/ˈriː.ə.laɪz/

(verb) fark etmek, anlamak, gerçekleştirmek

Örnek:

She suddenly realized that she had left her phone at home.
Telefonunu evde unuttuğunu aniden fark etti.

notice

/ˈnoʊ.t̬ɪs/

(noun) dikkat, fark etme, ihbar;

(verb) fark etmek, gözlemlemek

Örnek:

He didn't take any notice of my warnings.
Uyarılarıma hiç aldırmadı.

expect

/ɪkˈspekt/

(verb) beklemek, ummak, talep etmek

Örnek:

I expect him to arrive any minute now.
Onun her an geleceğini bekliyorum.

open

/ˈoʊ.pən/

(adjective) açık, örtüsüz, açık sözlü;

(verb) açmak, başlamak;

(adverb) açık;

(noun) açık alan, açıklık

Örnek:

The door was open.
Kapı açıktı.

imagine

/ɪˈmædʒ.ɪn/

(verb) hayal etmek, canlandırmak, tahmin etmek

Örnek:

Can you imagine a world without internet?
İnternetsiz bir dünya hayal edebiliyor musun?

join

/dʒɔɪn/

(verb) birleştirmek, bağlamak, katılmak;

(noun) eklem, birleşim yeri

Örnek:

The two pieces of wood were joined with glue.
İki ahşap parça tutkalla birleştirildi.

forget

/fɚˈɡet/

(verb) unutmak, göz ardı etmek, dikkate almamak

Örnek:

I always forget people's names.
İnsanların isimlerini hep unuturum.

pull

/pʊl/

(verb) çekmek, sürüklemek, çıkarmak;

(noun) çekme, çekiş, etki

Örnek:

She tried to pull the heavy door open.
Ağır kapıyı çekerek açmaya çalıştı.

enjoy

/ɪnˈdʒɔɪ/

(verb) keyif almak, zevk almak, sahip olmak

Örnek:

I really enjoy spending time with my family.
Ailemle vakit geçirmekten gerçekten keyif alıyorum.

mention

/ˈmen.ʃən/

(verb) bahsetmek, söz etmek;

(noun) bahsetme, söz etme

Örnek:

Did he mention where he was going?
Nereye gittiğini söyledi mi?

develop

/dɪˈvel.əp/

(verb) geliştirmek, ilerletmek, oluşmak

Örnek:

The company plans to develop new software.
Şirket yeni yazılım geliştirmeyi planlıyor.

fight

/faɪt/

(noun) kavga, dövüş, mücadele;

(verb) kavga etmek, savaşmak, mücadele etmek

Örnek:

The two boxers were ready for a big fight.
İki boksör büyük bir dövüş için hazırdı.

focus

/ˈfoʊ.kəs/

(noun) odak, merkez, netlik;

(verb) odaklanmak, yoğunlaşmak, odaklamak

Örnek:

The focus of the meeting was on budget cuts.
Toplantının odağı bütçe kesintileriydi.

support

/səˈpɔːrt/

(verb) desteklemek, geçindirmek, yardım etmek;

(noun) destek, dayanak, payanda

Örnek:

She works hard to support her family.
Ailesini geçindirmek için çok çalışıyor.

cut

/kʌt/

(verb) kesmek, doğramak, yaralamak;

(noun) kesik, kesme, saç kesimi;

(adjective) kesilmiş, doğranmış

Örnek:

She accidentally cut her finger while chopping vegetables.
Sebze doğrarken yanlışlıkla parmağını kesti.

teach

/tiːtʃ/

(verb) öğretmek, ders vermek

Örnek:

She decided to teach English abroad.
Yurt dışında İngilizce öğretmeye karar verdi.

stand

/stænd/

(verb) ayakta durmak, kalkmak, dikmek;

(noun) sehpa, ayaklık, duruş

Örnek:

Please stand when the judge enters.
Yargıç içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın.

push

/pʊʃ/

(verb) itmek, ilerlemek, baskı yapmak;

(noun) itme, baskı, çaba

Örnek:

She tried to push the heavy door open.
Ağır kapıyı iterek açmaya çalıştı.

miss

/mɪs/

(verb) ıskalamak, kaçırmak, özlemek;

(noun) bayan

Örnek:

He swung the bat and missed the ball.
Sopayı salladı ve topu ıskaladı.

explain

/ɪkˈspleɪn/

(verb) açıklamak, izah etmek, haklı çıkarmak

Örnek:

Can you explain this concept to me?
Bu kavramı bana açıklayabilir misiniz?

throw

/θroʊ/

(verb) atmak, fırlatmak, düşürmek;

(noun) atış, fırlatma, örtü

Örnek:

He decided to throw the ball to his dog.
Topu köpeğine atmak istedi.

cover

/ˈkʌv.ɚ/

(verb) örtmek, kaplamak, kapsamak;

(noun) kapak, örtü, cover

Örnek:

She used a blanket to cover the sleeping child.
Uyuyan çocuğu örtmek için battaniye kullandı.

suppose

/səˈpoʊz/

(verb) varsaymak, sanmak, gerekmek

Örnek:

I suppose you're right.
Haklı olduğunu varsayıyorum.

provide

/prəˈvaɪd/

(verb) sağlamak, temin etmek, vermek

Örnek:

The hotel provides free Wi-Fi for guests.
Otel, misafirler için ücretsiz Wi-Fi sağlar.

increase

/ɪnˈkriːs/

(verb) artırmak, artmak, yükselmek;

(noun) artış, yükseliş, zam

Örnek:

The population of the city continues to increase.
Şehrin nüfusu artmaya devam ediyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren