Avatar of Vocabulary Set Top 226 - 250 Phrasal Verbs

En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil İçinde Top 226 - 250 Phrasal Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil' içinde 'Top 226 - 250 Phrasal Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

set off

/set ˈɔːf/

(phrasal verb) yola çıkmak, hareket etmek, tetiklemek

Örnek:

We decided to set off early to avoid traffic.
Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıkmaya karar verdik.

catch up

/kætʃ ʌp/

(phrasal verb) yetişmek, yakalamak, hasret gidermek

Örnek:

After being sick, I need to catch up on my schoolwork.
Hasta olduktan sonra okul ödevlerimi yetiştirmem gerekiyor.

dress up

/ˌdres ˈʌp/

(phrasal verb) giyinip kuşanmak, kostüm giymek, güzelleştirmek

Örnek:

The children love to dress up in their parents' old clothes.
Çocuklar ebeveynlerinin eski kıyafetleriyle giyinmeyi severler.

wear out

/wer aʊt/

(phrasal verb) yıpranmak, eskimek, yıpratmak

Örnek:

My favorite pair of jeans finally wore out.
En sevdiğim kot pantolonum sonunda eskidi.

catch on

/kætʃ ɑːn/

(phrasal verb) tutmak, popüler olmak, anlamak

Örnek:

The new dance craze is starting to catch on.
Yeni dans çılgınlığı tutmaya başlıyor.

come about

/kʌm əˈbaʊt/

(phrasal verb) meydana gelmek, gerçekleşmek

Örnek:

How did the accident come about?
Kaza nasıl meydana geldi?

leave out

/liːv aʊt/

(phrasal verb) atlamak, hariç tutmak, dışarıda bırakmak

Örnek:

Please don't leave out any important details when you tell the story.
Hikayeyi anlatırken lütfen önemli detayları atlamayın.

throw up

/θroʊ ʌp/

(phrasal verb) kusmak, istifra etmek, hızla inşa etmek

Örnek:

He felt so sick that he had to throw up.
O kadar kötü hissetti ki kusmak zorunda kaldı.

run by

/rʌn baɪ/

(phrasal verb) danışmak, anlatmak

Örnek:

I need to run this idea by my manager before we proceed.
Devam etmeden önce bu fikri müdürüme danışmam gerekiyor.

pass by

/pæs baɪ/

(phrasal verb) geçip gitmek, yanından geçmek

Örnek:

A car just passed by our house.
Bir araba az önce evimizin önünden geçti.

speak up

/spiːk ˈʌp/

(phrasal verb) sesini yükseltmek, daha yüksek sesle konuşmak, fikrini belirtmek

Örnek:

Could you please speak up? I can't hear you.
Lütfen sesini yükseltir misin? Seni duyamıyorum.

pass out

/pæs aʊt/

(phrasal verb) bayılmak, bilincini kaybetmek, dağıtmak

Örnek:

She felt dizzy and thought she was going to pass out.
Baş dönmesi hissetti ve bayılacağını düşündü.

give out

/ɡɪv aʊt/

(phrasal verb) dağıtmak, vermek, bozulmak

Örnek:

The teacher will give out the test papers.
Öğretmen sınav kağıtlarını dağıtacak.

count on

/kaʊnt ɑːn/

(phrasal verb) güvenmek, bel bağlamak

Örnek:

You can always count on me for support.
Destek için her zaman bana güvenebilirsin.

bring about

/brɪŋ əˈbaʊt/

(phrasal verb) neden olmak, meydana getirmek, sağlamak

Örnek:

The new policy aims to bring about significant changes in the education system.
Yeni politika, eğitim sisteminde önemli değişiklikler meydana getirmeyi amaçlıyor.

hook up

/hʊk ˈʌp/

(phrasal verb) buluşmak, bir araya gelmek, bağlamak

Örnek:

I'm going to hook up with my friends after work.
İşten sonra arkadaşlarımla buluşacağım.

kick off

/kɪk ɔf/

(phrasal verb) başlamak, start vermek, kovmak

Örnek:

The festival will kick off with a parade.
Festival bir geçit töreniyle başlayacak.

sit around

/sɪt əˈraʊnd/

(phrasal verb) oturmak, boş boş durmak, beklemek

Örnek:

We just sat around all day watching TV.
Bütün gün sadece oturup televizyon izledik.

come before

/kʌm bɪˈfɔːr/

(phrasal verb) önce gelmek, daha önemli olmak, daha önce olmak

Örnek:

Safety should always come before speed.
Güvenlik her zaman hızdan önce gelmelidir.

go against

/ɡoʊ əˈɡenst/

(phrasal verb) karşı gelmek, ters düşmek

Örnek:

It's hard to go against the wishes of your parents.
Ailenizin isteklerine karşı gelmek zordur.

derive from

/dɪˈraɪv frʌm/

(phrasal verb) türemek, kaynaklanmak

Örnek:

Many English words derive from Latin.
Birçok İngilizce kelime Latinceden türemiştir.

stand up for

/stænd ʌp fɔr/

(phrasal verb) savunmak, arkasında durmak

Örnek:

You need to stand up for yourself and what you believe in.
Kendine ve inandığın şeylere sahip çıkmalısın.

pack up

/pæk ˈʌp/

(phrasal verb) toplamak, paketlemek, bozulmak

Örnek:

We need to pack up our belongings before we leave.
Gitmeden önce eşyalarımızı toplamamız gerekiyor.

bail out

/beɪl aʊt/

(phrasal verb) atlamak, paraşütle atlamak, kurtarmak

Örnek:

The pilot had to bail out when the engine failed.
Motor arızalanınca pilot atlamak zorunda kaldı.

mow down

/maʊ daʊn/

(phrasal verb) biçmek, katletmek, kesmek

Örnek:

The machine guns mowed down the advancing soldiers.
Makineli tüfekler ilerleyen askerleri biçti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren