Avatar of Vocabulary Set Hava Durumu ve Sıcaklık

C2 Seviyesi İçinde Hava Durumu ve Sıcaklık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Hava Durumu ve Sıcaklık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

monsoon

/mɑːnˈsuːn/

(noun) muson, muson mevsimi

Örnek:

The monsoon season brings heavy rains to the region.
Muson mevsimi bölgeye şiddetli yağmurlar getirir.

precipitation

/priːˌsɪp.əˈteɪ.ʃən/

(noun) yağış, çökelme, presipitasyon

Örnek:

The forecast calls for a high chance of precipitation tomorrow.
Yarın yüksek ihtimalle yağış bekleniyor.

dew

/duː/

(noun) çiğ;

(verb) çiğle kaplamak, nemlendirmek

Örnek:

The grass was wet with morning dew.
Çimler sabah çiğiyle ıslanmıştı.

isobar

/ˈaɪ.soʊ.bɑːr/

(noun) izobar

Örnek:

The meteorologist pointed to the isobar on the weather map, indicating an area of high pressure.
Meteorolog, hava haritasındaki izobarı işaret ederek yüksek basınç alanını gösterdi.

the Beaufort scale

/ˈboʊfərt skeɪl/

(noun) Beaufort ölçeği

Örnek:

Sailors often refer to the Beaufort scale to assess wind conditions.
Denizciler rüzgar koşullarını değerlendirmek için sık sık Beaufort ölçeğine başvururlar.

sleet

/sliːt/

(noun) sulu kar, buzlu yağmur;

(verb) sulu kar yağmak, buzlu yağmur yağmak

Örnek:

The forecast predicts sleet and freezing rain for tonight.
Tahminler bu gece için sulu kar ve dondurucu yağmur öngörüyor.

whiteout

/ˈwaɪ.aʊt/

(noun) beyaz fırtına, görüş sıfırı, daksil

Örnek:

The mountain pass was closed due to a sudden whiteout.
Dağ geçidi ani bir beyaz fırtına nedeniyle kapatıldı.

chinook

/ʃɪˈnʊk/

(noun) çinuk, çinuk rüzgarı, Çinuk

Örnek:

The chinook brought a sudden thaw to the snowy plains.
Çinuk, karlı ovalara ani bir erime getirdi.

gust

/ɡʌst/

(noun) rüzgar esintisi, şiddetli rüzgar, patlama;

(verb) esintiyle esmek, şiddetle çarpmak

Örnek:

A sudden gust of wind blew her hat off.
Ani bir rüzgar esintisi şapkasını uçurdu.

slush

/slʌʃ/

(noun) kar çamuru, erimiş kar, duygusallık;

(verb) çamur sıçratmak, sıçratmak

Örnek:

The streets were covered in dirty slush after the snowstorm.
Kar fırtınasından sonra sokaklar kirli kar çamuruyla kaplıydı.

squall

/skwɑːl/

(noun) fırtına, bora, sağanak;

(verb) çığlık atmak, bağırmak, sızlanmak

Örnek:

The boat was caught in a sudden squall.
Tekne aniden bir fırtınaya yakalandı.

flash flood

/ˈflæʃ flʌd/

(noun) ani sel, taşkın

Örnek:

The desert area was hit by a severe flash flood.
Çöl bölgesi şiddetli bir ani sel tarafından vuruldu.

sunburst

/ˈsʌn.bɝːst/

(noun) güneş patlaması, güneş ışını, güneş patlaması deseni

Örnek:

A glorious sunburst broke through the clouds, illuminating the valley.
Muhteşem bir güneş patlaması bulutları delip vadiyi aydınlattı.

anticyclone

/ˌæn.t̬iˈsaɪ.kloʊn/

(noun) antisiklon, yüksek basınç alanı

Örnek:

The prolonged dry spell was caused by a persistent anticyclone.
Uzun süreli kuraklık, kalıcı bir antisiklondan kaynaklandı.

bluster

/ˈblʌs.tɚ/

(verb) böbürlenmek, gürültü etmek, kabadayılık yapmak;

(noun) böbürlenme, gürültü, kabadayılık

Örnek:

He would often bluster about his achievements, but no one really listened.
Genellikle başarıları hakkında böbürlenirdi ama kimse gerçekten dinlemezdi.

balmy

/ˈbɑː.mi/

(adjective) ılık, yumuşak, hoş

Örnek:

The balmy air made our evening stroll delightful.
Ilık hava, akşam yürüyüşümüzü keyifli hale getirdi.

sweltering

/ˈswel.tɚ.ɪŋ/

(adjective) kavurucu, bunaltıcı

Örnek:

It was a sweltering day, with temperatures reaching 40 degrees Celsius.
Sıcaklıkların 40 santigrat dereceye ulaştığı kavurucu bir gündü.

torrid

/ˈtɔːr.ɪd/

(adjective) kavurucu, kurak, ateşli

Örnek:

The desert is known for its torrid climate.
Çöl, kavurucu iklimiyle bilinir.

sizzling

/ˈsɪz.əl.ɪŋ/

(adjective) cızır cızır, kavurucu, ateşli

Örnek:

The barbecue was sizzling with sausages and burgers.
Mangal sosis ve hamburgerlerle cızır cızır yanıyordu.

flaming

/ˈfleɪ.mɪŋ/

(adjective) alevli, yanan, lanet

Örnek:

The logs were flaming brightly in the fireplace.
Odunlar şöminede parlak bir şekilde alevleniyordu.

lukewarm

/ˈluːk.wɔːrm/

(adjective) ılık, ilgisiz

Örnek:

She took a bath in lukewarm water.
Ilık suda banyo yaptı.

muggy

/ˈmʌɡ.i/

(adjective) nemli, boğucu, bunaltıcı

Örnek:

It was a muggy day, so we stayed indoors.
Nemli bir gündü, bu yüzden içeride kaldık.

nippy

/ˈnɪp.i/

(adjective) serin, keskin, çevik

Örnek:

It's a bit nippy outside, so grab a jacket.
Dışarısı biraz serin, o yüzden ceketini al.

Arctic

/ˈɑːrk.tɪk/

(noun) Arktik, Kuzey Kutbu;

(adjective) Arktik, kutup, çok soğuk

Örnek:

The expedition explored the remote areas of the Arctic.
Keşif gezisi Arktik'in uzak bölgelerini keşfetti.

glacial

/ˈɡleɪ.ʃəl/

(adjective) buzul, buzul gibi yavaş, çok yavaş

Örnek:

The landscape was shaped by glacial erosion.
Manzara buzul erozyonuyla şekillendi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren