Avatar of Vocabulary Set Tatlar ve Kokular

C2 Seviyesi İçinde Tatlar ve Kokular Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Tatlar ve Kokular' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

insipid

/ɪnˈsɪp.ɪd/

(adjective) yavan, tatsız, sıkıcı

Örnek:

The soup was rather insipid and needed more seasoning.
Çorba oldukça yavandı ve daha fazla baharat gerekiyordu.

briny

/ˈbraɪ.ni/

(adjective) tuzlu, tuzlu su gibi

Örnek:

The sea air had a distinct briny smell.
Deniz havasının belirgin bir tuzlu kokusu vardı.

piquant

/ˈpiː.kənt/

(adjective) keskin, lezzetli, iştah açıcı

Örnek:

The chef added a piquant sauce to the dish.
Şef yemeğe keskin bir sos ekledi.

astringent

/əˈstrɪn.dʒənt/

(adjective) büzücü, sıkılaştırıcı, buruk;

(noun) büzücü, sıkılaştırıcı losyon

Örnek:

The witch hazel acts as a natural astringent.
Cadı fındığı doğal bir büzücü olarak işlev görür.

cloying

/ˈklɔɪ.ɪŋ/

(adjective) bayıltıcı, iğrenç, aşırı tatlı

Örnek:

The dessert was so cloying that I couldn't finish it.
Tatlı o kadar bayıltıcıydı ki bitiremedim.

unpalatable

/ʌnˈpæl.ə.t̬ə.bəl/

(adjective) tatsız, lezzetsiz, kabul edilemez

Örnek:

The soup was so salty it was almost unpalatable.
Çorba o kadar tuzluydu ki neredeyse tatsızdı.

dainty

/ˈdeɪn.t̬i/

(adjective) zarif, narin, küçük ve güzel

Örnek:

She wore a dainty silver necklace.
Zarif bir gümüş kolye takıyordu.

rank

/ræŋk/

(noun) rütbe, derece, sıra;

(verb) sıralamak, derecelendirmek;

(adjective) keskin kokulu, kötü kokulu, gür

Örnek:

He was promoted to the rank of captain.
Yüzbaşı rütbesine terfi etti.

foul

/faʊl/

(adjective) kötü kokulu, kirli, iğrenç;

(noun) faul, kural ihlali;

(verb) faul yapmak, kural ihlali yapmak

Örnek:

The garbage had a foul odor.
Çöpün kötü bir kokusu vardı.

malodorous

/ˌmælˈoʊ.dɚ.əs/

(adjective) kötü kokulu, pis kokulu

Örnek:

The garbage left out for days became quite malodorous.
Günlerce dışarıda bırakılan çöp oldukça kötü kokulu hale geldi.

musty

/ˈmʌs.ti/

(adjective) küflü, bayat, nemli

Örnek:

The old books in the attic had a musty smell.
Tavan arasındaki eski kitapların küflü bir kokusu vardı.

odoriferous

/ˌoʊ.dəˈrɪf.ɚ.əs/

(adjective) kokulu, kötü kokulu

Örnek:

The old socks had an extremely odoriferous smell.
Eski çoraplar son derece kötü kokulu bir kokuya sahipti.

putrid

/ˈpjuː.trɪd/

(adjective) kokuşmuş, çürümüş, iğrenç kokulu

Örnek:

The smell of the garbage was absolutely putrid.
Çöpün kokusu kesinlikle kokuşmuştu.

ambrosial

/æmˈbroʊ.ʒəl/

(adjective) ambrosial, lezzetli, güzel kokulu

Örnek:

The chef prepared an ambrosial dessert that delighted everyone.
Şef, herkesi mest eden ambrosial bir tatlı hazırladı.

skunky

/ˈskʌŋ.ki/

(adjective) kokarca gibi kokan, kötü kokulu

Örnek:

The old socks had a distinctly skunky odor.
Eski çorapların belirgin bir kokarca kokusu vardı.

rancid

/ˈræn.sɪd/

(adjective) ekşimiş, bozulmuş, iğrenç

Örnek:

The butter had gone rancid.
Tereyağı ekşimişti.

fetid

/ˈfet̬.ɪd/

(adjective) kötü kokulu, pis kokulu

Örnek:

The room was filled with the fetid odor of stale garbage.
Oda, bayat çöpün kötü kokusuyla doluydu.

offensive

/əˈfen.sɪv/

(adjective) incitici, saldırgan, hücum;

(noun) saldırı, hücum

Örnek:

His remarks were highly offensive to the audience.
Sözleri seyirciye karşı oldukça inciticiydi.

umami

/uːˈmɑː.mi/

(noun) umami, beşinci tat

Örnek:

Mushrooms and aged cheeses are rich in umami.
Mantarlar ve olgun peynirler umami açısından zengindir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren