Avatar of Vocabulary Set Din

C2 Seviyesi İçinde Din Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Din' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

vigil

/ˈvɪdʒ.əl/

(noun) nöbet, uyanık kalma, anma töreni

Örnek:

The family kept a bedside vigil throughout the night.
Aile gece boyunca başucunda nöbet tuttu.

catechism

/ˈkæt̬.ə.kɪ.zəm/

(noun) ilmihal, Hristiyanlık öğretisi, sorgulama

Örnek:

Children learned their faith from the catechism.
Çocuklar inançlarını ilmihalden öğrendiler.

epiphany

/ɪˈpɪf.ən.i/

(noun) aydınlanma, vahiy, idrak

Örnek:

He had an epiphany while meditating, realizing the true meaning of life.
Meditasyon yaparken bir aydınlanma yaşadı, hayatın gerçek anlamını kavradı.

canon

/ˈkæn.ən/

(noun) kanon, kural, ilke

Örnek:

The decision was made according to the established canon of the organization.
Karar, kuruluşun belirlenmiş kanonuna göre alındı.

hermitage

/ˈhɝː.mɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) inziva yeri, keşiş kulübesi

Örnek:

He retreated to a secluded hermitage in the mountains.
Dağlardaki gözlerden uzak bir inziva yerine çekildi.

apostle

/əˈpɑː.səl/

(noun) havari, savunucu, destekçi

Örnek:

Peter, James, and John were among the original apostles.
Petrus, Yakup ve Yuhanna orijinal havariler arasındaydı.

sacrilege

/ˈsæk.rə.lɪdʒ/

(noun) kutsal şeylere saygısızlık, saygısızlık

Örnek:

It was considered sacrilege to deface the ancient temple.
Antik tapınağı tahrip etmek kutsal şeylere saygısızlık olarak kabul edildi.

pantheon

/ˈpæn.θi.ɑːn/

(noun) panteon, tanrılar topluluğu, anıt mezar

Örnek:

The Greek pantheon includes Zeus, Hera, and Poseidon.
Yunan panteonu Zeus, Hera ve Poseidon'u içerir.

hermit

/ˈhɝː.mɪt/

(noun) münzevi, inzivaya çekilmiş kimse, toplumdan uzak yaşayan

Örnek:

The old man lived as a hermit in the mountains, seeking spiritual enlightenment.
Yaşlı adam dağlarda bir münzevi olarak yaşadı, ruhsal aydınlanma arayışındaydı.

consecration

/ˌkɑːn.səˈkreɪ.ʃən/

(noun) takdis, kutsama, adanmışlık

Örnek:

The consecration of the new church was a solemn ceremony.
Yeni kilisenin takdisi ciddi bir törendi.

pantheism

/ˈpæn.θi.ɪ.zəm/

(noun) panteizm

Örnek:

Spinoza's philosophy is often associated with pantheism.
Spinoza'nın felsefesi genellikle panteizm ile ilişkilendirilir.

polytheism

/ˈpɑː.li.θiː.ɪ.zəm/

(noun) çok tanrıcılık

Örnek:

Ancient Greek and Roman religions were characterized by polytheism.
Antik Yunan ve Roma dinleri çok tanrıcılık ile karakterize edilmiştir.

purgatory

/ˈpɝː.ɡə.tɔːr.i/

(noun) araf

Örnek:

According to some Christian beliefs, souls go to purgatory to be cleansed.
Bazı Hristiyan inançlarına göre, ruhlar arınmak için araf'a gider.

eschatology

/es.kəˈtɑː.lə.dʒi/

(noun) eskatoloji, ahiret bilimi

Örnek:

Many religions have a rich eschatology that describes the end times.
Birçok din, son zamanları anlatan zengin bir eskatolojiye sahiptir.

resurrection

/ˌrez.əˈrek.ʃən/

(noun) diriliş, yeniden canlanma

Örnek:

The belief in the resurrection of the dead is central to many religions.
Ölülerin dirilişine olan inanç birçok dinde merkezidir.

sanctity

/ˈsæŋk.tə.t̬i/

(noun) kutsallık, dokunulmazlık

Örnek:

The church emphasized the sanctity of marriage.
Kilise evliliğin kutsallığını vurguladı.

commandment

/kəˈmænd.mənt/

(noun) emir, ilahi buyruk, talimat

Örnek:

The Ten Commandments are a set of biblical principles relating to ethics and worship.
On Emir, etik ve ibadetle ilgili bir dizi İncil ilkesidir.

creationism

/kriˈeɪ.ʃən.ɪ.zəm/

(noun) yaratılışçılık

Örnek:

Many people who believe in creationism reject the theory of evolution.
Yaratılışçılığa inanan birçok kişi evrim teorisini reddeder.

heresy

/ˈher.ə.si/

(noun) sapkınlık, küfür, aykırı görüş

Örnek:

He was accused of heresy for questioning the church's teachings.
Kilisenin öğretilerini sorguladığı için sapkınlıkla suçlandı.

millenarianism

/ˌmɪl.əˈner.i.ə.nɪ.zəm/

(noun) binyılcılık, milenaizm

Örnek:

The cult's teachings were rooted in a strong sense of millenarianism, predicting an imminent apocalypse and a new golden age.
Kültün öğretileri, yakın bir kıyamet ve yeni bir altın çağ öngören güçlü bir binyılcılık duygusuna dayanıyordu.

paganism

/ˈpeɪ.ɡən.ɪ.zəm/

(noun) paganizm, putperestlik

Örnek:

Ancient Roman religion was a form of paganism.
Antik Roma dini bir tür paganizm idi.

predestination

/ˌpriː.des.təˈneɪ.ʃən/

(noun) kader, yazgı

Örnek:

Theologians debated the concept of predestination for centuries.
İlahiyatçılar yüzyıllarca kader kavramını tartıştılar.

abbess

/ˈæb.es/

(noun) başrahibe

Örnek:

The abbess led the morning prayer.
Başrahibe sabah duasını yönetti.

abbot

/ˈæb.ət/

(noun) başrahip, manastır başkanı

Örnek:

The abbot led the morning prayer.
Manastır başrahibi sabah duasını yönetti.

rosary

/ˈroʊ.zɚ.i/

(noun) tespih, rozari, tespih duası

Örnek:

She held her rosary tightly as she prayed.
Dua ederken tespihini sıkıca tuttu.

providence

/ˈprɑː.və.dəns/

(noun) takdir, ilahi takdir, tedbir

Örnek:

They believed in divine providence guiding their lives.
Hayatlarını yönlendiren ilahi takdire inanıyorlardı.

sectarianism

/sekˈter.i.ə.nɪ.zəm/

(noun) mezhepçilik, tarikatçılık

Örnek:

The conflict was fueled by deep-seated sectarianism.
Çatışma, köklü mezhepçilik tarafından körüklendi.

agnosticism

/æɡˈnɑː.stə.sɪ.zəm/

(noun) agnostisizm

Örnek:

His philosophical journey led him to embrace agnosticism.
Felsefi yolculuğu onu agnostisizmi benimsemeye yöneltti.

theosophy

/θiˈɑːs.ə.fi/

(noun) teozofi

Örnek:

She dedicated her life to the study of theosophy and ancient spiritual texts.
Hayatını teozofi ve eski ruhani metinlerin incelenmesine adadı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren