Avatar of Vocabulary Set Hayvanlar

C2 Seviyesi İçinde Hayvanlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Hayvanlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

crepuscular

/krɪˈpʌs.kjə.lɚ/

(adjective) alacakaranlık, şafakla ilgili, alacakaranlıkta aktif (hayvan)

Örnek:

The forest takes on a mysterious glow during the crepuscular hours.
Orman, alacakaranlık saatlerinde gizemli bir parıltı kazanır.

oviparous

/oʊˈvɪpərəs/

(adjective) yumurtlayan, ovipar

Örnek:

Most birds are oviparous, laying eggs that hatch outside the mother's body.
Çoğu kuş yumurtlayandır, annenin vücudunun dışında çatlayan yumurtalar bırakır.

simian

/ˈsɪm.i.ən/

(adjective) maymunsu, primat;

(noun) maymun, primat

Örnek:

The scientist studied the simian behavior in the primate enclosure.
Bilim insanı primat kafesindeki maymunsu davranışı inceledi.

arboreal

/ɑːrˈbɔːr.i.əl/

(adjective) ağaçsı, ağaçla ilgili, ağaçta yaşayan

Örnek:

The forest was filled with various arboreal species.
Orman çeşitli ağaçsı türlerle doluydu.

equine

/ˈek.waɪn/

(adjective) at, ata ait;

(noun) at, atgillerden hayvan

Örnek:

The veterinarian specializes in equine medicine.
Veteriner at hekimliği konusunda uzmandır.

terrestrial

/təˈres.tri.əl/

(adjective) karasal, dünyevi;

(noun) dünyalı, karasal canlı

Örnek:

Terrestrial life forms are abundant on our planet.
Karasal yaşam formları gezegenimizde bol miktarda bulunur.

tame

/teɪm/

(adjective) evcil, uysal, sıkıcı;

(verb) evcilleştirmek, uysallaştırmak, dizginlemek

Örnek:

The bird is quite tame and will eat from your hand.
Kuş oldukça evcil ve elinizden yemek yiyecektir.

nocturnal

/nɑːkˈtɝː.nəl/

(adjective) gececil, geceye ait

Örnek:

Owls are nocturnal birds.
Baykuşlar gececil kuşlardır.

bovine

/ˈboʊ.vaɪn/

(adjective) sığır, sığırlara ait, sığır alt familyasına ait

Örnek:

The veterinarian specializes in bovine diseases.
Veteriner hekim sığır hastalıkları konusunda uzmandır.

avian

/ˈeɪ.vi.ən/

(adjective) kuş, kuşlara ait

Örnek:

The study focused on avian migration patterns.
Çalışma, kuş göç modellerine odaklandı.

viviparous

/vaɪˈvɪp.ər.əs/

(adjective) doğurgan

Örnek:

Humans are viviparous, giving birth to live babies.
İnsanlar doğurgan olup canlı bebekler doğururlar.

diurnal

/ˌdaɪˈɝː.nəl/

(adjective) gündüzcül, gündüz, günlük

Örnek:

Most birds are diurnal, meaning they are active during the day.
Çoğu kuş gündüzcüldür, yani gündüzleri aktiftirler.

ovoviviparous

/ˌoʊvoʊvɪˈvɪpərəs/

(adjective) ovovipar

Örnek:

Many species of sharks are ovoviviparous, with the embryos developing inside eggs within the mother's uterus.
Birçok köpekbalığı türü ovovivipardır, embriyolar annenin rahmindeki yumurtaların içinde gelişir.

insectivorous

/ˌɪn.sekˈtɪv.ər.əs/

(adjective) böcekçil

Örnek:

Many birds are insectivorous, consuming large numbers of pests.
Birçok kuş böcekçildir, çok sayıda zararlıyı tüketir.

canine

/ˈkeɪ.naɪn/

(adjective) köpeksi, köpeklerle ilgili;

(noun) köpekgil, köpek, köpek dişi

Örnek:

The veterinarian specializes in canine health.
Veteriner hekim köpek sağlığı konusunda uzmandır.

estivation

/ˌes.təˈveɪ.ʃən/

(noun) yaz uykusu, estivasyon

Örnek:

Many desert animals undergo estivation to survive the hot, dry summer months.
Birçok çöl hayvanı, sıcak ve kurak yaz aylarında hayatta kalmak için yaz uykusuna yatar.

burrow

/ˈbɝː.oʊ/

(noun) yuva, in;

(verb) kazmak, oymak, gömülmek

Örnek:

The rabbit disappeared into its burrow.
Tavşan yuvasına girdi.

omnivore

/ˈɑːm.nɪ.vɔːr/

(noun) hepçil, omnivor

Örnek:

Humans are considered omnivores because they consume both plants and meat.
İnsanlar hem bitki hem de et tükettikleri için hepçil olarak kabul edilir.

brood

/bruːd/

(noun) yavru, kuluçka;

(verb) düşünmek, kara kara düşünmek, kuluçkaya yatmak

Örnek:

The hen led her brood of chicks across the yard.
Tavuk, civciv yavrularını bahçenin karşısına geçirdi.

pincer

/ˈpɪn.sɚ/

(noun) kerpeten, pens, kıskaç;

(verb) kıskaçlamak, çevrelemek

Örnek:

He used a pair of pincers to pull out the nail.
Çiviyi çıkarmak için bir çift kerpeten kullandı.

fang

/fæŋ/

(noun) köpek dişi, zehir dişi

Örnek:

The vampire bat extended its sharp fangs.
Vampir yarasa keskin dişlerini uzattı.

shoal

/ʃoʊl/

(noun) sürü, balık sürüsü, sığlık;

(verb) sığlaşmak, derinliği azalmak, sürü oluşturmak

Örnek:

A large shoal of fish swam past the boat.
Büyük bir balık sürüsü teknenin yanından yüzdü.

fauna

/ˈfɑː.nə/

(noun) fauna, hayvanlar alemi

Örnek:

The diverse fauna of the Amazon rainforest includes jaguars, monkeys, and countless bird species.
Amazon yağmur ormanlarının çeşitli faunası jaguarları, maymunları ve sayısız kuş türünü içerir.

zooplankton

/ˌzoʊ.əˈplæŋk.tən/

(noun) zooplankton

Örnek:

The ocean is teeming with tiny zooplankton.
Okyanus minik zooplanktonlarla dolu.

cetacean

/sɪˈteɪ.ʃən/

(noun) balina türü, deniz memelisi

Örnek:

Whales and dolphins are examples of cetaceans.
Balinalar ve yunuslar balina türlerine örnektir.

graze

/ɡreɪz/

(verb) otlamak, otlatmak, sıyrık;

(noun) sıyrık, çizik

Örnek:

Cows were grazing peacefully in the meadow.
İnekler çayırda huzur içinde otluyordu.

pelt

/pelt/

(verb) fırlatmak, yağdırmak, bardaktan boşanırcasına yağmak;

(noun) post, deri

Örnek:

The children pelted each other with snowballs.
Çocuklar birbirlerine kar topu attılar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren