Avatar of Vocabulary Set C1 - Kişiliğinize Sahip Çıkın!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Kişiliğinize Sahip Çıkın! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Kişiliğinize Sahip Çıkın!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

able

/ˈeɪ.bəl/

(adjective) muktedir, yetenekli, becerikli

Örnek:

She is able to speak three languages fluently.
Üç dili akıcı bir şekilde konuşmaya muktedir.

absurd

/əbˈsɝːd/

(adjective) absürt, saçma, mantıksız

Örnek:

The idea of a talking dog is completely absurd.
Konuşan bir köpek fikri tamamen saçma.

alert

/əˈlɝːt/

(noun) uyarı, alarm;

(verb) uyarmak, ikaz etmek;

(adjective) tetikte, uyanık

Örnek:

The weather service issued a tornado alert.
Hava durumu servisi bir kasırga uyarısı yayınladı.

accomplished

/əˈkɑːm.plɪʃt/

(adjective) başarılı, usta, yetenekli;

(past participle) tamamlanmış, başarılmış, gerçekleşmiş

Örnek:

She is an accomplished pianist.
O başarılı bir piyanist.

articulate

/ɑːrˈtɪk.jə.lət/

(adjective) açık sözlü, anlaşılır;

(verb) ifade etmek, telaffuz etmek, eklem yapmak

Örnek:

She is a very articulate speaker.
Çok açık sözlü bir konuşmacıdır.

brainy

/ˈbreɪ.ni/

(adjective) zeki, akıllı

Örnek:

She's a very brainy student who always gets top grades.
O, her zaman en yüksek notları alan çok zeki bir öğrenci.

brutal

/ˈbruː.t̬əl/

(adjective) acımasız, vahşi, doğrudan

Örnek:

The attack was incredibly brutal.
Saldırı inanılmaz derecede acımasızdı.

competent

/ˈkɑːm.pə.t̬ənt/

(adjective) yeterli, yetkin, ehil

Örnek:

She is a highly competent manager.
Çok yetenekli bir yönetici.

argumentative

/ˌɑːrɡ.jəˈmen.t̬ə.t̬ɪv/

(adjective) tartışmacı, kavgacı

Örnek:

He's a very argumentative person, always ready for a debate.
Çok tartışmacı bir insan, her zaman bir tartışmaya hazır.

bad-tempered

/ˌbædˈtem.pɚd/

(adjective) huysuz, aksi, çabuk sinirlenen

Örnek:

He's been very bad-tempered since he woke up.
Uyandığından beri çok huysuzdu.

cheeky

/ˈtʃiː.ki/

(adjective) arsız, küstah

Örnek:

He gave her a cheeky grin.
Ona arsız bir gülümseme verdi.

clumsy

/ˈklʌm.zi/

(adjective) sakar, beceriksiz

Örnek:

The clumsy waiter dropped the tray of drinks.
Sakar garson içecek tepsisini düşürdü.

conceited

/kənˈsiː.t̬ɪd/

(adjective) kibirli, kendini beğenmiş, gururlu

Örnek:

He's so conceited that he thinks he's the best at everything.
O kadar kibirli ki her şeyde en iyi olduğunu düşünüyor.

coward

/ˈkaʊ.ɚd/

(noun) korkak, ödlek;

(adjective) korkak, ödlek

Örnek:

He was called a coward for running away from the fight.
Kavgadan kaçtığı için ona korkak dendi.

eccentric

/ɪkˈsen.trɪk/

(noun) eksantrik, tuhaf kişi;

(adjective) eksantrik, tuhaf, garip

Örnek:

My neighbor is a bit of an eccentric, always wearing mismatched socks.
Komşum biraz eksantrik, hep farklı çoraplar giyer.

harsh

/hɑːrʃ/

(adjective) sert, haşin, acımasız

Örnek:

The desert sun can be incredibly harsh.
Çöl güneşi inanılmaz derecede sert olabilir.

infamous

/ˈɪn.fə.məs/

(adjective) kötü şöhretli, rezil

Örnek:

The city is infamous for its high crime rate.
Şehir yüksek suç oranıyla kötü şöhretlidir.

intolerant

/ɪnˈtɑː.lɚ.ənt/

(adjective) hoşgörüsüz, tahammülsüz, intoleranslı

Örnek:

He was very intolerant of any criticism.
Her türlü eleştiriye karşı çok hoşgörüsüzdü.

insensitive

/ɪnˈsen.sə.t̬ɪv/

(adjective) duyarsız, kalpsiz, etkilenmeyen

Örnek:

His comment about her weight was completely insensitive.
Kilosu hakkındaki yorumu tamamen duyarsızdı.

judgmental

/dʒʌdʒˈmen.t̬əl/

(adjective) yargılayıcı, eleştirel

Örnek:

She has a very judgmental attitude towards others.
Başkalarına karşı çok yargılayıcı bir tavrı var.

narrow-minded

/ˌner.oʊˈmaɪn.dɪd/

(adjective) dar görüşlü, bağnaz

Örnek:

His narrow-minded views on immigration caused a lot of debate.
Göç konusundaki dar görüşlü fikirleri çok tartışmaya neden oldu.

assertive

/əˈsɝː.t̬ɪv/

(adjective) iddialı, kendine güvenen

Örnek:

She is an assertive leader who always speaks her mind.
O, her zaman düşündüğünü söyleyen iddialı bir liderdir.

attentive

/əˈten.t̬ɪv/

(adjective) dikkatli, özenli, ilgili

Örnek:

The students were very attentive during the lecture.
Öğrenciler ders sırasında çok dikkatliydi.

cautious

/ˈkɑː.ʃəs/

(adjective) temkinli, dikkatli

Örnek:

He was cautious about investing all his savings in one stock.
Tüm birikimini tek bir hisse senedine yatırma konusunda temkinliydi.

affectionate

/əˈfek.ʃən.ət/

(adjective) şefkatli, sevecen, cana yakın

Örnek:

She is very affectionate towards her grandchildren.
Torunlarına karşı çok şefkatli.

charitable

/ˈtʃer.ə.t̬ə.bəl/

(adjective) hayırsever, yardımsever, cömert

Örnek:

The organization provides charitable aid to disaster victims.
Kuruluş, afetzedelere hayırsever yardım sağlıyor.

compassionate

/kəmˈpæʃ.ən.ət/

(adjective) şefkatli, merhametli

Örnek:

She is a very compassionate person who always helps those in need.
O, her zaman ihtiyacı olanlara yardım eden çok şefkatli bir insandır.

considerate

/kənˈsɪd.ɚ.ət/

(adjective) düşünceli, saygılı, nazik

Örnek:

It was very considerate of you to offer me a ride.
Bana araç teklif etmen çok düşünceliydi.

courageous

/kəˈreɪ.dʒəs/

(adjective) cesur, yürekli

Örnek:

The courageous firefighter rescued the child from the burning building.
Cesur itfaiyeci çocuğu yanan binadan kurtardı.

dignified

/ˈdɪɡ.nə.faɪd/

(adjective) ağırbaşlı, vakur, saygın

Örnek:

She maintained a dignified silence throughout the meeting.
Toplantı boyunca ağırbaşlı bir sessizlik korudu.

faithful

/ˈfeɪθ.fəl/

(adjective) sadık, vefalı, doğru;

(noun) inananlar, taraftarlar

Örnek:

She has been a faithful friend for many years.
Uzun yıllardır sadık bir arkadaş olmuştur.

frank

/fræŋk/

(adjective) açık sözlü, dürüst;

(noun) pulsuz damgası, posta damgası;

(verb) pulsuz göndermek, damgalamak

Örnek:

To be frank, I don't think that's a good idea.
Açıkçası, bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum.

heroic

/hɪˈroʊ.ɪk/

(adjective) kahramanca, cesur, destansı

Örnek:

The firefighters made a heroic effort to save the people from the burning building.
İtfaiyeciler yanan binadan insanları kurtarmak için kahramanca bir çaba gösterdi.

hospitable

/hɑːˈspɪt̬.ə.bəl/

(adjective) misafirperver, elverişli, uygun

Örnek:

The locals were incredibly hospitable to us during our stay.
Yerel halk, kaldığımız süre boyunca bize inanılmaz derecede misafirperver davrandı.

jolly

/ˈdʒɑː.li/

(adjective) neşeli, şen;

(adverb) çok, pek

Örnek:

He was a jolly old man who always had a smile.
O, her zaman gülümseyen neşeli bir yaşlı adamdı.

just

/dʒʌst/

(adverb) tam, az önce, sadece;

(adjective) adil, haklı

Örnek:

That's just what I needed.
İhtiyacım olan tam da buydu.

reluctant

/rɪˈlʌk.tənt/

(adjective) isteksiz, gönülsüz

Örnek:

She was reluctant to admit her mistake.
Hatayı kabul etmekte isteksizdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren