Avatar of Vocabulary Set C1 - Ulaşım Araçları

C1 Seviyesi İçinde C1 - Ulaşım Araçları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Ulaşım Araçları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

automobile

/ˈɑː.t̬ə.moʊ.biːl/

(noun) otomobil, araba

Örnek:

He bought a new automobile last week.
Geçen hafta yeni bir otomobil aldı.

cab

/kæb/

(noun) taksi, kabin, sürücü kabini

Örnek:

I'll call a cab for you.
Sana bir taksi çağıracağım.

double-decker

/ˌdʌb.əlˈdek.ər/

(noun) çift katlı otobüs, çift katlı sandviç, çift katlı kek

Örnek:

We took a double-decker bus tour of London.
Londra'yı çift katlı otobüsle gezdik.

freight car

/ˈfreɪt kɑːr/

(noun) yük vagonu, kargo vagonu

Örnek:

The train was pulling several freight cars filled with coal.
Tren, kömürle dolu birkaç yük vagonu çekiyordu.

freight train

/ˈfreɪt treɪn/

(noun) yük treni

Örnek:

A long freight train rumbled through the night.
Uzun bir yük treni gece boyunca gürültüyle geçti.

garbage truck

/ˈɡɑːr.bɪdʒ ˌtrʌk/

(noun) çöp kamyonu, çöp arabası

Örnek:

The garbage truck comes every Tuesday morning.
Çöp kamyonu her Salı sabahı gelir.

jeep

/dʒiːp/

(noun) cip;

(trademark) Jeep (marka)

Örnek:

We took a jeep on the safari to navigate the rugged landscape.
Engebeli arazide ilerlemek için safaride bir cip kullandık.

limo

/ˈlɪm.oʊ/

(noun) limo, limuzin

Örnek:

They arrived at the premiere in a sleek black limo.
Prömiyere şık siyah bir limuzinle geldiler.

minibus

/ˈmɪn.i.bʌs/

(noun) minibüs

Örnek:

We hired a minibus for the school trip.
Okul gezisi için bir minibüs kiraladık.

monorail

/ˈmɑː.nə.reɪl/

(noun) monoray

Örnek:

The theme park features a futuristic monorail system.
Tema parkında fütüristik bir monoray sistemi bulunmaktadır.

moped

/ˈmoʊ.ped/

(noun) moped, motorlu bisiklet;

(verb) somurtmak, keyifsiz olmak

Örnek:

He rode his moped to work every day.
Her gün işe mopediyle gidiyordu.

moving van

/ˈmuːvɪŋ væn/

(noun) nakliye kamyonu, taşınma kamyonu

Örnek:

We hired a moving van to transport all our furniture to the new apartment.
Tüm mobilyalarımızı yeni daireye taşımak için bir nakliye kamyonu kiraladık.

rickshaw

/ˈrɪk.ʃɑː/

(noun) çekçek, rikşa

Örnek:

We took a rickshaw ride through the old city.
Eski şehri çekçek ile gezdik.

rv

/ˌɑːrˈviː/

(abbreviation) karavan, eğlence aracı

Örnek:

They spent their summer vacation traveling across the country in their new RV.
Yaz tatillerini yeni karavanlarıyla ülkeyi gezerek geçirdiler.

snowplow

/ˈsnoʊ.plaʊ/

(noun) kar küreme aracı, kar sabanı;

(verb) kar küremek, kar sabanıyla temizlemek

Örnek:

The city deployed snowplows to clear the streets after the heavy snowfall.
Şehir, yoğun kar yağışından sonra caddeleri temizlemek için kar küreme araçları konuşlandırdı.

tram

/træm/

(noun) tramvay

Örnek:

We took the tram to the city center.
Şehir merkezine tramvayla gittik.

airbus

/ˈer.bʌs/

(noun) Airbus, yolcu uçağı;

(trademark) Airbus, uçak üreticisi

Örnek:

The Airbus A380 is one of the largest passenger planes in the world.
Airbus A380, dünyanın en büyük yolcu uçaklarından biridir.

airliner

/ˈerˌlaɪ.nɚ/

(noun) yolcu uçağı, havayolu uçağı

Örnek:

The airliner landed smoothly despite the strong winds.
Şiddetli rüzgarlara rağmen yolcu uçağı sorunsuz bir şekilde indi.

hovercraft

/ˈhɑː.vɚ.kræft/

(noun) hoverkraft, hava yastıklı araç

Örnek:

The hovercraft glided smoothly across the water.
Hoverkraft su üzerinde sorunsuz bir şekilde süzüldü.

jumbo jet

/ˈdʒʌm.boʊ ˌdʒet/

(noun) jumbo jet, geniş gövdeli uçak

Örnek:

The jumbo jet landed smoothly on the runway.
Jumbo jet piste sorunsuz bir şekilde indi.

zeppelin

/ˈzep.əl.ɪn/

(noun) zeplin, hava gemisi

Örnek:

The Hindenburg was a famous zeppelin that crashed in 1937.
Hindenburg, 1937'de düşen ünlü bir zeplindi.

vessel

/ˈves.əl/

(noun) gemi, tekne, kap

Örnek:

The fishing vessel returned to port with a full catch.
Balıkçı gemisi tam avla limana döndü.

cruiser

/ˈkruː.zɚ/

(noun) kruvazör, polis arabası, devriye arabası

Örnek:

The naval cruiser led the fleet into the harbor.
Donanma kruvazörü filoyu limana götürdü.

canoe

/kəˈnuː/

(noun) kano;

(verb) kano yapmak, kano ile taşımak

Örnek:

We rented a canoe to explore the lake.
Gölü keşfetmek için bir kano kiraladık.

kayak

/ˈkaɪ.æk/

(noun) kano;

(verb) kano yapmak

Örnek:

We rented a kayak to explore the lake.
Gölü keşfetmek için bir kano kiraladık.

lifeboat

/ˈlaɪf.boʊt/

(noun) can filikası, kurtarma botu

Örnek:

The crew launched the lifeboat as the ship began to sink.
Gemi batmaya başlayınca mürettebat can filikasını denize indirdi.

powerboat

/ˈpaʊ.ɚ.boʊt/

(noun) sürat teknesi, motorlu tekne

Örnek:

He raced his powerboat across the lake.
Sürat teknesiyle gölde yarıştı.

speedboat

/ˈspiːd.boʊt/

(noun) sürat teknesi, motorbot

Örnek:

The police chased the smugglers in a high-powered speedboat.
Polis, kaçakçıları yüksek güçlü bir sürat teknesiyle kovaladı.

integrated

/ˈɪn.t̬ə.ɡreɪ.t̬ɪd/

(adjective) entegre, bütünleşik, asimile olmuş

Örnek:

The new system offers an integrated approach to data management.
Yeni sistem, veri yönetimine entegre bir yaklaşım sunuyor.

viaduct

/ˈvaɪə.dʌkt/

(noun) viyadük

Örnek:

The train crossed the old stone viaduct, offering scenic views of the valley below.
Tren eski taş viyadükten geçti ve aşağıdaki vadinin güzel manzaralarını sundu.

submarine

/ˌsʌb.məˈriːn/

(noun) denizaltı;

(adjective) denizaltı, sualtı;

(verb) denizaltı gibi hareket etmek, sualtında seyretmek

Örnek:

The submarine surfaced after a week underwater.
Denizaltı bir hafta su altında kaldıktan sonra yüzeye çıktı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren