Avatar of Vocabulary Set C1 - Küçük Galaksimizde!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Küçük Galaksimizde! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Küçük Galaksimizde!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

aerospace

/ˈer.oʊ.speɪs/

(noun) havacılık ve uzay;

(adjective) havacılık ve uzay

Örnek:

The company specializes in aerospace engineering.
Şirket havacılık ve uzay mühendisliği konusunda uzmanlaşmıştır.

astrobiology

/ˌæs.troʊ.baɪˈɑː.lə.dʒi/

(noun) astrobiyoloji

Örnek:

Astrobiology combines aspects of biology, chemistry, and astronomy.
Astrobioloji, biyoloji, kimya ve astronomi gibi alanları birleştirir.

atmospheric

/ˌæt.məsˈfer.ɪk/

(adjective) atmosferik, havalı

Örnek:

The planet has a thick atmospheric layer.
Gezegenin kalın bir atmosferik tabakası var.

cosmic

/ˈkɑːz.mɪk/

(adjective) kozmik, muazzam, devasa

Örnek:

The telescope captured stunning images of cosmic dust clouds.
Teleskop, kozmik toz bulutlarının çarpıcı görüntülerini yakaladı.

full moon

/ˌfʊl ˈmuːn/

(noun) dolunay

Örnek:

The sky was bright under the full moon.
Dolunay altında gökyüzü parlaktı.

half-moon

/ˈhæf.muːn/

(noun) yarım ay, yarım ay şekli

Örnek:

The sky was clear, and a beautiful half-moon shone brightly.
Gökyüzü açıktı ve güzel bir yarım ay parlak bir şekilde parlıyordu.

new moon

/nuː muːn/

(noun) yeni ay

Örnek:

The sky was dark, signaling the arrival of the new moon.
Gökyüzü karanlıktı, yeni ayın gelişini işaret ediyordu.

go down

/ɡoʊ daʊn/

(phrasal verb) inmek, alçalmak, batmak

Örnek:

The sun began to go down behind the mountains.
Güneş dağların arkasından batmaya başladı.

big bang

/ˈbɪɡ ˈbæŋ/

(noun) Büyük Patlama

Örnek:

The Big Bang theory explains the origin of the universe.
Büyük Patlama teorisi evrenin kökenini açıklar.

cosmos

/ˈkɑːz.moʊs/

(noun) kozmos, evren, kozmos çiçeği

Örnek:

The ancient Greeks believed in a harmonious cosmos.
Antik Yunanlılar uyumlu bir kozmosa inanıyorlardı.

celestial body

/sɪˌles.tʃəl ˈbɑː.di/

(noun) gök cismi, uzay cismi

Örnek:

The night sky was filled with countless celestial bodies.
Gece gökyüzü sayısız gök cismiyle doluydu.

the Milky Way

/ðə ˈmɪlki weɪ/

(noun) Samanyolu

Örnek:

From a dark sky, you can see the Milky Way stretching across.
Karanlık bir gökyüzünden Samanyolu'nun uzandığını görebilirsiniz.

constellation

/ˌkɑːn.stəˈleɪ.ʃən/

(noun) takımyıldız, topluluk, küme

Örnek:

Orion is a prominent constellation visible in the winter sky.
Orion, kış gökyüzünde görülebilen belirgin bir takımyıldızdır.

zodiac

/ˈzoʊ.di.æk/

(noun) zodyak, burçlar kuşağı

Örnek:

The astrologer consulted the zodiac to predict her future.
Astrolog, geleceğini tahmin etmek için zodyak'a danıştı.

comet

/ˈkɑː.mɪt/

(noun) kuyruklu yıldız

Örnek:

Halley's Comet is one of the most famous comets.
Halley Kuyruklu Yıldızı en ünlü kuyruklu yıldızlardan biridir.

dwarf

/dwɔːrf/

(noun) cüce, cüce yıldız;

(verb) cüceleştirmek, küçük göstermek

Örnek:

The fairy tale featured a friendly dwarf.
Peri masalında dost canlısı bir cüce vardı.

exoplanet

/ˈek.soʊˌplæn.ɪt/

(noun) ötegezegen

Örnek:

Scientists have discovered thousands of exoplanets.
Bilim insanları binlerce ötegezegen keşfetti.

meteor

/ˈmiː.t̬i.ɔːr/

(noun) meteor, akan yıldız

Örnek:

We saw a bright meteor streak across the night sky.
Gece gökyüzünde parlak bir meteorun hızla geçtiğini gördük.

meteorite

/-t̬i.ə.raɪt/

(noun) meteorit

Örnek:

Scientists found a large meteorite in the desert.
Bilim insanları çölde büyük bir meteorit buldu.

nebula

/ˈneb.jə.lə/

(noun) nebula

Örnek:

The Orion Nebula is a well-known star-forming region.
Orion Nebulası, iyi bilinen bir yıldız oluşum bölgesidir.

supernova

/ˌsuː.pɚˈnoʊ.və/

(noun) süpernova

Örnek:

The distant galaxy was home to a spectacular supernova.
Uzak galaksi muhteşem bir süpernovaya ev sahipliği yapıyordu.

NASA

/ˈnæs.ə/

(abbreviation) NASA, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi

Örnek:

NASA successfully launched the new Mars rover.
NASA yeni Mars gezginini başarıyla fırlattı.

mission

/ˈmɪʃ.ən/

(noun) misyon, görev, amaç;

(verb) görevlendirmek, misyon vermek

Örnek:

The diplomatic mission aimed to restore peace in the region.
Diplomatik misyon, bölgede barışı yeniden tesis etmeyi amaçlıyordu.

cosmonaut

/ˈkɑːz.mə.nɑːt/

(noun) kozmonot

Örnek:

The cosmonaut orbited the Earth for several days.
Kozmonot birkaç gün boyunca Dünya'nın yörüngesinde döndü.

lift off

/ˈlɪft ɔf/

(noun) kalkış, fırlatma;

(phrasal verb) kalkmak, fırlatmak

Örnek:

The space shuttle's lift-off was delayed due to bad weather.
Uzay mekiğinin fırlatılması kötü hava nedeniyle ertelendi.

axis

/ˈæk.sɪs/

(noun) eksen, ittifak

Örnek:

The Earth rotates on its axis.
Dünya kendi ekseni etrafında döner.

rotation

/roʊˈteɪ.ʃən/

(noun) dönüş, rotasyon, dönüşümlü

Örnek:

The Earth's rotation causes day and night.
Dünya'nın dönüşü gece ve gündüzü oluşturur.

space shuttle

/ˈspeɪs ˌʃʌt.l̩/

(noun) uzay mekiği

Örnek:

The space shuttle launched successfully this morning.
Uzay mekiği bu sabah başarıyla fırlatıldı.

UFO

/ˌjuː.efˈoʊ/

(noun) UFO, tanımlanamayan uçan nesne

Örnek:

Many people claim to have seen a UFO.
Birçok kişi bir UFO gördüğünü iddia ediyor.

weightless

/ˈweɪt.ləs/

(adjective) ağırlıksız, hafif

Örnek:

Astronauts experience a weightless sensation in space.
Astronotlar uzayda ağırlıksız bir his yaşarlar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren