Avatar of Vocabulary Set C1 - Dünyayı Keşfet!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Dünyayı Keşfet! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Dünyayı Keşfet!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

all-inclusive

/ˌɔːl ɪnˈkluː.sɪv/

(adjective) her şey dahil, kapsamlı

Örnek:

The resort offers an all-inclusive package that covers meals, drinks, and activities.
Tesis, yemekler, içecekler ve aktiviteleri kapsayan her şey dahil bir paket sunmaktadır.

peak season

/piːk ˈsiː.zən/

(noun) yoğun sezon, sezonun zirvesi

Örnek:

Traveling during peak season can be very expensive.
Yoğun sezonda seyahat etmek çok pahalı olabilir.

off season

/ˈɔːfˌsiː.zən/

(noun) sezon dışı, düşük sezon;

(adjective) sezon dışı, düşük sezon

Örnek:

During the off-season, many athletes focus on strength training.
Sezon dışında birçok sporcu güç antrenmanına odaklanır.

luxurious

/lʌɡˈʒʊr.i.əs/

(adjective) lüks, gösterişli

Örnek:

They stayed in a luxurious hotel suite.
Lüks bir otel süitinde kaldılar.

exquisite

/ɪkˈskwɪz.ɪt/

(adjective) enfes, zarif, narin

Örnek:

The painting was an exquisite work of art.
Tablo enfes bir sanat eseriydi.

exotic

/ɪɡˈzɑː.t̬ɪk/

(adjective) egzotik, yabancı, sıra dışı

Örnek:

She loves to travel and experience exotic cultures.
Seyahat etmeyi ve egzotik kültürleri deneyimlemeyi sever.

homestay

/ˈhoʊm.steɪ/

(noun) evde konaklama, aile yanı konaklama

Örnek:

During her study abroad program, she opted for a homestay with a local family.
Yurt dışı eğitim programı sırasında yerel bir aileyle evde konaklamayı tercih etti.

staycation

/steɪˈkeɪʃən/

(noun) evde tatil, yakın çevre tatili

Örnek:

We decided on a staycation this year to save money.
Bu yıl para biriktirmek için evde tatil yapmaya karar verdik.

outing

/ˈaʊ.t̬ɪŋ/

(noun) gezi, piknik, çıkış

Örnek:

We went on a family outing to the beach.
Ailece plaja bir geziye çıktık.

expedition

/ˌek.spəˈdɪʃ.ən/

(noun) sefer, keşif gezisi, hız

Örnek:

The scientific expedition to Antarctica lasted six months.
Antarktika'ya yapılan bilimsel sefer altı ay sürdü.

itinerary

/aɪˈtɪn.ə.rer.i/

(noun) seyahat planı, güzergah

Örnek:

Our travel agent prepared a detailed itinerary for our trip to Italy.
Seyahat acentemiz İtalya gezimiz için detaylı bir seyahat planı hazırladı.

tourist class

/ˈtʊrɪst klæs/

(noun) ekonomi sınıfı, turist sınıfı

Örnek:

We booked tourist class tickets for our flight to Europe.
Avrupa uçuşumuz için ekonomi sınıfı biletleri rezerve ettik.

upgrade

/ʌpˈɡreɪd/

(noun) yükseltme, güncelleme;

(verb) yükseltmek, güncellemek

Örnek:

The software requires an upgrade to the latest version.
Yazılımın en son sürüme yükseltilmesi gerekiyor.

long-haul

/ˈlɔːŋ.hɔːl/

(adjective) uzun mesafeli, uzun vadeli, uzun süreli;

(noun) uzun yol, uzun süre

Örnek:

She's preparing for a long-haul flight to Australia.
Avustralya'ya uzun mesafeli bir uçuşa hazırlanıyor.

embark

/ɪmˈbɑːrk/

(verb) binmek, gemiye binmek, başlamak

Örnek:

Passengers are requested to embark at gate 3.
Yolcuların 3 numaralı kapıdan uçağa binmeleri rica olunur.

layover

/ˈleɪˌoʊ.vɚ/

(noun) aktarma, mola

Örnek:

We had a three-hour layover in Chicago.
Chicago'da üç saatlik bir aktarmamız vardı.

lost-and-found

/ˌlɔst ən ˈfaʊnd/

(noun) kayıp eşya bürosu, kayıp eşya

Örnek:

I left my umbrella on the bus, so I'll check the lost-and-found at the station.
Şemsiyemi otobüste unuttum, bu yüzden istasyondaki kayıp eşya bürosuna bakacağım.

camper

/ˈkæm.pɚ/

(noun) kampçı, karavan, motokaravan

Örnek:

The campers enjoyed the fresh air and starry nights.
Kampçılar temiz havanın ve yıldızlı gecelerin tadını çıkardılar.

suite

/swiːt/

(noun) süit, oda takımı, takım

Örnek:

The hotel offers a luxurious suite with a view of the ocean.
Otel, okyanus manzaralı lüks bir süit sunmaktadır.

sunburn

/ˈsʌn.bɝːn/

(noun) güneş yanığı;

(verb) güneşten yanmak, güneş yanığına neden olmak

Örnek:

She got a severe sunburn after spending all day at the beach.
Tüm gün plajda kaldıktan sonra ciddi bir güneş yanığı oldu.

suntan

/ˈsʌn.tæn/

(noun) bronzluk, güneş yanığı;

(verb) güneşlenmek, bronzlaştırmak

Örnek:

She came back from her vacation with a beautiful suntan.
Tatilinden güzel bir bronzlukla döndü.

tan

/tæn/

(noun) ten rengi, açık kahverengi, bronzluk;

(verb) bronzlaşmak, bronzlaştırmak, tabaklamak;

(adjective) ten rengi, açık kahverengi

Örnek:

The walls were painted a light tan.
Duvarlar açık ten rengine boyanmıştı.

resort

/rɪˈzɔːrt/

(noun) tatil köyü, tesis, çare;

(verb) başvurmak, çare bulmak

Örnek:

They spent their vacation at a luxurious beach resort.
Tatillerini lüks bir sahil tesisinde geçirdiler.

vacancy

/ˈveɪ.kən.si/

(noun) açık, boş pozisyon, boşluk

Örnek:

There is a vacancy for a sales assistant.
Satış asistanı için bir açık var.

touristy

/ˈtʊr.ɪ.sti/

(adjective) turistik

Örnek:

The old town has become very touristy in recent years.
Eski şehir son yıllarda çok turistik hale geldi.

twin bedroom

/ˈtwɪn ˈbɛdˌruːm/

(noun) iki yataklı oda, twin yataklı oda

Örnek:

We booked a twin bedroom for our stay.
Konaklamamız için iki yataklı bir oda ayırttık.

upmarket

/ˈʌp.mɑːr.kɪt/

(adjective) lüks, üst düzey, pahalı;

(adverb) üst pazara, lüks segmente

Örnek:

They are trying to make the brand more upmarket.
Markayı daha lüks hale getirmeye çalışıyorlar.

complimentary

/ˌkɑːm.pləˈmen.t̬ɚ.i/

(adjective) iltifat edici, övgü dolu, ücretsiz

Örnek:

She made some complimentary remarks about his performance.
Performansı hakkında bazı iltifat edici yorumlar yaptı.

memorable

/ˈmem.ər.ə.bəl/

(adjective) unutulmaz, akılda kalıcı

Örnek:

It was a truly memorable performance by the orchestra.
Orkestranın gerçekten unutulmaz bir performansıydı.

chalet

/ˈʃæl.eɪ/

(noun) dağ evi, şale

Örnek:

They rented a cozy chalet for their ski vacation in the Alps.
Alpler'deki kayak tatilleri için şirin bir dağ evi kiraladılar.

godspeed

/ˌɡɑːdˈspiːd/

(exclamation) uğurlar olsun, güle güle

Örnek:

We wished them godspeed as they embarked on their perilous journey.
Tehlikeli yolculuklarına çıkarken onlara uğurlar olsun diledik.

motion sickness

/ˈmoʊ.ʃən ˌsɪk.nəs/

(noun) hareket hastalığı, deniz tutması

Örnek:

She always gets motion sickness on long car rides.
Uzun araba yolculuklarında her zaman hareket hastalığı yaşar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren