Avatar of Vocabulary Set B2 - Vakit Nakittir!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Vakit Nakittir! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Vakit Nakittir!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

age

/eɪdʒ/

(noun) yaş, çağ, dönem;

(verb) yaşlanmak, olgunlaşmak

Örnek:

What is your age?
Yaşın kaç?

calendar

/ˈkæl.ən.dɚ/

(noun) takvim, takvim sistemi, zaman belirleme sistemi

Örnek:

I marked the appointment on my calendar.
Randevuyu takvimime işaretledim.

schedule

/ˈskedʒ.uːl/

(noun) program, takvim, çizelge;

(verb) planlamak, programlamak

Örnek:

I need to check my schedule for next week.
Gelecek haftanın programımı kontrol etmem gerekiyor.

era

/ˈer.ə/

(noun) çağ, dönem

Örnek:

The Victorian era was a time of great change.
Viktorya dönemi büyük değişimlerin yaşandığı bir zamandı.

fortnight

/ˈfɔːrt.naɪt/

(noun) iki hafta, on dört gün

Örnek:

I'm going on holiday for a fortnight.
İki hafta tatile gidiyorum.

millennium

/mɪˈlen.i.əm/

(noun) binyıl, milenyum, altın çağ

Örnek:

The year 2000 marked the beginning of a new millennium.
2000 yılı yeni bir binyılın başlangıcını işaret etti.

time zone

/ˈtaɪm zoʊn/

(noun) saat dilimi, zaman dilimi

Örnek:

New York is in a different time zone than Los Angeles.
New York, Los Angeles'tan farklı bir saat diliminde.

It's about time

/ɪts əˈbaʊt taɪm/

(phrase) artık zamanı geldi, çoktan zamanı geldi

Örnek:

It's about time you cleaned your room!
Artık zamanı geldi odanı temizlemenin!

local time

/ˈloʊ.kəl ˌtaɪm/

(noun) yerel saat

Örnek:

What's the local time in Tokyo right now?
Şu anda Tokyo'da yerel saat kaç?

chronometer

/krəˈnɑː.mə.t̬ɚ/

(noun) kronometre

Örnek:

The ship's captain relied on the chronometer for precise navigation.
Gemi kaptanı hassas navigasyon için kronometreye güveniyordu.

hourglass

/ˈaʊr.ɡlæs/

(noun) kum saati, kum saati figürü, kum saati şekli

Örnek:

The sand slowly trickled through the hourglass.
Kum yavaşça kum saatinden akıyordu.

pendulum clock

/ˈpen.dʒə.ləm ˌklɑːk/

(noun) sarkaçlı saat

Örnek:

The antique pendulum clock in the hall chimed every hour.
Salondaki antika sarkaçlı saat her saat başı çaldı.

stopwatch

/ˈstɑːp.wɑːtʃ/

(noun) kronometre, süreölçer

Örnek:

The coach used a stopwatch to time the runners.
Antrenör, koşucuların süresini ölçmek için bir kronometre kullandı.

sundial

/ˈsʌn.daɪl/

(noun) güneş saati

Örnek:

The old garden had a beautiful stone sundial.
Eski bahçede güzel bir taş güneş saati vardı.

twilight

/ˈtwaɪ.laɪt/

(noun) alacakaranlık, şafak, gerileme;

(adjective) alacakaranlık, şafak

Örnek:

The city lights began to twinkle in the gathering twilight.
Şehir ışıkları, çöken alacakaranlıkta parlamaya başladı.

lateness

/ˈleɪt.nəs/

(noun) geç kalma, gecikme

Örnek:

Her habitual lateness for meetings was a constant source of frustration.
Toplantılara sürekli geç kalması, sürekli bir hayal kırıklığı kaynağıydı.

chronological

/ˌkrɑː.nəˈlɑː.dʒɪ.kəl/

(adjective) kronolojik

Örnek:

The events are listed in chronological order.
Olaylar kronolojik sıraya göre listelenmiştir.

instant

/ˈɪn.stənt/

(adjective) anında, hemen, hazır;

(noun) an, saniye

Örnek:

The effect was instant.
Etki anında oldu.

beyond

/biˈjɑːnd/

(preposition) ötesinde, dışında, sonra;

(adverb) öteye, daha öteye;

(noun) öteki dünya, ahiret

Örnek:

The village is just beyond the hills.
Köy, tepelerin hemen ötesinde.

for the moment

/fɔːr ðə ˈmoʊ.mənt/

(phrase) şimdilik, geçici olarak

Örnek:

Let's just agree to disagree for the moment.
Şimdilik anlaşmazlığa düşmeyi kabul edelim.

lately

/ˈleɪt.li/

(adverb) son zamanlarda, yakın zamanda

Örnek:

I haven't seen him lately.
Onu son zamanlarda görmedim.

day-to-day

/ˌdeɪ.təˈdeɪ/

(adjective) günlük, rutin

Örnek:

Her day-to-day tasks include answering emails and scheduling meetings.
Onun günlük görevleri e-postaları yanıtlamak ve toplantıları planlamaktır.

annual

/ˈæn.ju.əl/

(adjective) yıllık, her yıl olan;

(noun) yıllık bitki, yıllık, yıllık dergi

Örnek:

The company holds an annual meeting in December.
Şirket Aralık ayında yıllık toplantı düzenler.

annually

/ˈæn.ju.ə.li/

(adverb) yıllık, her yıl

Örnek:

The company publishes its financial report annually.
Şirket finansal raporunu yıllık olarak yayınlar.

monthly

/ˈmʌn.θli/

(adjective) aylık;

(adverb) aylık;

(noun) aylık dergi, aylık yayın

Örnek:

The company holds monthly meetings.
Şirket aylık toplantılar düzenliyor.

weekly

/ˈwiː.kli/

(adjective) haftalık;

(adverb) haftalık;

(noun) haftalık yayın

Örnek:

The newspaper is published weekly.
Gazete haftalık olarak yayımlanır.

momentarily

/ˌmoʊ.mənˈter.əl.i/

(adverb) anlık olarak, kısa süreliğine, her an

Örnek:

The lights flickered momentarily during the storm.
Fırtına sırasında ışıklar anlık olarak titredi.

now and again

/naʊ ənd əˈɡen/

(idiom) ara sıra, bazen

Örnek:

I like to visit my old friends now and again.
Eski arkadaşlarımı ara sıra ziyaret etmeyi severim.

now and then

/naʊ ənd ðen/

(phrase) ara sıra, zaman zaman

Örnek:

We still meet up for coffee now and then.
Ara sıra hala kahve içmek için buluşuruz.

overtime

/ˈoʊ.vɚ.taɪm/

(noun) fazla mesai, ek süre, uzatma;

(adverb) fazla mesai, ek süreyle

Örnek:

He worked ten hours of overtime last week.
Geçen hafta on saat fazla mesai yaptı.

later on

/ˈleɪ.tər ɑːn/

(adverb) daha sonra, sonradan

Örnek:

I'll talk to you later on.
Seninle daha sonra konuşurum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren