Avatar of Vocabulary Set B2 - Bilgisayar Meraklıları

B2 Seviyesi İçinde B2 - Bilgisayar Meraklıları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Bilgisayar Meraklıları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

animation

/ˌæn.əˈmeɪ.ʃən/

(noun) animasyon, canlandırma, canlılık

Örnek:

The studio is known for its groundbreaking work in computer animation.
Stüdyo, bilgisayar animasyonu alanındaki çığır açan çalışmalarıyla tanınıyor.

artificial intelligence

/ˌɑːr.t̬əˌfɪʃ.əl ɪnˈtel.ə.dʒəns/

(noun) yapay zeka

Örnek:

The company is investing heavily in artificial intelligence research.
Şirket, yapay zeka araştırmalarına yoğun yatırım yapıyor.

virtual

/ˈvɝː.tʃu.əl/

(adjective) fiili, neredeyse, sanal

Örnek:

The meeting was a virtual disaster.
Toplantı neredeyse bir felaketti.

virtual reality

/ˈvɜːr.tʃu.əl riˈæl.ə.ti/

(noun) sanal gerçeklik

Örnek:

Virtual reality allows users to immerse themselves in a simulated environment.
Sanal gerçeklik, kullanıcıların kendilerini simüle edilmiş bir ortama kaptırmalarını sağlar.

programming

/ˈproʊ.ɡræm.ɪŋ/

(noun) programlama, planlama

Örnek:

She is studying computer programming at university.
Üniversitede bilgisayar programlama okuyor.

bug

/bʌɡ/

(noun) böcek, haşere, dinleme cihazı;

(verb) rahatsız etmek, canını sıkmak, dinleme cihazı yerleştirmek

Örnek:

There's a little bug crawling on the wall.
Duvarda küçük bir böcek sürünüyor.

code

/koʊd/

(noun) kod, şifre, yasa;

(verb) kodlamak, şifrelemek, programlamak

Örnek:

The message was written in code.
Mesaj kodla yazılmıştı.

command

/kəˈmænd/

(noun) emir, komut, kontrol;

(verb) emretmek, komuta etmek, kontrol etmek

Örnek:

The officer gave a clear command to his troops.
Subay, askerlerine net bir emir verdi.

instruction

/ɪnˈstrʌk.ʃən/

(noun) talimat, yönerge, eğitim

Örnek:

Follow the instructions carefully.
Talimatları dikkatlice takip edin.

database

/ˈdeɪ.t̬ə.beɪs/

(noun) veri tabanı

Örnek:

The company maintains a large customer database.
Şirket büyük bir müşteri veri tabanı tutuyor.

filename

/ˈfaɪl.neɪm/

(noun) dosya adı

Örnek:

Please save the document with a descriptive filename.
Lütfen belgeyi açıklayıcı bir dosya adı ile kaydedin.

firewall

/ˈfaɪə.wɔːl/

(noun) güvenlik duvarı, ateş duvarı, yangın duvarı

Örnek:

The company installed a new firewall to protect its data.
Şirket, verilerini korumak için yeni bir güvenlik duvarı kurdu.

icon

/ˈaɪ.kɑːn/

(noun) ikon, sembol, simge

Örnek:

Marilyn Monroe remains a fashion icon.
Marilyn Monroe bir moda ikoni olmaya devam ediyor.

input

/ˈɪn.pʊt/

(noun) girdi, katkı, veri;

(verb) girmek, veri girmek

Örnek:

The computer requires user input to start the program.
Bilgisayarın programı başlatmak için kullanıcı girdisi gereklidir.

output

/ˈaʊt.pʊt/

(noun) çıktı, üretim, verim;

(verb) çıktı vermek, üretmek

Örnek:

The factory's daily output has increased significantly.
Fabrikanın günlük üretimi önemli ölçüde arttı.

crash

/kræʃ/

(noun) kaza, çarpışma, gürültü;

(verb) çarpmak, kaza yapmak, gürültü yapmak;

(adjective) kaza ile ilgili, hızlandırılmış;

(adverb) çat diye, gürültüyle

Örnek:

There was a serious car crash on the highway.
Otoyolda ciddi bir araba kazası oldu.

hack

/hæk/

(verb) hacklemek, sistemine girmek, kesmek;

(noun) tüyo, yöntem, hack

Örnek:

Someone tried to hack into my email account.
Biri e-posta hesabımı hacklemeye çalıştı.

import

/ɪmˈpɔːrt/

(verb) ithal etmek, içeri aktarmak;

(noun) ithalat, ithal ürün

Örnek:

The company plans to import cars from Germany.
Şirket Almanya'dan araba ithal etmeyi planlıyor.

export

/ˈek.spɔːrt/

(verb) ihraç etmek;

(noun) ihracat, ihraç ürünü

Örnek:

The company plans to export its products to Europe.
Şirket ürünlerini Avrupa'ya ihraç etmeyi planlıyor.

network

/ˈnet.wɝːk/

(noun) ağ, şebeke, bilgisayar ağı;

(verb) ağa bağlamak, iletişim kurmak

Örnek:

The city has a complex network of roads.
Şehrin karmaşık bir yol ağı var.

process

/ˈprɑː.ses/

(noun) süreç, işlem, doğal süreç;

(verb) işlemek, işlemden geçirmek, işleme koymak

Örnek:

The application process takes about two weeks.
Başvuru süreci yaklaşık iki hafta sürer.

select

/səˈlekt/

(verb) seçmek, ayırmak;

(adjective) seçkin, seçilmiş

Örnek:

She needs to select a dress for the party.
Parti için bir elbise seçmesi gerekiyor.

CD-ROM

/ˌsiː.diːˈrɑːm/

(noun) CD-ROM

Örnek:

I installed the software from the CD-ROM.
Yazılımı CD-ROM'dan yükledim.

disk

/dɪsk/

(noun) disk, sabit disk

Örnek:

The sun appeared as a bright disk in the sky.
Güneş gökyüzünde parlak bir disk olarak belirdi.

mouse pad

/ˈmaʊs pæd/

(noun) fare altlığı

Örnek:

I need a new mouse pad because mine is worn out.
Eskidiği için yeni bir fare altlığına ihtiyacım var.

processor

/ˈprɑː.ses.ɚ/

(noun) işleyici, işlemci, CPU

Örnek:

The food processor quickly chopped the vegetables.
Mutfak robotu sebzeleri hızla doğradı.

scanner

/ˈskæn.ɚ/

(noun) tarayıcı, radyo tarayıcı, radyo alıcısı

Örnek:

I used the scanner to digitize my old photos.
Eski fotoğraflarımı dijitalleştirmek için tarayıcıyı kullandım.

touch screen

/ˈtʌtʃ skriːn/

(noun) dokunmatik ekran

Örnek:

My new smartphone has a large touch screen.
Yeni akıllı telefonumda büyük bir dokunmatik ekran var.

webcam

/ˈweb.kæm/

(noun) webcam, web kamerası

Örnek:

I use my webcam for video calls with my family.
Ailemle görüntülü görüşmeler için webcam'imi kullanıyorum.

geek

/ɡiːk/

(noun) inek, tutkun, garip;

(verb) takılıp kalmak, aşırı ilgi göstermek

Örnek:

He's a computer geek who can fix any software problem.
O, her türlü yazılım sorununu çözebilen bir bilgisayar tutkunu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren