Avatar of Vocabulary Set B1 - Seyahat ve Tatil

B1 Seviyesi İçinde B1 - Seyahat ve Tatil Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Seyahat ve Tatil' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

backpack

/ˈbæk.pæk/

(noun) sırt çantası;

(verb) sırt çantasıyla gezmek, sırt çantasıyla seyahat etmek

Örnek:

He packed his clothes into his backpack for the trip.
Seyahat için kıyafetlerini sırt çantasına koydu.

bed and breakfast

/ˌbed ən ˈbrekfəst/

(noun) oda ve kahvaltı, pansiyon

Örnek:

We stayed at a charming bed and breakfast in the countryside.
Kırsal kesimde şirin bir oda ve kahvaltı tesisinde kaldık.

holiday

/ˈhɑː.lə.deɪ/

(noun) tatil, bayram;

(verb) tatil yapmak, tatile çıkmak

Örnek:

We're going on holiday to Spain next month.
Gelecek ay İspanya'ya tatile gidiyoruz.

booking

/ˈbʊk.ɪŋ/

(noun) rezervasyon, yer ayırtma, kayıt

Örnek:

I made a booking for a table at the restaurant tonight.
Bu akşam restoranda bir masa için rezervasyon yaptırdım.

brochure

/broʊˈʃʊr/

(noun) broşür, tanıtım kitapçığı

Örnek:

I picked up a travel brochure at the agency.
Seyahat acentesinden bir seyahat broşürü aldım.

affordable

/əˈfɔːr.də.bəl/

(adjective) uygun fiyatlı, ekonomik

Örnek:

The store offers a wide range of affordable clothing.
Mağaza geniş bir yelpazede uygun fiyatlı giysiler sunuyor.

camp

/kæmp/

(noun) kamp, taraf;

(verb) kamp yapmak;

(adjective) abartılı, yapmacık

Örnek:

We set up camp near the river.
Nehrin yakınında kamp kurduk.

campfire

/ˈkæmp.faɪr/

(noun) kamp ateşi

Örnek:

We gathered around the campfire and told stories.
Kamp ateşi etrafında toplandık ve hikayeler anlattık.

outdoors

/ˌaʊtˈdɔːrz/

(adverb) dışarıda, açık havada;

(adjective) dış mekan, açık hava

Örnek:

Let's go play outdoors.
Hadi dışarıda oynayalım.

keycard

/ˈkiː.kɑːrd/

(noun) anahtar kart, kart anahtar

Örnek:

I used my keycard to access my hotel room.
Otel odama girmek için anahtar kartımı kullandım.

check in

/tʃek ɪn/

(phrasal verb) giriş yapmak, kayıt yaptırmak, iletişime geçmek

Örnek:

We need to check in at the hotel before 3 PM.
Saat 15:00'ten önce otele giriş yapmamız gerekiyor.

check out

/tʃek aʊt/

(phrasal verb) kontrol etmek, incelemek, çıkış yapmak

Örnek:

Can you check out the new security system?
Yeni güvenlik sistemini kontrol edebilir misin?

reception desk

/rɪˈsep.ʃən ˌdesk/

(noun) resepsiyon masası, danışma

Örnek:

Please report to the reception desk upon arrival.
Lütfen varışta resepsiyon masasına bildirin.

desk clerk

/ˈdesk klɜːrk/

(noun) resepsiyon görevlisi, masa görevlisi

Örnek:

The desk clerk handed me the key to my room.
Resepsiyon görevlisi bana odamın anahtarını verdi.

day trip

/ˈdeɪ trɪp/

(noun) günübirlik gezi, günübirlik seyahat

Örnek:

We went on a day trip to the coast.
Sahile günübirlik bir geziye çıktık.

doorman

/ˈdɔːr.mən/

(noun) kapıcı, resepsiyonist

Örnek:

The doorman greeted us with a smile as we entered the hotel.
Otele girdiğimizde kapıcı bizi gülümseyerek karşıladı.

double

/ˈdʌb.əl/

(adjective) çift, iki kat, duble;

(verb) ikiye katlamak, katlamak;

(adverb) iki kat, duble;

(noun) duble, iki kat

Örnek:

She ordered a double espresso.
Duble espresso sipariş etti.

family room

/ˈfæm.əl.i ˌruːm/

(noun) aile odası

Örnek:

We spend most evenings relaxing in the family room.
Akşamların çoğunu aile odasında dinlenerek geçiriyoruz.

exchange

/ɪksˈtʃeɪndʒ/

(noun) takas, değişim, borsa;

(verb) takas etmek, değiştirmek

Örnek:

We made an exchange of gifts.
Hediye alışverişi yaptık.

explore

/ɪkˈsplɔːr/

(verb) keşfetmek, araştırmak, tartışmak

Örnek:

They set out to explore the Amazon rainforest.
Amazon yağmur ormanlarını keşfetmek için yola çıktılar.

front desk

/ˈfrʌnt ˌdesk/

(noun) resepsiyon, ön büro

Örnek:

Please check in at the front desk upon arrival.
Lütfen varışta resepsiyona kayıt yaptırın.

tour guide

/ˈtʊr ˌɡaɪd/

(noun) tur rehberi, rehber

Örnek:

Our tour guide led us through the ancient ruins.
Tur rehberimiz bizi antik kalıntılar arasında gezdirdi.

hostel

/ˈhɑː.stəl/

(noun) pansiyon, hostel

Örnek:

We stayed at a youth hostel during our backpacking trip through Europe.
Avrupa'daki sırt çantalı gezimizde bir gençlik pansiyonunda kaldık.

minibar

/ˈmɪn.i.bɑːr/

(noun) minibar

Örnek:

He grabbed a soda from the minibar.
Minibardan bir soda aldı.

luggage

/ˈlʌɡ.ɪdʒ/

(noun) bagaj

Örnek:

Please place your luggage in the overhead compartment.
Lütfen bagajınızı baş üstü bölmesine yerleştirin.

visitor

/ˈvɪz.ɪ.t̬ɚ/

(noun) ziyaretçi, misafir

Örnek:

We had a visitor from out of town.
Şehir dışından bir ziyaretçimiz vardı.

sunbathe

/ˈsʌn.beɪð/

(verb) güneşlenmek

Örnek:

She loves to sunbathe on the beach during her vacation.
Tatilinde sahilde güneşlenmeyi sever.

stay

/steɪ/

(verb) kalmak, durmak, sürmek;

(noun) konaklama, kalış

Örnek:

Please stay here until I return.
Ben dönene kadar burada kalın lütfen.

seaside

/ˈsiː.saɪd/

(noun) deniz kenarı, sahil, kıyı;

(adjective) deniz kenarı, sahil

Örnek:

We spent our summer vacation at the seaside.
Yaz tatilimizi deniz kenarında geçirdik.

safari

/səˈfɑːr.i/

(noun) safari, sefer, yolculuk;

(verb) safari yapmak, safariye çıkmak

Örnek:

They went on a thrilling safari in the Serengeti.
Serengeti'de heyecan verici bir safariye çıktılar.

single

/ˈsɪŋ.ɡəl/

(adjective) tek, biricik, bekar;

(noun) tek, bir;

(verb) tek vuruş yapmak

Örnek:

Every single person in the room agreed.
Odada bulunan her tek kişi kabul etti.

sight

/saɪt/

(noun) görme, görüş, manzara;

(verb) görmek, fark etmek

Örnek:

He lost his sight in the accident.
Kazada görme yeteneğini kaybetti.

tour

/tʊr/

(noun) tur, gezi, turne;

(verb) gezmek, turneye çıkmak

Örnek:

They went on a grand tour of Europe.
Avrupa'da büyük bir turu çıktılar.

cottage

/ˈkɑː.t̬ɪdʒ/

(noun) kulübe, köy evi

Örnek:

They rented a charming cottage by the lake for their vacation.
Tatilleri için göl kenarında şirin bir kulübe kiraladılar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren