Avatar of Vocabulary Set B1 - Hayvan Alemi

B1 Seviyesi İçinde B1 - Hayvan Alemi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Hayvan Alemi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

alligator

/ˈæl.ə.ɡeɪ.t̬ɚ/

(noun) timsah

Örnek:

We saw an alligator basking in the sun by the riverbank.
Nehir kenarında güneşte keyif yapan bir timsah gördük.

ant

/ænt/

(noun) karınca

Örnek:

An ant crawled across the picnic blanket.
Bir karınca piknik örtüsünün üzerinden geçti.

bat

/bæt/

(noun) yarasa, sopa, beyzbol sopası;

(verb) vurmak, kırpmak, çırpmak

Örnek:

A bat flew out of the cave at dusk.
Alacakaranlıkta mağaradan bir yarasa uçtu.

rat

/ræt/

(noun) sıçan, hain, muhbir;

(verb) ele vermek, ihbar etmek

Örnek:

A large rat scurried across the alley.
Büyük bir sıçan sokaktan hızla geçti.

wolf

/wʊlf/

(noun) kurt, çapkın, kadın avcısı;

(verb) silip süpürmek, aceleyle yemek

Örnek:

A pack of wolves howled at the moon.
Bir sürü kurt aya uludu.

turtle

/ˈtɝː.t̬əl/

(noun) kaplumbağa;

(verb) alabora etmek, ters çevirmek

Örnek:

The sea turtle swam gracefully through the coral reef.
Deniz kaplumbağası mercan resifinde zarifçe yüzdü.

goldfish

/ˈɡoʊld.fɪʃ/

(noun) japon balığı

Örnek:

My sister has a pet goldfish named Finny.
Kız kardeşimin Finny adında bir evcil japon balığı var.

bull

/bʊl/

(noun) boğa, iri yarı adam, dev;

(verb) zorla ilerlemek, itmek

Örnek:

The farmer led the bull back to the pasture.
Çiftçi boğayı otlağa geri götürdü.

chimpanzee

/ˌtʃɪm.pænˈziː/

(noun) şempanze

Örnek:

The chimpanzee swung gracefully through the trees.
Şempanze ağaçlar arasında zarifçe sallandı.

donkey

/ˈdɑːŋ.ki/

(noun) eşek, aptal

Örnek:

The farmer used a donkey to carry the heavy sacks.
Çiftçi ağır çuvalları taşımak için bir eşek kullandı.

giraffe

/dʒɪˈræf/

(noun) zürafa

Örnek:

The giraffe stretched its long neck to reach the highest leaves.
Zürafa en yüksek yapraklara ulaşmak için uzun boynunu uzattı.

gorilla

/ɡəˈrɪl.ə/

(noun) goril, iri yarı adam, kaba saba adam

Örnek:

The gorilla pounded its chest.
Goril göğsünü yumrukladı.

rooster

/ˈruː.stɚ/

(noun) horoz

Örnek:

The rooster crowed loudly at dawn.
Horoz şafakta yüksek sesle öttü.

kangaroo

/ˌkæŋ.ɡəˈruː/

(noun) kanguru

Örnek:

The kangaroo hopped across the open field.
Kanguru açık alanda zıpladı.

snail

/sneɪl/

(noun) salyangoz;

(verb) salyangoz gibi ilerlemek, yavaşlamak

Örnek:

The snail left a silvery trail on the pavement.
Salyangoz kaldırımda gümüşi bir iz bıraktı.

lizard

/ˈlɪz.ɚd/

(noun) kertenkele

Örnek:

The lizard basked in the sun on the warm rock.
Kertenkele sıcak kayanın üzerinde güneşte keyif yapıyordu.

guinea pig

/ˈɡɪn.i ˌpɪɡ/

(noun) kobay, denek

Örnek:

My sister got a new guinea pig for her birthday.
Kız kardeşim doğum gününde yeni bir kobay aldı.

octopus

/ˈɑːk.tə.pəs/

(noun) ahtapot

Örnek:

The octopus can change its color to blend in with its surroundings.
Ahtapot, çevresiyle uyum sağlamak için rengini değiştirebilir.

salmon

/ˈsæm.ən/

(noun) somon

Örnek:

We caught a large salmon in the river.
Nehirde büyük bir somon yakaladık.

lobster

/ˈlɑːb.stɚ/

(noun) ıstakoz

Örnek:

We ordered a whole steamed lobster for dinner.
Akşam yemeği için bütün buharda pişirilmiş ıstakoz sipariş ettik.

swan

/swɑːn/

(noun) kuğu;

(verb) süzülmek, dolaşmak

Örnek:

A beautiful white swan glided across the lake.
Güzel beyaz bir kuğu gölde süzüldü.

cobra

/ˈkoʊ.brə/

(noun) kobra

Örnek:

The snake charmer played his flute, and the cobra swayed to the music.
Yılan oynatıcısı flütünü çaldı ve kobra müziğe göre sallandı.

raccoon

/rækˈuːn/

(noun) rakun

Örnek:

A raccoon was rummaging through the trash cans.
Bir rakun çöp kutularını karıştırıyordu.

zebra

/ˈziː.brə/

(noun) zebra

Örnek:

The zebra galloped across the savanna.
Zebra savanada dörtnala koştu.

seal

/siːl/

(noun) conta, mühür, damga;

(verb) mühürlemek, sızdırmaz hale getirmek, onaylamak

Örnek:

The broken seal caused the leak.
Kırık conta sızıntıya neden oldu.

porcupine

/ˈpɔːr.kjə.paɪn/

(noun) kirpi

Örnek:

The dog yelped after getting too close to the porcupine.
Köpek, kirpiye çok yaklaşınca inledi.

turkey

/ˈtɝː.ki/

(noun) hindi, aptal, salak

Örnek:

We had roasted turkey for Thanksgiving dinner.
Şükran Günü yemeği için kızarmış hindi yedik.

goose

/ɡuːs/

(noun) kaz, aptal, budala;

(verb) dürtmek, itmek, hızlandırmak

Örnek:

The farmer kept a flock of geese.
Çiftçi bir sürü kaz besliyordu.

crow

/kroʊ/

(noun) karga;

(verb) ötmek, horoz gibi ötmek, cıvıldamak

Örnek:

A crow landed on the fence post.
Bir karga çit direğine kondu.

pigeon

/ˈpɪdʒ.ən/

(noun) güvercin, kurban, saf;

(verb) kandırmak, dolandırmak

Örnek:

A pigeon landed on the window sill.
Bir güvercin pencere pervazına kondu.

cricket

/ˈkrɪk.ɪt/

(noun) kriket, cırcır böceği

Örnek:

They spent the afternoon playing cricket in the park.
Öğleden sonrayı parkta kriket oynayarak geçirdiler.

creature

/ˈkriː.tʃɚ/

(noun) canlı, hayvan, varlık

Örnek:

The forest is home to many wild creatures.
Orman birçok vahşi canlıya ev sahipliği yapmaktadır.

bite

/baɪt/

(verb) ısırmak, ısırık, kemirmek;

(noun) ısırık, sokma, atıştırmalık

Örnek:

The dog might bite if you get too close.
Çok yaklaşırsan köpek ısırabilir.

poison

/ˈpɔɪ.zən/

(noun) zehir;

(verb) zehirlemek, zarar vermek

Örnek:

The detective suspected the victim was killed by poison.
Dedektif, kurbanın zehirle öldürüldüğünden şüpheleniyordu.

trap

/træp/

(noun) tuzak, kapan;

(verb) tuzağa düşürmek, yakalamak, hapsetmek

Örnek:

The hunter set a trap for the rabbit.
Avcı tavşan için bir tuzak kurdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren