Avatar of Vocabulary Set Sahne Sanatlarıyla İlgili Fiiller

Sahne Sanatları İçinde Sahne Sanatlarıyla İlgili Fiiller Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sahne Sanatları' içinde 'Sahne Sanatlarıyla İlgili Fiiller' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

choreograph

/ˈkɔːr.i.ə.ɡræf/

(verb) koreograflamak, hareketleri düzenlemek

Örnek:

She was hired to choreograph the ballet.
Baleyi koreograflamak için işe alındı.

boogie

/ˈbʊ.ɡi/

(verb) dans etmek, boogie yapmak, gitmek;

(noun) boogie, boogie-woogie

Örnek:

Let's boogie down to the disco.
Hadi diskoya dans etmeye gidelim.

dance

/dæns/

(verb) dans etmek, titremek;

(noun) dans, balo

Örnek:

They love to dance all night long.
Bütün gece dans etmeyi severler.

disco

/ˈdɪs.koʊ/

(noun) disko, gece kulübü, disko müziği;

(verb) disko yapmak, disko dansı yapmak

Örnek:

We went to a disco last night.
Dün gece bir diskoya gittik.

jig

/dʒɪɡ/

(noun) jig, canlı dans, şablon;

(verb) jig yapmak, canlı dans etmek

Örnek:

The dancers performed a traditional Irish jig.
Dansçılar geleneksel bir İrlanda jigi sergilediler.

jive

/dʒaɪv/

(noun) jive, jive dansı, boş laf;

(verb) jive yapmak, boş laf etmek, saçmalamak

Örnek:

They learned to dance the jive at the local club.
Yerel kulüpte jive dans etmeyi öğrendiler.

mosh

/mɑːʃ/

(verb) mosh yapmak;

(noun) mosh

Örnek:

The crowd started to mosh as soon as the band played their hit song.
Grup hit şarkısını çalar çalmaz kalabalık mosh yapmaya başladı.

shimmy

/ˈʃɪm.i/

(noun) şimmi, titreme, sallanma;

(verb) şimmi yapmak, titremek, sallanmak

Örnek:

She did a little shimmy to the music.
Müziğe küçük bir şimmi yaptı.

tango

/ˈtæŋ.ɡoʊ/

(noun) tango, tango (NATO fonetik alfabesinde T harfi);

(verb) tango yapmak

Örnek:

They danced a passionate tango across the floor.
Tutkulu bir tango dansı yaptılar.

twerk

/twɜːrk/

(noun) twerk, twerk dansı;

(verb) twerk yapmak

Örnek:

She learned how to twerk from online videos.
Online videolardan twerk yapmayı öğrendi.

shake

/ʃeɪk/

(verb) sallamak, titretmek, sarsmak;

(noun) sallama, titreme

Örnek:

He began to shake the bottle to mix the contents.
İçindekileri karıştırmak için şişeyi sallamaya başladı.

waltz

/wɑːls/

(noun) vals;

(verb) vals yapmak, dalıvermek, kolayca halletmek

Örnek:

They danced a beautiful waltz across the ballroom.
Balo salonunda güzel bir vals yaptılar.

amuse

/əˈmjuːz/

(verb) eğlendirmek, güldürmek, oyalamak

Örnek:

The clown's antics amused the children.
Palyaçonun şakaları çocukları eğlendirdi.

debut

/deɪˈbju/

(noun) ilk çıkış, lansman;

(verb) ilk kez sahneye çıkmak, piyasaya sürmek

Örnek:

Her debut as a singer was a great success.
Şarkıcı olarak ilk çıkışı büyük bir başarıydı.

entertain

/en.t̬ɚˈteɪn/

(verb) eğlendirmek, ağırlamak, değerlendirmek

Örnek:

He hired a clown to entertain the children.
Çocukları eğlendirmek için bir palyaço tuttu.

extemporize

/ɪkˈstem.pə.raɪz/

(verb) doğaçlamak, hazırlıksız yapmak

Örnek:

The jazz musician could extemporize a solo on the spot.
Caz müzisyeni anında bir solo doğaçlayabilirdi.

headline

/ˈhed.laɪn/

(noun) manşet, başlık;

(verb) ana sanatçı olmak, başrol oynamak

Örnek:

The shocking news was on the headline of every newspaper.
Şok edici haber her gazetenin manşetindeydi.

perform

/pɚˈfɔːrm/

(verb) gerçekleştirmek, yapmak, icra etmek

Örnek:

The surgeon will perform the operation tomorrow.
Cerrah yarın ameliyatı gerçekleştirecek.

warm up

/wɔːrm ˈʌp/

(phrasal verb) ısınmak, alışmak

Örnek:

Athletes should always warm up before a game to prevent injuries.
Sporcular sakatlanmaları önlemek için maçtan önce her zaman ısınmalıdır.

improvise

/ˈɪm.prə.vaɪz/

(verb) doğaçlama yapmak, hazırlıksız yapmak, eldekiyle idare etmek

Örnek:

The jazz musician began to improvise on the melody.
Caz müzisyeni melodi üzerinde doğaçlama yapmaya başladı.

rave

/reɪv/

(verb) övmek, hayran kalmak, sayıklamak;

(noun) övgü, hayranlık, rave

Örnek:

Critics raved about her performance in the play.
Eleştirmenler oyundaki performansına hayran kaldılar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren