Avatar of Vocabulary Set Tıbbi Aletler ve Cihazlar

Tıp Bilimi İçinde Tıbbi Aletler ve Cihazlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Tıp Bilimi' içinde 'Tıbbi Aletler ve Cihazlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

scanner

/ˈskæn.ɚ/

(noun) tarayıcı, radyo tarayıcı, radyo alıcısı

Örnek:

I used the scanner to digitize my old photos.
Eski fotoğraflarımı dijitalleştirmek için tarayıcıyı kullandım.

centrifuge

/ˈsen.trə.fjuːdʒ/

(noun) santrifüj;

(verb) santrifüjlemek

Örnek:

The lab technician used a centrifuge to separate the blood components.
Laboratuvar teknisyeni kan bileşenlerini ayırmak için bir santrifüj kullandı.

defibrillator

/ˌdiːˈfɪb.rə.leɪ.t̬ɚ/

(noun) defibrilatör

Örnek:

The paramedics used a defibrillator to revive the patient.
Paramedikler hastayı canlandırmak için bir defibrilatör kullandı.

dispenser

/dɪˈspen.sɚ/

(noun) dispanser, otomat, dağıtıcı

Örnek:

The soap dispenser in the bathroom is empty.
Banyodaki sabun dispanseri boş.

endoscope

/ˈen.doʊˌskoʊp/

(noun) endoskop

Örnek:

The doctor used an endoscope to examine the patient's stomach.
Doktor, hastanın midesini incelemek için bir endoskop kullandı.

ergometer

/ɝːˈɡɑː.mə.t̬ɚ/

(noun) ergometre

Örnek:

The athlete trained on the rowing ergometer to improve endurance.
Sporcu, dayanıklılığını artırmak için kürek ergometresi üzerinde antrenman yaptı.

wheelchair

/ˈwiːl.tʃer/

(noun) tekerlekli sandalye

Örnek:

The patient uses a wheelchair to move around the hospital.
Hasta hastanede dolaşmak için bir tekerlekli sandalye kullanıyor.

workstation

/ˈwɝːkˌsteɪ.ʃən/

(noun) iş istasyonu, çalışma alanı

Örnek:

The engineer uses a high-performance workstation for complex simulations.
Mühendis, karmaşık simülasyonlar için yüksek performanslı bir iş istasyonu kullanır.

tongue depressor

/ˈtʌŋ ˌdɪˈpres.ər/

(noun) dil basacağı, dil spatulası

Örnek:

The doctor used a tongue depressor to examine the child's throat.
Doktor, çocuğun boğazını muayene etmek için bir dil basacağı kullandı.

thermometer

/θɚˈmɑː.mə.t̬ɚ/

(noun) termometre

Örnek:

The nurse used a thermometer to check the patient's temperature.
Hemşire hastanın ateşini ölçmek için bir termometre kullandı.

oximeter

/ɑːkˈsɪm.ə.t̬ɚ/

(noun) oksimetre, nabız oksimetresi

Örnek:

The nurse used an oximeter to check the patient's oxygen levels.
Hemşire, hastanın oksijen seviyelerini kontrol etmek için bir oksimetre kullandı.

autoclave

/ˈɑː.t̬oʊ.kleɪv/

(noun) otoklav;

(verb) otoklavlamak

Örnek:

The medical instruments were sterilized in the autoclave.
Tıbbi aletler otoklavda sterilize edildi.

forceps

/ˈfɔːr.seps/

(noun) forseps, pens

Örnek:

The surgeon used forceps to remove the splinter.
Cerrah kıymığı çıkarmak için forseps kullandı.

scalpel

/ˈskæl.pəl/

(noun) neşter, bisturi

Örnek:

The surgeon carefully made an incision with the scalpel.
Cerrah, neşterle dikkatlice bir kesi yaptı.

ventilator

/ˈven.t̬əl.eɪ.ɚ/

(noun) ventilatör, solunum cihazı, vantilatör

Örnek:

The patient was put on a ventilator to assist with breathing.
Hasta, nefes almasına yardımcı olmak için bir ventilatöre bağlandı.

sphygmomanometer

/ˌsfɪɡ.moʊ.məˈnɑː.mə.t̬ɚ/

(noun) tansiyon aleti, sfigmomanometre

Örnek:

The nurse used a sphygmomanometer to check the patient's blood pressure.
Hemşire hastanın tansiyonunu kontrol etmek için bir tansiyon aleti kullandı.

pacemaker

/ˈpeɪsˌmeɪ.kɚ/

(noun) kalp pili, pacemaker, tempoyu belirleyen

Örnek:

The patient had a pacemaker implanted to regulate his heartbeat.
Hastaya kalp atışını düzenlemek için bir kalp pili takıldı.

probe

/proʊb/

(noun) sonda, prob, uzay sondası;

(verb) sondalamak, incelemek, soruşturmak

Örnek:

The surgeon used a probe to examine the extent of the injury.
Cerrah, yaralanmanın boyutunu incelemek için bir sonda kullandı.

speculum

/ˈspek.jə.ləm/

(noun) spekulum, genişletici, ayna

Örnek:

The doctor used a speculum to examine the patient's ear canal.
Doktor, hastanın kulak kanalını incelemek için bir spekulum kullandı.

stretcher

/ˈstretʃ.ɚ/

(noun) sedye

Örnek:

The paramedics used a stretcher to carry the injured hiker.
Paramedikler yaralı yürüyüşçüyü taşımak için bir sedye kullandılar.

epipen

/ˈep.iˌpen/

(trademark) EpiPen, epinefrin otoenjektörü

Örnek:

Always carry your EpiPen if you have severe allergies.
Şiddetli alerjiniz varsa EpiPen'inizi her zaman yanınızda taşıyın.

splint

/splɪnt/

(noun) atel;

(verb) atele almak, sabitlemek

Örnek:

The doctor applied a splint to her broken arm.
Doktor kırık koluna bir atel taktı.

monitor

/ˈmɑː.nə.t̬ɚ/

(noun) monitör, ekran, varan;

(verb) izlemek, gözlemlemek

Örnek:

The nurse checked the patient's vital signs on the monitor.
Hemşire hastanın hayati belirtilerini monitörden kontrol etti.

oxygen mask

/ˈɑːk.sɪ.dʒən ˌmæsk/

(noun) oksijen maskesi

Örnek:

The flight attendant demonstrated how to use the oxygen mask.
Uçuş görevlisi oksijen maskesinin nasıl kullanılacağını gösterdi.

needle

/ˈniː.dəl/

(noun) iğne, ibre, gösterge;

(verb) iğnelemek, rahatsız etmek

Örnek:

She threaded the needle with blue yarn.
Mavi ipliği iğneye geçirdi.

syringe

/səˈrɪndʒ/

(noun) şırınga, enjektör;

(verb) şırınga etmek, yıkamak

Örnek:

The nurse prepared the syringe for the injection.
Hemşire enjeksiyon için şırıngayı hazırladı.

scale

/skeɪl/

(noun) ölçek, kapsam, pul;

(verb) tırmanmak, çıkmak, pullarını temizlemek

Örnek:

The Richter scale measures the magnitude of earthquakes.
Richter ölçeği depremlerin büyüklüğünü ölçer.

walker

/ˈwɑː.kɚ/

(noun) yürüyüşçü, yürüyen, yürüteç

Örnek:

She is an avid walker and enjoys hiking in the mountains.
O hevesli bir yürüyüşçü ve dağlarda yürüyüş yapmaktan hoşlanır.

suture

/ˈsuː.tʃɚ/

(noun) dikiş, sütür, sütürleme;

(verb) dikmek, sütür atmak

Örnek:

The doctor closed the wound with several sutures.
Doktor yarayı birkaç dikişle kapattı.

restorative

/rɪˈstɔːr.ə.t̬ɪv/

(adjective) iyileştirici, güçlendirici;

(noun) güçlendirici, tonik

Örnek:

A good night's sleep can be truly restorative.
İyi bir gece uykusu gerçekten iyileştirici olabilir.

hearing aid

/ˈhɪrɪŋ eɪd/

(noun) işitme cihazı

Örnek:

My grandmother uses a hearing aid to hear better.
Büyükannem daha iyi duymak için bir işitme cihazı kullanıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren