Tıp Bilimi İçinde Yasa Dışı Uyuşturucular Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Tıp Bilimi' içinde 'Yasa Dışı Uyuşturucular' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˌel.esˈdiː/
(noun) LSD, liserjik asit dietilamid
Örnek:
He experimented with LSD in the 1960s.
1960'larda LSD ile deneyler yaptı.
/ˈkæn.ə.bɪs/
(noun) kenevir, esrar
Örnek:
The cultivation of cannabis is restricted in many countries.
Kenevir ekimi birçok ülkede kısıtlıdır.
/koʊˈkeɪn/
(noun) kokain
Örnek:
He was arrested for possession of cocaine.
Kokain bulundurmaktan tutuklandı.
/ˌmeθ.æmˈfet̬.ə.miːn/
(noun) metamfetamin, kristal meth
Örnek:
The police found a large quantity of methamphetamine during the raid.
Polis baskın sırasında büyük miktarda metamfetamin buldu.
/ˌem.diː.emˈeɪ/
(noun) MDMA, ecstasy
Örnek:
The police found a large quantity of MDMA during the raid.
Polis baskın sırasında büyük miktarda MDMA buldu.
/ˈɡæn.dʒə/
(noun) ganja, esrar
Örnek:
He was caught with a small amount of ganja.
Küçük miktarda ganja ile yakalandı.
/ˈɡeɪtweɪ drʌɡ/
(noun) geçiş uyuşturucusu, başlangıç uyuşturucusu
Örnek:
Marijuana is often considered a gateway drug by some.
Esrar, bazıları tarafından genellikle bir geçiş uyuşturucusu olarak kabul edilir.
/ˈher.oʊ.ɪn/
(noun) eroin
Örnek:
The police seized a large quantity of heroin during the raid.
Polis baskın sırasında büyük miktarda eroin ele geçirdi.
/hæʃˈiːʃ/
(noun) haşhaş
Örnek:
The police found a large quantity of hashish during the raid.
Polis baskın sırasında büyük miktarda haşhaş buldu.
/ˈkiː.t̬əˌmiːn/
(noun) ketamin
Örnek:
The veterinarian used ketamine to sedate the animal.
Veteriner, hayvanı sakinleştirmek için ketamin kullandı.
/ˈmes.kəl.iːn/
(noun) meskalin
Örnek:
The shaman used mescaline in ancient rituals to induce visions.
Şaman, eski ritüellerde vizyonları tetiklemek için meskalin kullandı.
/nɑːrˈkɑːt̬.ɪk/
(noun) narkotik, uyuşturucu;
(adjective) narkotik, uyuşturucu
Örnek:
The doctor prescribed a strong narcotic for the patient's severe pain.
Doktor, hastanın şiddetli ağrısı için güçlü bir narkotik reçete etti.
/ˌsɑft ˈdrʌɡ/
(noun) hafif uyuşturucu
Örnek:
Cannabis is often classified as a soft drug.
Esrar genellikle bir hafif uyuşturucu olarak sınıflandırılır.
/ˈster.ɔɪd/
(noun) steroid, anabolik steroidler
Örnek:
Cortisol is a natural steroid hormone produced by the adrenal glands.
Kortizol, böbrek üstü bezleri tarafından üretilen doğal bir steroid hormondur.
/ˌhɑːrd ˈdrʌɡ/
(noun) sert uyuşturucu
Örnek:
The police seized a large quantity of hard drugs during the raid.
Polis baskın sırasında büyük miktarda sert uyuşturucu ele geçirdi.
/ˈoʊ.pi.əm/
(noun) afyon
Örnek:
The doctor prescribed opium for pain relief in ancient times.
Doktor, eski zamanlarda ağrı kesici olarak afyon reçete etti.
/ˈoʊ.pi.ət/
(noun) opiat, afyonlu ilaç, afyon;
(verb) uyuşturmak, yatıştırmak
Örnek:
The doctor prescribed an opiate for her severe pain.
Doktor şiddetli ağrısı için bir opiat reçete etti.
/ˈmeθ.ə.doʊn/
(noun) metadon
Örnek:
He is on a methadone maintenance program.
Metadon idame programında.
/ˌdʒiː.eɪtʃˈbiː/
(noun) GHB, gama-hidroksibutirat
Örnek:
The police found a small vial of GHB during the raid.
Polis baskın sırasında küçük bir şişe GHB buldu.