Avatar of Vocabulary Set Yayın Medyasında İnsanlar

Medya İçinde Yayın Medyasında İnsanlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Medya' içinde 'Yayın Medyasında İnsanlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

broadcaster

/ˈbrɑːdˌkæs.tɚ/

(noun) yayıncı, spiker, yayın kuruluşu

Örnek:

The veteran broadcaster delivered the news with authority.
Deneyimli yayıncı haberi yetkili bir şekilde sundu.

announcer

/əˈnaʊn.sɚ/

(noun) spiker, sunucu

Örnek:

The sports announcer gave a play-by-play commentary of the game.
Spor spikeri maçın an be an yorumunu yaptı.

anchor

/ˈæŋ.kɚ/

(noun) çapa, demir, dayanak;

(verb) demirlemek, çapa atmak, dayandırmak

Örnek:

The ship dropped anchor in the bay.
Gemi koya demir attı.

disk jockey

/ˈdɪsk ˌdʒɑː.ki/

(noun) disk jokey, DJ

Örnek:

The disk jockey kept the party lively with his selection of upbeat songs.
Disk jokey, neşeli şarkı seçimleriyle partiyi canlı tuttu.

floor manager

/ˈflɔːr ˌmæn.ɪ.dʒər/

(noun) kat yöneticisi, stüdyo yöneticisi, mağaza yöneticisi

Örnek:

The floor manager signaled for the actors to take their places.
Kat yöneticisi oyunculara yerlerini almaları için işaret verdi.

guest

/ɡest/

(noun) misafir, konuk, otel misafiri;

(verb) konuk olmak, misafir olarak katılmak

Örnek:

We had several guests over for dinner last night.
Dün gece yemeğe birkaç misafirimiz vardı.

host

/hoʊst/

(noun) ev sahibi, çok sayıda, kalabalık;

(verb) ev sahipliği yapmak, sunmak, barındırmak

Örnek:

Our host greeted us warmly at the door.
Ev sahibimiz bizi kapıda sıcak bir şekilde karşıladı.

newscaster

/ˈnuːzˌkæs.tɚ/

(noun) haber spikeri, sunucu

Örnek:

The newscaster reported on the latest political developments.
Haber spikeri son siyasi gelişmeleri bildirdi.

producer

/prəˈduː.sɚ/

(noun) yapımcı, üretici, üretici (biyoloji)

Örnek:

The film's producer announced the casting of the lead role.
Filmin yapımcısı başrol oyuncusunun seçildiğini duyurdu.

frontman

/ˈfrʌnt.mæn/

(noun) solist, grup lideri, paravan

Örnek:

The band's frontman captivated the audience with his powerful vocals.
Grubun solisti güçlü vokalleriyle seyirciyi büyüledi.

narrator

/ˈner.eɪ.t̬ɚ/

(noun) anlatıcı, hikayeci

Örnek:

The story is told from the perspective of an unreliable narrator.
Hikaye, güvenilmez bir anlatıcının bakış açısından anlatılıyor.

sponsor

/ˈspɑːn.sɚ/

(noun) sponsor, destekçi, garantör;

(verb) sponsor olmak, finanse etmek, desteklemek

Örnek:

The company is a major sponsor of the local charity run.
Şirket, yerel yardım koşusunun ana sponsorudur.

voice actor

/ˈvɔɪs ˌæk.tər/

(noun) seslendirme sanatçısı, dublajcı

Örnek:

The famous voice actor brought the cartoon character to life.
Ünlü seslendirme sanatçısı çizgi film karakterine hayat verdi.

shock jock

/ˈʃɑːk dʒɑːk/

(noun) şok jock, provokatif radyo sunucusu

Örnek:

The shock jock was suspended for his offensive comments.
Şok jock, rahatsız edici yorumları nedeniyle uzaklaştırıldı.

meteorologist

/ˌmiː.t̬i.əˈrɑː.lə.dʒɪst/

(noun) meteorolog, hava tahmincisi

Örnek:

The meteorologist predicted heavy rainfall for tomorrow.
Meteorolog yarın için şiddetli yağmur tahmin etti.

viewer

/ˈvjuː.ɚ/

(noun) izleyici, seyirci

Örnek:

The art exhibition attracted many viewers.
Sanat sergisi birçok izleyici çekti.

listener

/ˈlɪs.ən.ɚ/

(noun) dinleyici

Örnek:

The radio show has a large audience of loyal listeners.
Radyo programının geniş bir sadık dinleyici kitlesi var.

panelist

/ˈpæn.əl.ɪst/

(noun) panelist

Örnek:

The debate included a diverse group of panelists.
Tartışma, çeşitli panelist grubunu içeriyordu.

streamer

/ˈstriː.mɚ/

(noun) şerit, flama, yayıncı

Örnek:

Colorful streamers hung from the ceiling for the party.
Parti için tavandan renkli şeritler sarkıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren