Avatar of Vocabulary Set Kitap Okumak

Edebiyat İçinde Kitap Okumak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Edebiyat' içinde 'Kitap Okumak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bookend

/ˈbʊk.end/

(noun) kitap desteği, başlangıç ve bitiş, çerçeve;

(verb) çerçevelemek, başlangıç ve bitişini belirlemek

Örnek:

She used a pair of decorative bookends to keep her novels tidy on the shelf.
Raflardaki romanlarını düzenli tutmak için bir çift dekoratif kitap desteği kullandı.

bookmark

/ˈbʊk.mɑːrk/

(noun) kitap ayracı, yer imi;

(verb) yer imlerine eklemek

Örnek:

I used a ribbon as a bookmark for my novel.
Romanım için kurdeleyi kitap ayracı olarak kullandım.

bound

/baʊnd/

(verb) sıçramak, zıplamak, sınırlandırmak;

(adjective) sınırlı, çevrili, yönelik;

(noun) sıçrama, zıplama, sınır

Örnek:

The deer bounded through the meadow.
Geyik çayırda sıçradı.

loose-leaf

/ˈluːs.liːf/

(adjective) ayrı yapraklı, gevşek yapraklı

Örnek:

She organized her notes in a loose-leaf binder.
Notlarını ayrı yapraklı bir klasörde düzenledi.

spiral-bound

/ˈspaɪ.rəl.baʊnd/

(adjective) spiral ciltli, helezon ciltli

Örnek:

The notebook was spiral-bound, making it easy to open flat.
Defter spiral ciltliydi, bu da onu düz açmayı kolaylaştırıyordu.

unabridged

/ˌʌn.əˈbrɪdʒd/

(adjective) kısaltılmamış, tam

Örnek:

This is the unabridged version of the classic novel.
Bu, klasik romanın kısaltılmamış versiyonudur.

uncut

/ʌŋˈkʌt/

(adjective) kesilmemiş, bölünmemiş, tam

Örnek:

The diamond was still uncut.
Elmas hala kesilmemişti.

well thumbed

/ˌwel ˈθʌmd/

(adjective) çok okunmuş, yıpranmış

Örnek:

His favorite book was old and well thumbed.
En sevdiği kitap eski ve çok okunmuştu.

page-turner

/ˈpeɪdʒˌtɝː.nɚ/

(noun) solukta okunan kitap, sürükleyici kitap

Örnek:

Her latest novel is a real page-turner.
En son romanı gerçek bir solukta okunan kitap.

unputdownable

/ˌʌnˌpʊtˈdaʊnəbl/

(adjective) elinden bırakılamaz, sürükleyici

Örnek:

The new novel is absolutely unputdownable; I finished it in one sitting.
Yeni roman kesinlikle elinden bırakılamaz; tek oturuşta bitirdim.

poetic

/poʊˈet̬.ɪk/

(adjective) şiirsel, hayal gücü yüksek, duyarlı

Örnek:

His writing has a very poetic quality.
Yazılarının çok şiirsel bir kalitesi var.

literary

/ˈlɪt̬.ə.rer.i/

(adjective) edebi, sanatlı

Örnek:

She has a deep interest in literary criticism.
Edebiyat eleştirisine derin bir ilgisi var.

original

/əˈrɪdʒ.ən.əl/

(adjective) orijinal, ilk, özgün;

(noun) orijinal, özgün eser

Örnek:

The original plan was to leave early.
Orijinal plan erken ayrılmaktı.

well-written

/ˌwelˈrɪt.ən/

(adjective) iyi yazılmış

Örnek:

The book was so well-written that I couldn't put it down.
Kitap o kadar iyi yazılmıştı ki elimden bırakamadım.

suspenseful

/səˈspens.fəl/

(adjective) gerilimli, heyecanlı

Örnek:

The movie had a very suspenseful ending.
Filmin çok gerilimli bir sonu vardı.

bibliophile

/ˈbɪb.li.ə.faɪl/

(noun) kitapsever, bibliofil

Örnek:

As a true bibliophile, she spent hours browsing in old bookstores.
Gerçek bir kitapsever olarak, eski kitapçılarda saatlerce dolaşırdı.

bookworm

/ˈbʊk.wɝːm/

(noun) kitap kurdu, kitap böceği

Örnek:

My sister is a real bookworm; she reads at least two novels a week.
Kız kardeşim tam bir kitap kurdu; haftada en az iki roman okur.

book club

/ˈbʊk klʌb/

(noun) kitap kulübü

Örnek:

She joined a local book club to meet new people and discuss literature.
Yeni insanlarla tanışmak ve edebiyatı tartışmak için yerel bir kitap kulübüne katıldı.

bookish

/ˈbʊk.ɪʃ/

(adjective) kitap kurdu, okumayı seven, sosyal olmayan

Örnek:

She was a quiet, bookish girl who spent most of her time in the library.
O, zamanının çoğunu kütüphanede geçiren sessiz, kitap kurdu bir kızdı.

bookshelf

/ˈbʊk.ʃelf/

(noun) kitaplık, kitap rafı

Örnek:

She arranged her favorite novels on the top bookshelf.
En sevdiği romanlarını üst kitaplığa dizdi.

reading room

/ˈriːdɪŋ ruːm/

(noun) okuma odası

Örnek:

She spent hours in the library's reading room, studying for her exams.
Sınavlarına çalışmak için kütüphanenin okuma odasında saatler geçirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren