Avatar of Vocabulary Set İnternet ve Web Siteleri 1

İletişim İçinde İnternet ve Web Siteleri 1 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'İletişim' içinde 'İnternet ve Web Siteleri 1' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

access provider

/ˈæk.ses prəˌvaɪ.dər/

(noun) erişim sağlayıcı, internet servis sağlayıcısı

Örnek:

Our internet access provider offers high-speed connections.
İnternet erişim sağlayıcımız yüksek hızlı bağlantılar sunuyor.

account

/əˈkaʊnt/

(noun) anlatım, rapor, açıklama;

(verb) saymak, açıklamak

Örnek:

She gave a detailed account of her travels.
Seyahatlerinin detaylı bir anlatımını yaptı.

ad blocker

/ˈæd ˌblɑːk.ər/

(noun) reklam engelleyici, ad blocker

Örnek:

I installed an ad blocker to stop annoying pop-ups.
Can sıkıcı açılır pencereleri durdurmak için bir reklam engelleyici kurdum.

address

/ˈæd.res/

(noun) adres, konuşma, hitap;

(verb) hitap etmek, ele almak, adreslemek

Örnek:

Please write your name and address on the form.
Lütfen adınızı ve adresinizi forma yazın.

address bar

/ˈædres bɑːr/

(noun) adres çubuğu

Örnek:

Type the website's URL into the address bar.
Web sitesinin URL'sini adres çubuğuna yazın.

ADSL

/ˌeɪ.diː.esˈel/

(abbreviation) ADSL, Asimetrik Sayısal Abone Hattı

Örnek:

Our internet connection uses ADSL.
İnternet bağlantımız ADSL kullanıyor.

anonymize

/əˈnɑː.nə.maɪz/

(verb) anonimleştirmek

Örnek:

We need to anonymize the patient data before sharing it for research.
Araştırma için paylaşmadan önce hasta verilerini anonimleştirmemiz gerekiyor.

bandwidth

/ˈbænd.wɪtθ/

(noun) bant genişliği, zihinsel kapasite, zaman

Örnek:

The internet connection has high bandwidth.
İnternet bağlantısı yüksek bant genişliğine sahip.

banner ad

/ˈbæn.ər æd/

(noun) banner reklam, afiş reklam

Örnek:

Many websites rely on banner ads for revenue.
Birçok web sitesi gelir için banner reklamlara güveniyor.

bookmark

/ˈbʊk.mɑːrk/

(noun) kitap ayracı, yer imi;

(verb) yer imlerine eklemek

Örnek:

I used a ribbon as a bookmark for my novel.
Romanım için kurdeleyi kitap ayracı olarak kullandım.

broadband

/ˈbrɑːd.bænd/

(noun) geniş bant;

(adjective) geniş bant

Örnek:

We need a faster broadband connection for our office.
Ofisimiz için daha hızlı bir geniş bant bağlantısına ihtiyacımız var.

browse

/braʊz/

(verb) dolaşmak, göz gezdirmek, incelemek;

(noun) göz gezdirme, dolaşma

Örnek:

I like to browse in bookstores for hours.
Kitapçılarda saatlerce dolaşmayı severim.

browser

/ˈbraʊ.zɚ/

(noun) tarayıcı, otlayıcı (hayvan)

Örnek:

I use Google Chrome as my default web browser.
Varsayılan web tarayıcım olarak Google Chrome'u kullanıyorum.

carrier

/ˈker.i.ɚ/

(noun) taşıyıcı, nakliyeci, operatör

Örnek:

The mail carrier delivered the package.
Posta taşıyıcısı paketi teslim etti.

clickjacking

/ˈklɪkˌdʒækɪŋ/

(noun) tıklama korsanlığı

Örnek:

The website was vulnerable to clickjacking, allowing attackers to trick users.
Web sitesi tıklama korsanlığına karşı savunmasızdı, bu da saldırganların kullanıcıları kandırmasına olanak tanıyordu.

clickstream

/ˈklɪk.striːm/

(noun) tıklama akışı, tıklama yolu

Örnek:

Analyzing the clickstream data helps us understand user behavior on our website.
Tıklama akışı verilerini analiz etmek, web sitemizdeki kullanıcı davranışlarını anlamamıza yardımcı olur.

connect

/kəˈnekt/

(verb) bağlamak, birleştirmek, bağlantı kurmak

Örnek:

Can you connect these two wires?
Bu iki kabloyu bağlayabilir misin?

connection

/kəˈnek.ʃən/

(noun) bağlantı, ilişki, eklem

Örnek:

There's a strong connection between diet and health.
Diyet ve sağlık arasında güçlü bir bağlantı var.

cookie

/ˈkʊk.i/

(noun) kurabiye, çerez

Örnek:

She baked a fresh batch of chocolate chip cookies.
Yeni bir parti çikolatalı kurabiye pişirdi.

cybercafe

/ˌsaɪ.bɚ.kæfˈeɪ/

(noun) internet kafe, siber kafe

Örnek:

I need to find a cybercafe to check my emails.
E-postalarımı kontrol etmek için bir internet kafe bulmam gerekiyor.

cybernaut

/ˈsaɪ.bər.nɔːt/

(noun) siber gezgin, internet kullanıcısı

Örnek:

The young cybernaut spent hours exploring virtual worlds.
Genç siber gezgin sanal dünyaları keşfetmekle saatler geçirdi.

dial-up

/ˈdaɪəl.ʌp/

(noun) çevirmeli ağ, çevirmeli bağlantı;

(adjective) çevirmeli ağ, çevirmeli

Örnek:

In the early days of the internet, most people used dial-up connections.
İnternetin ilk zamanlarında çoğu kişi çevirmeli ağ bağlantıları kullanıyordu.

discussion forum

/dɪˈskʌʃ.ən ˈfɔːr.əm/

(noun) tartışma forumu, çevrimiçi forum

Örnek:

I found the answer to my question on a discussion forum.
Soruma cevabı bir tartışma forumunda buldum.

distance learning

/ˈdɪs.təns ˌlɜːr.nɪŋ/

(noun) uzaktan eğitim, mesafeli eğitim

Örnek:

Many universities now offer distance learning programs.
Birçok üniversite artık uzaktan eğitim programları sunuyor.

doi

/ˌdiː.oʊˈaɪ/

(abbreviation) DOI, dijital nesne tanımlayıcı

Örnek:

Please include the DOI when citing this article.
Bu makaleyi alıntılarken lütfen DOI'yi ekleyin.

domain

/doʊˈmeɪn/

(noun) alan, toprak, saha

Örnek:

The king's domain extended across several kingdoms.
Kralın toprakları birkaç krallığı kapsıyordu.

domain name

/dəˈmeɪn neɪm/

(noun) alan adı

Örnek:

You need to register a domain name before you can launch your website.
Web sitenizi yayınlamadan önce bir alan adı kaydetmeniz gerekir.

dot-com

/ˈdɑːt.kɑːm/

(noun) dot-com, internet şirketi;

(adjective) dot-com, internetle ilgili

Örnek:

Many dot-coms boomed during the late 1990s.
Birçok dot-com 1990'ların sonlarında patlama yaşadı.

ebay

/ˈiː.beɪ/

(trademark) eBay

Örnek:

I found a rare collectible on eBay.
eBay'de nadir bir koleksiyon parçası buldum.

ego-surfing

/ˈiːɡoʊˌsɜːrfɪŋ/

(noun) ego-sörfü, kendi adını internette arama;

(verb) ego-sörfü, kendi adını internette arama

Örnek:

He spends hours every day ego-surfing to see what people are saying about him.
Her gün saatlerce ego-sörfü yaparak insanların kendisi hakkında ne söylediğini araştırıyor.

e-zine

/ˈiː.ziːn/

(noun) e-dergi, çevrimiçi dergi

Örnek:

I subscribe to a weekly e-zine about digital photography.
Dijital fotoğrafçılık hakkında haftalık bir e-dergiye aboneyim.

favorite

/ˈfeɪ.vər.ət/

(adjective) favori, sevilen;

(noun) favori, gözde

Örnek:

What's your favorite color?
Favori rengin ne?

feed

/fiːd/

(verb) beslemek, yedirmek, sağlamak;

(noun) besleme, yem, akış

Örnek:

She needs to feed her baby every three hours.
Bebeğini her üç saatte bir beslemesi gerekiyor.

feed reader

/ˈfiːd ˌriː.dər/

(noun) besleme okuyucu, RSS okuyucu

Örnek:

I use a feed reader to keep up with news from my favorite blogs.
Favori bloglarımdan haberleri takip etmek için bir besleme okuyucu kullanıyorum.

flame

/fleɪm/

(noun) alev, aşk, sevgili;

(verb) alev almak, yanmak, alevli eleştirmek

Örnek:

The candle's flame flickered in the breeze.
Mumun alevi rüzgarda titredi.

google

/ˈɡuː.ɡəl/

(verb) Google'da aramak, googlamak;

(trademark) Google, Google arama motoru

Örnek:

I need to google that recipe.
O tarifi Google'da aramam gerekiyor.

home page

/ˈhoʊm peɪdʒ/

(noun) ana sayfa

Örnek:

You can always return to the home page by clicking the logo.
Logoya tıklayarak her zaman ana sayfaya dönebilirsiniz.

hotlink

/ˈhɑːtlɪŋk/

(noun) hotlink, doğrudan bağlantı;

(verb) hotlink yapmak, doğrudan bağlamak

Örnek:

The website was accused of using hotlinks to display images from other sites, consuming their bandwidth.
Web sitesi, diğer sitelerden resim görüntülemek için hotlink kullanmakla suçlandı ve bu da onların bant genişliğini tüketti.

hotspot

/ˈhɑːt.spɑːt/

(noun) uğrak yeri, sıcak nokta, Wi-Fi hotspot

Örnek:

The city center is a hotspot for tourists.
Şehir merkezi turistler için bir uğrak yeridir.

html

/ˌeɪtʃ.tiː.emˈel/

(abbreviation) HTML, Hiper Metin İşaretleme Dili

Örnek:

I'm learning to code in HTML to build websites.
Web siteleri oluşturmak için HTML kodlamayı öğreniyorum.

http

/ˌeɪtʃ.tiː.tiːˈpiː/

(abbreviation) Köprü Metni Aktarım Protokolü

Örnek:

Make sure the URL starts with http:// for a standard web page.
Standart bir web sayfası için URL'nin http:// ile başladığından emin olun.

hyperlink

/ˈhaɪ.pɚ.lɪŋk/

(noun) köprü, hiperlink;

(verb) köprülemek, hiperlink oluşturmak

Örnek:

Click on the hyperlink to visit our website.
Web sitemizi ziyaret etmek için köprüye tıklayın.

hypertext

/ˈhaɪ.pɚ.tekst/

(noun) köprü metni

Örnek:

The document uses hypertext links to connect to other relevant pages.
Belge, diğer ilgili sayfalara bağlanmak için köprü metni bağlantılarını kullanır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren