Avatar of Vocabulary Set Şüphe 2

Kesinlik ve Şüphe İçinde Şüphe 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Kesinlik ve Şüphe' içinde 'Şüphe 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

possibly

/ˈpɑː.sə.bli/

(adverb) muhtemelen, belki

Örnek:

I'll possibly be home late tonight.
Bu gece muhtemelen eve geç geleceğim.

reputed

/rɪˈpjuː.t̬ɪd/

(adjective) ünlü, bilinen, sözde

Örnek:

He is reputed to be the best doctor in the city.
Şehrin en iyi doktoru olduğu söyleniyor.

shake

/ʃeɪk/

(verb) sallamak, titretmek, sarsmak;

(noun) sallama, titreme

Örnek:

He began to shake the bottle to mix the contents.
İçindekileri karıştırmak için şişeyi sallamaya başladı.

reputedly

/rɪˈpjuː.t̬ɪd.li/

(adverb) söylentilere göre, itibaren

Örnek:

He is reputedly the best doctor in the city.
Şehirdeki en iyi doktor olduğu söyleniyor.

shaky

/ˈʃeɪ.ki/

(adjective) titrek, sarsak, zayıf

Örnek:

After the long illness, he felt a bit shaky on his feet.
Uzun hastalıktan sonra ayakları biraz titrek hissediyordu.

should

/ʃʊd/

(modal verb) meli, malı, olmalı

Örnek:

You should apologize for your behavior.
Davranışın için özür dilemelisin.

somehow

/ˈsʌm.haʊ/

(adverb) bir şekilde, nedense, bir nedenden dolayı

Örnek:

We need to finish this project somehow.
Bu projeyi bir şekilde bitirmemiz gerekiyor.

someway

/ˈsʌm.weɪ/

(adverb) bir şekilde, bir yolla

Örnek:

We need to find someway to solve this problem.
Bu sorunu çözmek için bir yol bulmalıyız.

supposedly

/səˈpoʊ.zɪd.li/

(adverb) sözde, güya, iddia edildiğine göre

Örnek:

The new restaurant is supposedly very good.
Yeni restoran sözde çok iyi.

tentative

/ˈten.t̬ə.t̬ɪv/

(adjective) geçici, deneme niteliğinde, kesin olmayan

Örnek:

We have a tentative plan for the weekend, but it might change.
Hafta sonu için geçici bir planımız var ama değişebilir.

tentatively

/ˈten.t̬ə.t̬ɪv.li/

(adverb) geçici olarak, deneme amaçlı, çekingen bir şekilde

Örnek:

We have tentatively scheduled the meeting for next Tuesday.
Toplantıyı geçici olarak önümüzdeki Salı gününe planladık.

the jury is still out

/ðə ˌdʒʊr.i ɪz ˌstɪl ˈaʊt/

(idiom) jüri hala karar vermedi, henüz karar verilmedi

Örnek:

The jury is still out on whether the new policy will be effective.
Yeni politikanın etkili olup olmayacağı konusunda jüri hala karar vermedi.

uncertain

/ʌnˈsɝː.tən/

(adjective) belirsiz, kesin olmayan, emin olmayan

Örnek:

The future of the project is uncertain.
Projenin geleceği belirsiz.

uncertainty

/ʌnˈsɝː.tən.ti/

(noun) belirsizlik, şüphe

Örnek:

There is still some uncertainty about the company's future.
Şirketin geleceği hakkında hala bazı belirsizlikler var.

unclear

/ʌnˈklɪr/

(adjective) belirsiz, anlaşılmaz, bulanık

Örnek:

The instructions were unclear, so I didn't know how to assemble it.
Talimatlar belirsizdi, bu yüzden nasıl monte edeceğimi bilemedim.

unconvinced

/ˌʌn.kənˈvɪnst/

(adjective) ikna olmamış, şüpheci

Örnek:

Despite his arguments, I remained unconvinced.
Argümanlarına rağmen ikna olmadım.

unlikely

/ʌnˈlaɪ.kli/

(adjective) olası olmayan, beklenmedik

Örnek:

It's unlikely that he will arrive on time.
Zamanında gelmesi pek olası değil.

unsure

/ʌnˈʃʊr/

(adjective) emin olmayan, kararsız

Örnek:

I'm unsure about the best way to proceed.
Nasıl ilerleyeceğim konusunda emin değilim.

weaken

/ˈwiː.kən/

(verb) zayıflatmak, zayıflamak

Örnek:

The illness had weakened him considerably.
Hastalık onu önemli ölçüde zayıflatmıştı.

would

/wʊd/

(modal verb) -ecek, -acak, -ır mısınız

Örnek:

He said he would be here by noon.
Öğlene kadar burada olacağını söyledi.

you can never tell

/juː kən ˈnev.ər tel/

(phrase) asla bilemezsin, hiç belli olmaz

Örnek:

It might rain later, you can never tell.
Daha sonra yağmur yağabilir, asla bilemezsin.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren