Avatar of Vocabulary Set Sindirim Sistemi

Vücut İçinde Sindirim Sistemi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Vücut' içinde 'Sindirim Sistemi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

throat

/θroʊt/

(noun) boğaz, dar geçit, ağız;

(verb) seslendirmek, çıkarmak

Örnek:

She cleared her throat before speaking.
Konuşmadan önce boğazını temizledi.

pharynx

/ˈfer.ɪŋks/

(noun) yutak

Örnek:

Food passes through the pharynx before entering the esophagus.
Yiyecekler yemek borusuna girmeden önce yutaktan geçer.

bile

/baɪl/

(noun) safra, öfke, hiddet

Örnek:

The liver produces bile to help break down fats.
Karaciğer, yağları parçalamaya yardımcı olmak için safra üretir.

appendix

/əˈpen.dɪks/

(noun) apandisit, kör bağırsak, ek

Örnek:

The surgeon removed his inflamed appendix.
Cerrah iltihaplı apandisitini çıkardı.

small intestine

/ˌsmɔːl ɪnˈtes.tɪn/

(noun) ince bağırsak

Örnek:

Nutrients are absorbed into the bloodstream primarily in the small intestine.
Besinler öncelikle ince bağırsakta kan dolaşımına emilir.

intestine

/ɪnˈtes.tɪn/

(noun) bağırsak

Örnek:

The small intestine is where most of the digestion and absorption of nutrients takes place.
İnce bağırsak, sindirim ve besin emiliminin çoğunun gerçekleştiği yerdir.

esophagus

/ɪˈsɑː.fə.ɡəs/

(noun) yemek borusu

Örnek:

Food travels down the esophagus to the stomach.
Yiyecekler yemek borusundan mideye iner.

stomach

/ˈstʌm.ək/

(noun) mide, karın, batın;

(verb) tahammül etmek, katlanmak

Örnek:

My stomach hurts after eating too much.
Çok yedikten sonra midem ağrıyor.

liver

/ˈlɪv.ɚ/

(noun) karaciğer, ciğer (yemek)

Örnek:

The doctor examined his liver for any abnormalities.
Doktor, karaciğerini herhangi bir anormallik için inceledi.

bile duct

/ˈbaɪl dʌkt/

(noun) safra kanalı

Örnek:

The surgeon carefully repaired the damaged bile duct.
Cerrah, hasarlı safra kanalını dikkatlice onardı.

canal

/kəˈnæl/

(noun) kanal, su yolu

Örnek:

The Panama Canal connects the Atlantic and Pacific Oceans.
Panama Kanalı Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlar.

colon

/ˈkoʊ.lən/

(noun) iki nokta üst üste, kalın bağırsak, kolon

Örnek:

The recipe requires the following ingredients: flour, sugar, and eggs.
Tarif şu malzemeleri gerektirir: un, şeker ve yumurta.

gullet

/ˈɡʌl.ət/

(noun) yemek borusu, gırtlak

Örnek:

The bird swallowed the fish whole, and it slid down its gullet.
Kuş balığı bütün olarak yuttu ve balık yemek borusundan aşağı kaydı.

gut

/ɡʌt/

(noun) bağırsak, karın, içgüdü;

(verb) içini temizlemek, bağırsaklarını çıkarmak, içini boşaltmak;

(adjective) içgüdüsel, sezgisel

Örnek:

He felt a knot in his gut.
Karnında bir düğüm hissetti.

gall bladder

/ˈɡɔːlˌblæd.ər/

(noun) safra kesesi

Örnek:

The surgeon removed her inflamed gallbladder.
Cerrah iltihaplı safra kesesini çıkardı.

pancreas

/ˈpæŋ.kri.əs/

(noun) pankreas

Örnek:

The pancreas plays a vital role in digestion and blood sugar regulation.
Pankreas, sindirim ve kan şekeri düzenlemesinde hayati bir rol oynar.

rectum

/ˈrek.təm/

(noun) rektum, kalın bağırsağın son kısmı

Örnek:

The doctor examined the patient's rectum.
Doktor hastanın rektumunu muayene etti.

duodenum

/ˌduː.əˈdiː.nəm/

(noun) onikiparmak bağırsağı

Örnek:

Food passes from the stomach into the duodenum.
Yiyecek mideden onikiparmak bağırsağına geçer.

ascending colon

/əˌsen.dɪŋ ˈkoʊ.lən/

(noun) çıkan kolon

Örnek:

The ascending colon is located on the right side of the abdomen.
Çıkan kolon karın sağ tarafında yer alır.

descending colon

/dɪˈsen.dɪŋ ˈkoʊ.lən/

(noun) inen kolon

Örnek:

The descending colon is located on the left side of the abdomen.
İnen kolon karın sol tarafında yer alır.

transverse colon

/trænzˈvɜːrs ˈkoʊlɑːn/

(noun) transvers kolon

Örnek:

The transverse colon is located just below the stomach.
Transvers kolon midenin hemen altında yer alır.

cecum

/ˈsiː.kəm/

(noun) çekum, kör bağırsak

Örnek:

The appendix is a small, finger-shaped organ that projects from the cecum.
Apandis, çekumdan çıkan küçük, parmak şeklinde bir organdır.

sigmoid colon

/ˈsɪɡ.mɔɪd ˈkoʊ.lən/

(noun) sigmoid kolon

Örnek:

The doctor examined the patient's sigmoid colon during the colonoscopy.
Doktor, kolonoskopi sırasında hastanın sigmoid kolonunu inceledi.

jejunum

/dʒɪˈdʒuː.nəm/

(noun) jejunum

Örnek:

Nutrient absorption primarily occurs in the jejunum.
Besin emilimi öncelikle jejunumda gerçekleşir.

ileum

/ˈɪl.i.əm/

(noun) ileum, kıvrım bağırsak

Örnek:

The ileum plays a crucial role in nutrient absorption.
İleum, besin emiliminde kritik bir rol oynar.

pancreatic duct

/ˌpæŋ.kriˈæt.ɪk ˈdʌkt/

(noun) pankreas kanalı

Örnek:

Blockage of the pancreatic duct can lead to pancreatitis.
Pankreas kanalının tıkanması pankreatite yol açabilir.

common bile duct

/ˈkɑmən baɪl dʌkt/

(noun) ana safra kanalı, koledok

Örnek:

Blockage of the common bile duct can lead to jaundice.
Ana safra kanalı tıkanıklığı sarılığa yol açabilir.

anus

/ˈeɪ.nəs/

(noun) anüs, makat

Örnek:

The doctor examined the patient's anus.
Doktor hastanın anüsünü muayene etti.

alimentary canal

/ˌæl.əˈmen.tər.i kəˈnæl/

(noun) sindirim kanalı, sindirim sistemi

Örnek:

Food travels through the alimentary canal, where it is digested and absorbed.
Besinler, sindirilip emildiği sindirim kanalı boyunca ilerler.

bladder

/ˈblæd.ɚ/

(noun) mesane, iç lastik, hava kesesi

Örnek:

The doctor examined the patient's bladder.
Doktor hastanın mesanesini muayene etti.

kidney

/ˈkɪd.ni/

(noun) böbrek, barbunya, böbrek fasulyesi

Örnek:

The doctor examined his kidney function.
Doktor böbrek fonksiyonunu inceledi.

urethra

/jʊˈriː.θrə/

(noun) üretra

Örnek:

The doctor explained the function of the urethra.
Doktor üretranın işlevini açıkladı.

ureter

/jʊˈriː.t̬ɚ/

(noun) üreter, idrar borusu

Örnek:

The stone was lodged in the patient's ureter, causing severe pain.
Taş hastanın üreterinde sıkışmış, şiddetli ağrıya neden oluyordu.

renal pelvis

/ˈriː.nəl ˈpel.vɪs/

(noun) böbrek pelvisi

Örnek:

Urine collects in the renal pelvis before flowing into the ureter.
İdrar, üretere akmadan önce böbrek pelvisinde toplanır.

pepsin

/ˈpep.sɪn/

(noun) pepsin

Örnek:

Pepsin is crucial for the initial stages of protein digestion.
Pepsin, protein sindiriminin ilk aşamaları için çok önemlidir.

villus

/ˈvɪl.əs/

(noun) villus

Örnek:

The intestinal villus plays a crucial role in nutrient absorption.
Bağırsak villusları besin emiliminde kritik bir rol oynar.

saliva

/səˈlaɪ.və/

(noun) tükürük

Örnek:

The thought of food made his mouth water with saliva.
Yemek düşüncesi ağzını tükürükle doldurdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren