Avatar of Vocabulary Set Görsel Sanatçılar

Sanat ve El Sanatları İçinde Görsel Sanatçılar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sanat ve El Sanatları' içinde 'Görsel Sanatçılar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

artist

/ˈɑːr.t̬ɪst/

(noun) sanatçı, icracı

Örnek:

Pablo Picasso was a renowned artist.
Pablo Picasso ünlü bir sanatçıydı.

caricaturist

/ˌker.ə.kəˈtʃʊr.ɪst/

(noun) karikatürist

Örnek:

The caricaturist at the fair drew a funny portrait of me.
Panayırda karikatürist benim komik bir portremi çizdi.

cartoonist

/kɑːrˈtuː.nɪst/

(noun) karikatürist, çizgi filmci

Örnek:

The political cartoonist satirized the government's latest policy.
Siyasi karikatürist, hükümetin son politikasını hicvetti.

draftsman

/ˈdræfts.mən/

(noun) ressam, çizimci

Örnek:

The draftsman meticulously drew the blueprints for the new bridge.
Ressam, yeni köprünün planlarını titizlikle çizdi.

illustrator

/ˈɪl.ə.streɪ.t̬ɚ/

(noun) illüstratör, çizer

Örnek:

The children's book was beautifully designed by a talented illustrator.
Çocuk kitabı yetenekli bir illüstratör tarafından güzelce tasarlandı.

old master

/ˌoʊld ˈmæs.tər/

(noun) Eski Usta

Örnek:

The museum acquired a rare painting by an Old Master.
Müze, bir Eski Usta'nın nadir bir tablosunu satın aldı.

painter

/ˈpeɪn.t̬ɚ/

(noun) ressam, sanatçı, boyacı

Örnek:

Vincent van Gogh was a famous Dutch painter.
Vincent van Gogh ünlü bir Hollandalı ressamdı.

pavement artist

/ˈpeɪvmənt ˌɑːrtɪst/

(noun) kaldırım sanatçısı, sokak ressamı

Örnek:

The pavement artist created a stunning 3D illusion on the street.
Kaldırım sanatçısı sokakta çarpıcı bir 3D illüzyon yarattı.

animator

/ˈæn.ə.meɪ.t̬ɚ/

(noun) animatör, çizgi film yapımcısı

Örnek:

The lead animator worked tirelessly on the character's movements.
Baş animatör, karakterin hareketleri üzerinde yorulmadan çalıştı.

architect

/ˈɑːr.kə.tekt/

(noun) mimar, kurucu, tasarımcı

Örnek:

The architect presented the blueprints for the new library.
Mimar, yeni kütüphanenin planlarını sundu.

artisan

/ˈɑːr.t̬ə.zən/

(noun) zanaatkar, esnaf

Örnek:

The village is known for its skilled artisans who create beautiful pottery.
Köy, güzel çanak çömlek yapan yetenekli zanaatkarlarıyla tanınır.

colorist

/ˈkʌl.ər.ɪst/

(noun) renklendirme uzmanı, saç boyacısı, renk uzmanı

Örnek:

She visited a professional colorist to get her hair dyed blonde.
Saçlarını sarıya boyatmak için profesyonel bir renklendirme uzmanına gitti.

penciller

/ˈpen.səl.ɚ/

(noun) çizimci, eskizci

Örnek:

The penciller laid out the initial panels for the new comic series.
Çizimci, yeni çizgi roman serisi için ilk panelleri hazırladı.

photographer

/fəˈtɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) fotoğrafçı

Örnek:

The wedding photographer captured beautiful moments.
Düğün fotoğrafçısı güzel anları yakaladı.

photojournalist

/ˌfoʊ.t̬oʊˈdʒɝː.nəl.ɪst/

(noun) foto muhabiri

Örnek:

The photojournalist captured the dramatic scene with her camera.
Foto muhabiri dramatik sahneyi kamerasıyla yakaladı.

potter

/ˈpɑː.t̬ɚ/

(noun) çömlekçi;

(verb) oyalanmak, boş boş dolaşmak

Örnek:

The potter shaped the clay on the wheel.
Çömlekçi kili çarkta şekillendirdi.

sculptor

/ˈskʌlp.tɚ/

(noun) heykeltıraş

Örnek:

The famous sculptor unveiled his latest masterpiece.
Ünlü heykeltıraş son şaheserini tanıttı.

tattoo artist

/ˈtæt.uː ˌɑːr.tɪst/

(noun) dövme sanatçısı, dövmeci

Örnek:

She visited a renowned tattoo artist to get her new design.
Yeni tasarımını yaptırmak için ünlü bir dövme sanatçısını ziyaret etti.

carver

/ˈkɑːr.vɚ/

(noun) oymacı, heykeltıraş, oyma bıçağı

Örnek:

The skilled carver transformed the block of wood into a beautiful sculpture.
Usta oymacı, ahşap bloğu güzel bir heykele dönüştürdü.

craftsman

/ˈkræfts.mən/

(noun) zanaatkar, usta

Örnek:

The antique table was restored by a master craftsman.
Antika masa usta bir zanaatkar tarafından restore edildi.

saddler

/ˈsæd.lɚ/

(noun) eyerci, saraciye ustası

Örnek:

The old saddler carefully stitched the new leather onto the saddle.
Yaşlı eyerci, yeni deriyi eyerin üzerine dikkatlice dikti.

mason

/ˈmeɪ.sən/

(noun) duvarcı, taş ustası, Mason

Örnek:

The skilled mason carefully laid each brick.
Usta duvarcı her tuğlayı dikkatlice yerleştirdi.

tanner

/ˈtæn.ɚ/

(noun) tabaklayıcı

Örnek:

The tanner worked diligently to transform raw hides into supple leather.
Deri tabaklayıcı, ham derileri esnek deriye dönüştürmek için özenle çalıştı.

apprentice

/əˈpren.t̬ɪs/

(noun) çırak, stajyer;

(verb) çırak olarak çalıştırmak, eğitmek

Örnek:

She started her career as an apprentice carpenter.
Kariyerine çırak marangoz olarak başladı.

journeyman

/ˈdʒɝː.ni.mən/

(noun) kalfa, usta, gezgin sporcu

Örnek:

After years of training, he finally became a skilled journeyman carpenter.
Yıllarca süren eğitimin ardından nihayet yetenekli bir kalfa marangoz oldu.

master

/ˈmæs.tɚ/

(noun) efendi, sahip, hakim;

(verb) ustalaşmak, öğrenmek, üstesinden gelmek;

(adjective) usta, uzman

Örnek:

The master of the house greeted his guests.
Ev sahibi misafirlerini karşıladı.

engraver

/ɪnˈɡreɪ.vɚ/

(noun) gravürcü, oymacı

Örnek:

The skilled engraver meticulously carved the intricate design into the metal plate.
Usta gravürcü, karmaşık tasarımı metal plakaya titizlikle oydu.

glazier

/ˈɡleɪ.zi.ɚ/

(noun) camcı

Örnek:

The glazier carefully installed the new pane of glass.
Camcı yeni camı dikkatlice taktı.

spinner

/ˈspɪn.ɚ/

(noun) eğirici, döner, iplikçi

Örnek:

The old woman used a traditional spinner to make wool.
Yaşlı kadın yün yapmak için geleneksel bir eğirici kullandı.

weaver

/ˈwiː.vɚ/

(noun) dokumacı, dokumacı kuşu

Örnek:

The skilled weaver created a beautiful tapestry.
Usta dokumacı güzel bir duvar halısı yarattı.

milliner

/ˈmɪl.ə.nɚ/

(noun) şapkacı, bayan şapkası satıcısı

Örnek:

The bride visited a renowned milliner to choose her wedding hat.
Gelin, düğün şapkasını seçmek için ünlü bir şapkacıyı ziyaret etti.

lapidary

/ˈlæp.ə.der.i/

(adjective) taş işleme, mücevher kesme, veciz;

(noun) taş ustası, mücevher kesicisi

Örnek:

The museum displayed exquisite examples of lapidary art.
Müze, taş işçiliği sanatının enfes örneklerini sergiledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren