Avatar of Vocabulary Set Kemirgenler

Hayvanlar İçinde Kemirgenler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Kemirgenler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

capybara

/ˌkæp.ɪˈbɑːr.ə/

(noun) kapibara

Örnek:

The capybara is often seen grazing near water.
Kapibara genellikle su kenarında otlarken görülür.

dassie rat

/ˈdæsi ræt/

(noun) dassie sıçanı

Örnek:

The dassie rat is well-adapted to living in crevices and rocky outcrops.
Dassie sıçanı, çatlaklarda ve kayalık çıkıntılarda yaşamaya iyi adapte olmuştur.

water vole

/ˈwɑː.t̬ɚ ˌvoʊl/

(noun) su sıçanı

Örnek:

The water vole is an endangered species in some parts of the UK.
Su sıçanı, Birleşik Krallık'ın bazı bölgelerinde nesli tükenmekte olan bir türdür.

guinea pig

/ˈɡɪn.i ˌpɪɡ/

(noun) kobay, denek

Örnek:

My sister got a new guinea pig for her birthday.
Kız kardeşim doğum gününde yeni bir kobay aldı.

gopher

/ˈɡoʊ.fɚ/

(noun) yer sincabı, keseli sıçan, ayakçı

Örnek:

The farmer set traps to catch the gopher damaging his crops.
Çiftçi, ekinlerine zarar veren yer sincabını yakalamak için tuzaklar kurdu.

marmot

/ˈmɑːr.mət/

(noun) marmot, dağ sıçanı

Örnek:

The hikers spotted a marmot sunning itself on a rock.
Yürüyüşçüler bir kayanın üzerinde güneşlenen bir marmot gördüler.

woodchuck

/ˈwʊd.tʃʌk/

(noun) ağaç sansarı, yer sincabı

Örnek:

The woodchuck emerged from its burrow to forage for food.
Ağaç sansarı yiyecek aramak için yuvasından çıktı.

gerbil

/ˈdʒɝː.bəl/

(noun) gerbil, çöl faresi

Örnek:

My sister has a pet gerbil named Squeaky.
Kız kardeşimin Squeaky adında bir evcil gerbili var.

rat

/ræt/

(noun) sıçan, hain, muhbir;

(verb) ele vermek, ihbar etmek

Örnek:

A large rat scurried across the alley.
Büyük bir sıçan sokaktan hızla geçti.

porcupine

/ˈpɔːr.kjə.paɪn/

(noun) kirpi

Örnek:

The dog yelped after getting too close to the porcupine.
Köpek, kirpiye çok yaklaşınca inledi.

chipmunk

/ˈtʃɪp.mʌŋk/

(noun) sincap, chipmunk

Örnek:

A cute chipmunk scurried across the path, its cheeks bulging with nuts.
Sevimli bir sincap yoldan hızla geçti, yanakları fındıklarla doluydu.

squirrel

/ˈskwɝː.əl/

(noun) sincap;

(verb) biriktirmek, saklamak

Örnek:

A squirrel quickly buried its nut in the garden.
Bir sincap fındığını bahçeye hızla gömdü.

lemming

/ˈlem.ɪŋ/

(noun) lemming, körü körüne takip eden, sürü psikolojisiyle hareket eden

Örnek:

The documentary showed a large group of lemmings migrating across the snowy landscape.
Belgesel, karlı manzarada göç eden büyük bir lemming grubunu gösterdi.

chinchilla

/tʃɪnˈtʃɪl.ə/

(noun) çinçilla

Örnek:

The pet store had a cute little chinchilla for sale.
Evcil hayvan dükkanında sevimli küçük bir çinçilla satılıyordu.

vole

/voʊl/

(noun) tarla faresi

Örnek:

The farmer found a vole burrowing in his field.
Çiftçi tarlasında kazı yapan bir tarla faresi buldu.

coypu

/ˈkɔɪ.puː/

(noun) nutria, su samuru

Örnek:

The wildlife reserve is home to several species, including the elusive coypu.
Yaban hayatı rezervi, ele avuca sığmaz nutria da dahil olmak üzere çeşitli türlere ev sahipliği yapmaktadır.

beaver

/ˈbiː.vɚ/

(noun) kunduz, kunduz kürkü;

(verb) çok çalışmak, gayret etmek

Örnek:

The beaver gnawed down the tree to build its dam.
Kunduz barajını inşa etmek için ağacı kemirdi.

groundhog

/ˈɡraʊnd.hɑːɡ/

(noun) yer sincabı, dağ sıçanı

Örnek:

According to tradition, if the groundhog sees its shadow on February 2nd, there will be six more weeks of winter.
Geleneğe göre, 2 Şubat'ta yer sincabı gölgesini görürse, kış altı hafta daha sürecek.

flying squirrel

/ˈflaɪ.ɪŋ ˈskwɜːr.əl/

(noun) uçan sincap

Örnek:

The flying squirrel glided gracefully from one tree to another.
Uçan sincap bir ağaçtan diğerine zarifçe süzüldü.

mouse

/maʊs/

(noun) fare;

(verb) fareyle hareket ettirmek, fare kullanmak

Örnek:

A tiny mouse scurried across the floor.
Küçük bir fare zeminde hızla koştu.

dormouse

/ˈdɔːr.maʊs/

(noun) fındık faresi, yediuyur

Örnek:

The tiny dormouse was fast asleep in its nest.
Minik fındık faresi yuvasında derin bir uykudaydı.

pack rat

/ˈpæk ræt/

(noun) istifçi, eşya biriktiren kişi

Örnek:

My grandmother is a real pack rat; her house is full of old newspapers and magazines.
Büyükannem tam bir istifçi; evi eski gazete ve dergilerle dolu.

water rat

/ˈwɑːtər ræt/

(noun) su sıçanı, su faresi, su aşığı

Örnek:

The water rat quickly dived into the river.
Su sıçanı hızla nehre daldı.

prairie dog

/ˈprer.i ˌdɔːɡ/

(noun) çayırlık köpeği

Örnek:

We saw a family of prairie dogs pop out of their burrows.
Bir çayırlık köpeği ailesinin yuvalarından çıktığını gördük.

hamster

/ˈhæm.stɚ/

(noun) hamster

Örnek:

My sister got a new hamster for her birthday.
Kız kardeşim doğum gününde yeni bir hamster aldı.

muskrat

/ˈmʌsk.ræt/

(noun) misk sıçanı

Örnek:

The muskrat built its lodge near the riverbank.
Misk sıçanı kulübesini nehir kenarına inşa etti.

mole rat

/ˈmoʊl ræt/

(noun) kör fare

Örnek:

The naked mole rat is known for its unusual social structure.
Çıplak kör fare, sıra dışı sosyal yapısıyla bilinir.

kangaroo rat

/ˈkæŋ.ɡə.ruː ræt/

(noun) kanguru faresi

Örnek:

The kangaroo rat can survive without drinking water, getting all its moisture from seeds.
Kanguru faresi su içmeden hayatta kalabilir, tüm nemini tohumlardan alır.

sand rat

/ˈsænd ræt/

(noun) kum sıçanı

Örnek:

The sand rat is well-adapted to arid environments.
Kum sıçanı kurak ortamlara iyi adapte olmuştur.

beaver rat

/ˈbiːvər ræt/

(noun) kunduz sıçanı, su sıçanı

Örnek:

The beaver rat is an excellent swimmer and diver.
Kunduz sıçanı mükemmel bir yüzücü ve dalgıçtır.

black rat

/blæk ræt/

(noun) siyah fare, çatı faresi

Örnek:

The old warehouse was infested with black rats.
Eski depo siyah farelerle doluydu.

cotton rat

/ˈkɑːt.ən ˌræt/

(noun) pamuk sıçanı

Örnek:

The field study observed the nesting habits of the cotton rat.
Saha çalışması, pamuk sıçanının yuvalama alışkanlıklarını gözlemledi.

desert rat

/ˈdɛzərt ræt/

(noun) çöl faresi, çöl sakini

Örnek:

He's a true desert rat, knows every dune and oasis for miles.
O gerçek bir çöl faresi, millerce ötedeki her kumul ve vahayı biliyor.

eastern woodrat

/ˈiːstərn ˈwʊdræt/

(noun) doğu orman sıçanı

Örnek:

The eastern woodrat is also known as the packrat.
Doğu orman sıçanı aynı zamanda paket sıçanı olarak da bilinir.

jerboa rat

/dʒɜːˈboʊ ræt/

(noun) çöl faresi, jerboa

Örnek:

The jerboa rat can jump surprisingly high.
Çöl faresi şaşırtıcı derecede yükseğe zıplayabilir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren