Avatar of Vocabulary Set Hayvan Yavruları

Hayvanlar İçinde Hayvan Yavruları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Hayvan Yavruları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

kid

/kɪd/

(noun) çocuk, genç, oğlak;

(verb) şaka yapmak, dalga geçmek

Örnek:

The kid was playing in the park.
Çocuk parkta oynuyordu.

baby

/ˈbeɪ.bi/

(noun) bebek, yeni doğan, bebeğim;

(verb) şımartmak, bebek gibi davranmak;

(adjective) mini, küçük

Örnek:

The new parents were overjoyed with their healthy baby.
Yeni ebeveynler sağlıklı bebekleriyle çok sevinçliydi.

kit

/kɪt/

(noun) kit, takım, ekipman;

(verb) donatmak, tedarik etmek

Örnek:

He bought a new first aid kit for his car.
Arabası için yeni bir ilk yardım seti aldı.

hatchling

/ˈhætʃ.lɪŋ/

(noun) yavru, yeni çıkmış hayvan

Örnek:

The tiny turtle hatchling struggled to reach the ocean.
Küçük kaplumbağa yavrusu okyanusa ulaşmak için mücadele etti.

froglet

/ˈfrɑːɡ.lɪt/

(noun) kurbağacık, genç kurbağa

Örnek:

The pond was teeming with tiny froglets.
Gölet minik kurbağacıklarla doluydu.

joey

/ˈdʒoʊ.i/

(noun) kanguru yavrusu, joey

Örnek:

The mother kangaroo carried her joey in her pouch.
Anne kanguru yavrusunu kesesinde taşıdı.

lamb

/læm/

(noun) kuzu, kuzu eti;

(verb) kuzulamak

Örnek:

The shepherd carried a newborn lamb in his arms.
Çoban kucağında yeni doğmuş bir kuzu taşıyordu.

calf

/kæf/

(noun) buzağı, baldır, buz parçası

Örnek:

The farmer watched the newborn calf take its first wobbly steps.
Çiftçi, yeni doğan buzağının ilk sendeleme adımlarını izledi.

hind

/haɪnd/

(adjective) arka;

(noun) dişi geyik, geyik

Örnek:

The dog's hind legs were injured.
Köpeğin arka bacakları yaralanmıştı.

filly

/ˈfɪl.i/

(noun) tay, genç kadın, kız

Örnek:

The farmer proudly showed off his new filly.
Çiftçi yeni tayını gururla gösterdi.

spat

/spæt/

(noun) tartışma, ağız dalaşı, atışma;

(past tense) tükürdü, tükürülmüş

Örnek:

They had a little spat over who should do the dishes.
Bulaşıkları kimin yıkayacağı konusunda küçük bir tartışma yaşadılar.

tadpole

/ˈtæd.poʊl/

(noun) iribaş

Örnek:

We watched the tadpoles swim in the pond.
Gölette iribaşların yüzmesini izledik.

cygnet

/ˈsɪɡ.nət/

(noun) yavru kuğu

Örnek:

The mother swan carefully guarded her fluffy cygnet.
Anne kuğu, tüylü yavru kuğusunu dikkatle korudu.

fledgling

/ˈfledʒ.lɪŋ/

(noun) yavru kuş, tüyleri yeni çıkmış kuş, yeni yetme;

(adjective) yeni yetme, acemi

Örnek:

The mother bird watched over her fledgling as it took its first flight.
Anne kuş, yavrusu ilk uçuşunu yaparken onu izledi.

piglet

/ˈpɪɡ.lət/

(noun) domuz yavrusu, ferik

Örnek:

The sow gave birth to a litter of ten piglets.
Dişi domuz on domuz yavrusu doğurdu.

colt

/koʊlt/

(noun) tay, Colt, Colt tabancası

Örnek:

The mare gave birth to a healthy colt.
Kısrak sağlıklı bir tay doğurdu.

peachick

/ˈpiːtʃɪk/

(noun) tavus kuşu yavrusu

Örnek:

The mother peahen carefully guarded her fluffy peachick.
Dişi tavus kuşu, tüylü tavus kuşu yavrusunu dikkatle korudu.

bantam

/ˈbæn.t̬əm/

(noun) cüce tavuk, bantam;

(adjective) küçük ama agresif, cesur

Örnek:

The farmer raised several breeds of chickens, including a few noisy bantams.
Çiftçi, birkaç gürültülü cüce tavuk da dahil olmak üzere çeşitli tavuk ırkları yetiştirdi.

nestling

/ˈnest.lɪŋ/

(noun) yavru kuş, yuvadan ayrılmamış kuş

Örnek:

The mother bird fed the hungry nestling.
Anne kuş aç yavru kuşu besledi.

duckling

/ˈdʌk.lɪŋ/

(noun) ördek yavrusu

Örnek:

The mother duck led her ducklings to the pond.
Anne ördek yavrularını gölete götürdü.

eaglet

/ˈiːɡ.lət/

(noun) kartal yavrusu

Örnek:

The mother eagle watched over her two fluffy eaglets in the nest.
Anne kartal yuvadaki iki tüylü kartal yavrusunu izledi.

neonate

/ˈniː.əˌneɪt/

(noun) yenidoğan

Örnek:

The hospital's special care nursery is designed for neonates.
Hastanenin özel bakım ünitesi yenidoğanlar için tasarlanmıştır.

pup

/pʌp/

(noun) köpek yavrusu, yavru;

(verb) yavrulama, doğurmak

Örnek:

The children loved playing with the new pup.
Çocuklar yeni köpek yavrusuyla oynamayı çok sevdi.

owlet

/ˈaʊ.lɪt/

(noun) yavru baykuş

Örnek:

The mother owl watched over her tiny owlet.
Anne baykuş minik yavru baykuşunu izledi.

elver

/ˈɛlvər/

(noun) yavru yılan balığı, genç yılan balığı

Örnek:

Thousands of elvers swim upstream during the spring.
Bahar aylarında binlerce yavru yılan balığı akıntıya karşı yüzer.

gosling

/ˈɡɑːz.lɪŋ/

(noun) yavru kaz

Örnek:

The mother goose led her fluffy goslings to the pond.
Anne kaz, tüylü yavru kazlarını gölete götürdü.

puppy

/ˈpʌp.i/

(noun) köpek yavrusu

Örnek:

The children loved playing with the new puppy.
Çocuklar yeni köpek yavrusuyla oynamayı çok sevdi.

parr

/pɑːr/

(noun) parr, genç somon

Örnek:

The river is teeming with salmon parr.
Nehir somon parr ile dolu.

larva

/ˈlɑːr.və/

(noun) larva

Örnek:

The butterfly larva is a caterpillar.
Kelebek larvası bir tırtıldır.

kitten

/ˈkɪt̬.ən/

(noun) yavru kedi

Örnek:

The mother cat was nursing her tiny kittens.
Anne kedi minik yavrularını emziriyordu.

cub

/kʌb/

(noun) yavru, çömez, acemi

Örnek:

The lioness protected her cub from danger.
Dişi aslan yavrusunu tehlikeden korudu.

squab

/skwɑːb/

(noun) güvercin yavrusu, genç güvercin, minder;

(adjective) tıknaz, şişman

Örnek:

The chef prepared a dish with roasted squab.
Şef, kızarmış güvercin yavrusu ile bir yemek hazırladı.

shoat

/ʃoʊt/

(noun) genç domuz, domuz yavrusu

Örnek:

The farmer separated the shoats from the older pigs.
Çiftçi genç domuzları yaşlı domuzlardan ayırdı.

eft

/ɛft/

(noun) semender

Örnek:

The children found a small eft under a log in the garden.
Çocuklar bahçedeki bir kütüğün altında küçük bir semender buldu.

maggot

/ˈmæɡ.ət/

(noun) kurtçuk, larva, aşağılık

Örnek:

The rotten meat was crawling with maggots.
Çürük et kurtçuklarla doluydu.

polliwog

/ˈpɑː.li.wɑːɡ/

(noun) iribaş

Örnek:

The children watched the polliwogs swim in the pond.
Çocuklar gölette yüzen iribaşları izledi.

eyas

/ˈaɪ.əs/

(noun) eyas, genç şahin

Örnek:

The falconer carefully handled the young eyas.
Şahinci genç eyas'ı dikkatle tuttu.

yearling

/ˈjɪr.lɪŋ/

(noun) bir yaşındaki hayvan, bir yaşındaki at;

(adjective) bir yıllık, yıllık

Örnek:

The young horse, a yearling, galloped across the field.
Genç at, bir bir yaşındaki, tarlada dörtnala koştu.

nymph

/nɪmf/

(noun) peri, nimf, larva

Örnek:

The ancient Greeks believed in forest nymphs.
Antik Yunanlılar orman perilerine inanırlardı.

lambkin

/ˈlæm.kɪn/

(noun) kuzucuk, canım

Örnek:

The shepherd gently carried the newborn lambkin.
Çoban, yeni doğmuş kuzucuğu nazikçe taşıdı.

lion cub

/ˈlaɪ.ən ˌkʌb/

(noun) aslan yavrusu

Örnek:

The mother lion protected her lion cub from danger.
Dişi aslan aslan yavrusunu tehlikeden korudu.

wolf cub

/ˈwʊlf kʌb/

(noun) kurt yavrusu

Örnek:

The mother wolf protected her tiny wolf cub.
Dişi kurt minik kurt yavrusunu korudu.

wolf pup

/wʊlf pʌp/

(noun) kurt yavrusu

Örnek:

The mother wolf carefully carried her tiny wolf pup back to the den.
Dişi kurt, minik kurt yavrusunu dikkatlice inine geri taşıdı.

leveret

/ˈlev.ər.ɪt/

(noun) yavru tavşan, yavru yaban tavşanı

Örnek:

The farmer spotted a tiny leveret hiding in the tall grass.
Çiftçi, uzun otların arasında saklanan minik bir yavru tavşan gördü.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren