Avatar of Vocabulary Set Maaşlar ve Yan Haklar

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Maaşlar ve Yan Haklar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Maaşlar ve Yan Haklar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

basis

/ˈbeɪ.sɪs/

(noun) temel, esas, ana bileşen

Örnek:

The research provides a strong basis for the new theory.
Araştırma, yeni teori için güçlü bir temel sağlar.

be aware of

/bi əˈwer əv/

(phrase) farkında olmak, haberdar olmak

Örnek:

You should be aware of the risks involved.
İlgili risklerin farkında olmalısınız.

benefit

/ˈben.ə.fɪt/

(noun) fayda, yarar, avantaj;

(verb) fayda sağlamak, yararlanmak, avantaj sağlamak

Örnek:

The new policy will bring many benefits to the community.
Yeni politika topluma birçok fayda sağlayacak.

compensate

/ˈkɑːm.pən.seɪt/

(verb) telafi etmek, karşılamak, dengelemek

Örnek:

The company will compensate employees for their travel expenses.
Şirket, çalışanların seyahat masraflarını karşılayacak.

delicately

/ˈdel.ə.kət.li/

(adverb) nazikçe, hassasça, incelikle

Örnek:

She delicately placed the fragile vase on the shelf.
Kırılgan vazoyu nazikçe rafa yerleştirdi.

eligible

/ˈel.ə.dʒə.bəl/

(adjective) uygun, hak sahibi, gözde

Örnek:

Only citizens are eligible to vote in the national elections.
Sadece vatandaşlar ulusal seçimlerde oy kullanmaya hak kazanır.

flexibly

/ˈflek.sə.bli/

(adverb) esnek bir şekilde, uyarlanabilir bir şekilde

Örnek:

The company needs to adapt more flexibly to market changes.
Şirket, piyasa değişikliklerine daha esnek bir şekilde uyum sağlamalıdır.

negotiate

/nəˈɡoʊ.ʃi.eɪt/

(verb) müzakere etmek, pazarlık etmek, geçmek

Örnek:

The two sides agreed to negotiate a peace treaty.
İki taraf barış antlaşması müzakere etmeyi kabul etti.

raise

/reɪz/

(verb) kaldırmak, yükseltmek, artırmak;

(noun) zam, maaş artışı

Örnek:

She raised her hand to ask a question.
Soru sormak için elini kaldırdı.

retire

/rɪˈtaɪr/

(verb) emekli olmak, geri çekilmek, uzaklaşmak

Örnek:

My father plans to retire next year.
Babam gelecek yıl emekli olmayı planlıyor.

vested

/ˈves.tɪd/

(adjective) hak kazanmış, doğrudan;

(past participle) giymiş, kuşanmış

Örnek:

Employees become fully vested in their retirement plan after five years.
Çalışanlar beş yıl sonra emeklilik planlarına tam olarak hak kazanırlar.

wage

/weɪdʒ/

(noun) ücret, maaş;

(verb) yürütmek, açmak

Örnek:

He earns a good wage for his hard work.
Sıkı çalışması karşılığında iyi bir ücret kazanıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren