Avatar of Vocabulary Set Öğle Yemeği Sipariş Etme

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Öğle Yemeği Sipariş Etme Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Öğle Yemeği Sipariş Etme' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

burden

/ˈbɝː.dən/

(noun) yük, ağırlık, sorumluluk;

(verb) yüklemek, ağırlaştırmak

Örnek:

He carried the heavy burden on his back.
Sırtında ağır yükü taşıdı.

commonly

/ˈkɑː.mən.li/

(adverb) genellikle, yaygın olarak, sıkça

Örnek:

It's commonly known that exercise is good for health.
Egzersizin sağlığa iyi geldiği genellikle bilinir.

delivery

/dɪˈlɪv.ɚ.i/

(noun) teslimat, dağıtım, doğum

Örnek:

The package is out for delivery today.
Paket bugün teslimat için yola çıktı.

elegance

/ˈel.ə.ɡəns/

(noun) zarafet, incelik, sadelik

Örnek:

Her movements were full of elegance and grace.
Hareketleri zarafet ve incelikle doluydu.

fall to

/fɔːl tə/

(phrasal verb) başlamak, girişmek, düşmek

Örnek:

After a long hike, they were ready to fall to the delicious meal.
Uzun bir yürüyüşten sonra, lezzetli yemeğe girişmeye hazırdılar.

impress

/ɪmˈpres/

(verb) etkilemek, izlenim bırakmak, damgalamak

Örnek:

His performance really impressed the judges.
Performansı jüriyi gerçekten etkiledi.

individual

/ˌɪn.dəˈvɪdʒ.u.əl/

(noun) birey, kişi;

(adjective) bireysel, ayrı, özgün

Örnek:

Every individual has the right to express their opinion.
Her bireyin kendi fikrini ifade etme hakkı vardır.

list

/lɪst/

(noun) liste;

(verb) listelemek, sıralamak

Örnek:

Make a shopping list before you go to the store.
Mağazaya gitmeden önce bir alışveriş listesi yap.

multiple

/ˈmʌl.tə.pəl/

(adjective) çoklu, birden fazla;

(noun) kat

Örnek:

The problem has multiple solutions.
Sorunun birden fazla çözümü var.

narrow

/ˈner.oʊ/

(adjective) dar, sınırlı;

(verb) daraltmak, azaltmak

Örnek:

The road became very narrow as we approached the village.
Köye yaklaştıkça yol çok daraldı.

pick up

/pɪk ʌp/

(phrasal verb) toplamak, almak, öğrenmek

Örnek:

Can you pick up the fallen leaves in the yard?
Bahçedeki düşen yaprakları toplayabilir misin?

settle

/ˈset̬.əl/

(verb) çözmek, halletmek, yerleşmek;

(noun) yerleşim, koloni, anlaşma

Örnek:

They decided to settle the dispute out of court.
Anlaşmazlığı mahkeme dışında çözmeye karar verdiler.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren