Avatar of Vocabulary Set 900 Puan

28. Gün - Klasik İçinde 900 Puan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'28. Gün - Klasik' içinde '900 Puan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

archway

/ˈɑːrtʃ.weɪ/

(noun) kemer, kemerli geçit

Örnek:

They walked through the ancient stone archway into the courtyard.
Eski taş kemerden geçerek avluya yürüdüler.

be mounted on

/biː ˈmaʊntɪd ɑːn/

(phrase) -e monte edilmek, -e takılı olmak

Örnek:

The television is mounted on the wall.
Televizyon duvara monte edilmiş.

dig with a shovel

/dɪɡ wɪð ə ˈʃʌv.əl/

(phrase) kürekle kazmak

Örnek:

He had to dig with a shovel to plant the new tree.
Yeni ağacı dikmek için kürekle kazmak zorunda kaldı.

drain

/dreɪn/

(verb) süzmek, boşaltmak, kurutmak;

(noun) gider, drenaj, kanal

Örnek:

She drained the pasta in a colander.
Makarnayı süzgeçte süzdü.

hedge

/hedʒ/

(noun) çit, çalı çit, koruma;

(verb) korumak, sınırlamak, kaçamak cevap vermek

Örnek:

The house was surrounded by a tall green hedge.
Ev, uzun yeşil bir çit ile çevriliydi.

landlord

/ˈlænd.lɔːrd/

(noun) ev sahibi, mal sahibi, meyhaneci

Örnek:

Our landlord increased the rent by 10%.
Ev sahibimiz kirayı %10 artırdı.

ledge

/ledʒ/

(noun) çıkıntı, pervaz, set

Örnek:

He placed the plant on the window ledge.
Bitkiyi pencere pervazına yerleştirdi.

lock oneself out of one's house

/lɑːk wʌnˈsɛlf aʊt əv wʌnz haʊs/

(idiom) kapıda kalmak, kendini dışarıda kilitlemek

Örnek:

I had to call a locksmith because I locked myself out of my house.
Anahtarlarımı içeride unutup kapıda kaldığım için bir çilingir çağırmak zorunda kaldım.

plumber

/ˈplʌm.ɚ/

(noun) tesisatçı

Örnek:

We called a plumber to fix the leaky faucet.
Sızdıran musluğu tamir etmesi için bir tesisatçı çağırdık.

porch

/pɔːrtʃ/

(noun) veranda, sundurma, teras

Örnek:

We sat on the porch and watched the sunset.
Verandada oturup gün batımını izledik.

run the tap

/rʌn ðə tæp/

(phrase) musluğu açmak, musluğu akıtmak

Örnek:

You should run the tap for a minute to get cold water.
Soğuk su gelmesi için bir dakika boyunca musluğu akıtmalısın.

saw

/sɑː/

(noun) atasözü, vecize, testere;

(verb) testere ile kesmek;

(past tense) gördü

Örnek:

As the old saw goes, 'Look before you leap.'
Eski bir atasözü der ki, 'Atlamadan önce bak.'

scaffolding

/ˈskæf.əl.dɪŋ/

(noun) iskele, iskeleler, destek

Örnek:

The workers erected scaffolding around the old church for repairs.
İşçiler eski kilisenin etrafına tamirat için iskele kurdu.

screw

/skruː/

(noun) vida, çevirme, döndürme;

(verb) vidalamak, sıkmak, çevirmek

Örnek:

He used a screw to fasten the two pieces of wood together.
İki tahta parçasını birbirine tutturmak için bir vida kullandı.

symmetrically

/sɪˈmet.rɪ.kəl.i/

(adverb) simetrik olarak

Örnek:

The windows were arranged symmetrically on either side of the door.
Pencereler kapının her iki yanına simetrik olarak yerleştirilmişti.

tear down

/ter daʊn/

(phrasal verb) yıkmak, sökmek, yerle bir etmek

Örnek:

They decided to tear down the old factory to build new apartments.
Eski fabrikayı yeni daireler inşa etmek için yıkmaya karar verdiler.

uninhabited

/ˌʌn.ɪnˈhæb.ə.t̬ɪd/

(adjective) insansız, boş, terk edilmiş

Örnek:

The explorers discovered an uninhabited island in the Pacific.
Kaşifler Pasifik'te insansız bir ada keşfettiler.

woodwork

/ˈwʊd.wɝːk/

(noun) ahşap işleri, doğrama, ahşap işçiliği

Örnek:

The old house had beautiful, intricate woodwork.
Eski evde güzel, karmaşık ahşap işleri vardı.

complex

/kɑːmˈpleks/

(adjective) karmaşık, kompleks, anlaşılması zor;

(noun) kompleks, binalar topluluğu, psikolojik sorun

Örnek:

The human brain is a highly complex organ.
İnsan beyni oldukça karmaşık bir organdır.

constructively

/kənˈstrʌk.t̬ɪv.li/

(adverb) yapıcı bir şekilde, faydalı bir şekilde

Örnek:

She always tries to offer feedback constructively.
Her zaman geri bildirimi yapıcı bir şekilde vermeye çalışır.

locale

/ləˈkɑːl/

(noun) yer, mekan, konum

Örnek:

The restaurant has a beautiful locale overlooking the ocean.
Restoranın okyanusa bakan güzel bir konumu var.

maintenance

/ˈmeɪn.tən.əns/

(noun) bakım, sürdürme, nafaka

Örnek:

The maintenance of peace is crucial for global stability.
Barışın sürdürülmesi küresel istikrar için çok önemlidir.

reconfiguration

/ˌriː.kən.fɪɡ.jəˈreɪ.ʃən/

(noun) yeniden yapılandırma, yeniden düzenleme, yeniden ayarlama

Örnek:

The company announced a major reconfiguration of its management structure.
Şirket, yönetim yapısında büyük bir yeniden yapılandırma duyurdu.

startle

/ˈstɑːr.t̬əl/

(verb) ürkürmek, irkiltmek, şaşırtmak

Örnek:

The loud noise startled the cat, making it jump.
Yüksek ses kediyi ürküttü ve zıplamasına neden oldu.

annex

/ˈæn.ɪks/

(verb) eklemek, iliştirmek, ilhak etmek;

(noun) ek bina, ilave

Örnek:

The report had a detailed appendix annexed at the end.
Raporun sonunda detaylı bir ek iliştirilmişti.

demolish

/dɪˈmɑː.lɪʃ/

(verb) yıkmak, harap etmek, ezmek

Örnek:

The old factory was demolished to make way for new apartments.
Eski fabrika yeni dairelere yer açmak için yıkıldı.

demolition

/ˌdem.əˈlɪʃ.ən/

(noun) yıkım, tahrip

Örnek:

The old factory is scheduled for demolition next month.
Eski fabrika önümüzdeki ay yıkılacak.

for lease

/fɔːr liːs/

(phrase) kiralık

Örnek:

There is a large office space for lease in the city center.
Şehir merkezinde kiralık büyük bir ofis alanı var.

insulation

/ˌɪn.səˈleɪ.ʃən/

(noun) yalıtım, izolasyon malzemesi, izolasyon işlemi

Örnek:

The house needs better insulation to keep it warm in winter.
Evin kışın sıcak kalması için daha iyi yalıtıma ihtiyacı var.

premises

/ˈprem.ɪ.sɪz/

(noun) tesisler, bina, mekan

Örnek:

The company is moving to new premises next month.
Şirket gelecek ay yeni tesislere taşınıyor.

rack

/ræk/

(noun) raf, askı, işkence;

(verb) işkence etmek, eziyet etmek, zorlamak

Örnek:

She hung her clothes on the drying rack.
Çamaşırlarını kurutma askısına astı.

shockproof

/ˈʃɑːk.pruːf/

(adjective) darbeye dayanıklı

Örnek:

I bought a shockproof case for my new phone.
Yeni telefonum için darbeye dayanıklı bir kılıf aldım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren