Avatar of Vocabulary Set 900 Puan

Gün 08 - Pazarlama Stratejisi (2) İçinde 900 Puan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Gün 08 - Pazarlama Stratejisi (2)' içinde '900 Puan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

discipline

/ˈdɪs.ə.plɪn/

(noun) disiplin, terbiye, bilim dalı;

(verb) disipline etmek, terbiye etmek

Örnek:

The school has strict discipline rules.
Okulun katı disiplin kuralları var.

jingle

/ˈdʒɪŋ.ɡəl/

(noun) şangırtı, çınlama, jingle;

(verb) şangırdamak, çınlamak

Örnek:

I heard the jingle of keys in the hallway.
Koridorda anahtarların şangırtısını duydum.

mobility

/moʊˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) hareketlilik, esneklik, geçişkenlik

Örnek:

The new design improves the mobility of the wheelchair.
Yeni tasarım tekerlekli sandalyenin hareketliliğini artırıyor.

abruptly

/əˈbrʌpt.li/

(adverb) aniden, birdenbire, kaba bir şekilde

Örnek:

The car stopped abruptly.
Araba aniden durdu.

absorbing

/əbˈzɔːr.bɪŋ/

(adjective) sürükleyici, ilgi çekici, büyüleyici

Örnek:

The book was so absorbing that I couldn't put it down.
Kitap o kadar sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım.

admiringly

/ədˈmaɪr.ɪŋ.li/

(adverb) hayranlıkla, takdirle

Örnek:

She looked at him admiringly as he finished his speech.
Konuşmasını bitirirken ona hayranlıkla baktı.

at large

/æt ˈlɑrdʒ/

(phrase) firarda, yakalanmamış, genel olarak

Örnek:

The suspect is still at large.
Şüpheli hala firarda.

boast about

/boʊst əˈbaʊt/

(phrasal verb) övünmek, böbürlenmek

Örnek:

He likes to boast about his new car.
Yeni arabasıyla övünmeyi sever.

correspondent

/ˌkɔːr.əˈspɑːn.dənt/

(noun) muhabir, temsilci, mektup arkadaşı;

(adjective) karşılıklı, benzer

Örnek:

She works as a foreign correspondent for a major news agency.
Büyük bir haber ajansında dış muhabir olarak çalışıyor.

counterpart

/ˈkaʊn.t̬ɚ.pɑːrt/

(noun) mevkidaş, muadil, karşılık

Örnek:

The foreign minister met with his Chinese counterpart to discuss trade relations.
Dışişleri bakanı, ticari ilişkileri görüşmek üzere Çinli mevkidaşıyla bir araya geldi.

defeat

/dɪˈfiːt/

(verb) yenmek, mağlup etmek, engellemek;

(noun) yenilgi, mağlubiyet

Örnek:

The army managed to defeat the enemy forces.
Ordu düşman kuvvetlerini yenmeyi başardı.

diversity

/dɪˈvɝː.sə.t̬i/

(noun) çeşitlilik, farklılık

Örnek:

The city is known for its cultural diversity.
Şehir kültürel çeşitliliği ile tanınır.

dominant

/ˈdɑː.mə.nənt/

(adjective) baskın, egemen

Örnek:

The company has a dominant position in the market.
Şirket piyasada baskın bir konuma sahip.

fabulous

/ˈfæb.jə.ləs/

(adjective) muhteşem, harika, efsanevi

Örnek:

She looked fabulous in her new dress.
Yeni elbisesiyle muhteşem görünüyordu.

fortify

/ˈfɔːr.t̬ə.faɪ/

(verb) güçlendirmek, tahkim etmek, zenginleştirmek

Örnek:

The soldiers worked quickly to fortify their position before the enemy arrived.
Askerler düşman gelmeden önce mevzilerini güçlendirmek için hızla çalıştılar.

fundamental

/ˌfʌn.dəˈmen.t̬əl/

(adjective) temel, esas;

(noun) temeller, esaslar

Örnek:

The fundamental principles of physics.
Fiziğin temel prensipleri.

mingle

/ˈmɪŋ.ɡəl/

(verb) kaynaşmak, sosyalleşmek, karışmak

Örnek:

She loved to mingle with the guests at parties.
Partilerde misafirlerle kaynaşmayı severdi.

preciously

/ˈpreʃ.əs.li/

(adverb) değerli bir şekilde, kıymetli bir şekilde, yapmacık bir şekilde

Örnek:

She held the old photograph preciously in her hands.
Eski fotoğrafı ellerinde değerli bir şekilde tuttu.

stark

/stɑːrk/

(adjective) çorak, çıplak, sade;

(adverb) tamamen, kesinlikle

Örnek:

The landscape was stark and barren.
Manzara çorak ve çıplaktı.

steadiness

/ˈsted.i.nəs/

(noun) istikrar, sabitlik, kararlılık

Örnek:

The steadiness of his hand allowed him to draw a perfect straight line.
Elinin sabitliği, mükemmel bir düz çizgi çizmesini sağladı.

alluring

/əˈlʊr.ɪŋ/

(adjective) cezbedici, çekici, büyüleyici

Örnek:

The siren's song was incredibly alluring.
Sirenin şarkısı inanılmaz derecede cezbediciydi.

assimilate

/əˈsɪm.ə.leɪt/

(verb) özümsemek, anlamak, benzetmek

Örnek:

It's hard to assimilate all the new information at once.
Tüm yeni bilgileri bir kerede özümsemek zor.

at all costs

/æt ɔl kɔsts/

(idiom) ne pahasına olursa olsun, her ne olursa olsun

Örnek:

We must finish this project at all costs.
Bu projeyi ne pahasına olursa olsun bitirmeliyiz.

await

/əˈweɪt/

(verb) beklemek, gözlemek

Örnek:

We await your response.
Cevabınızı bekliyoruz.

captivate

/ˈkæp.tə.veɪt/

(verb) büyülemek, cezbetmek, etkilemek

Örnek:

Her beautiful voice captivated the audience.
Güzel sesi dinleyicileri büyüledi.

culminate in

/ˈkʌl.mə.neɪt ɪn/

(phrasal verb) ile sonuçlanmak, ile doruğa ulaşmak

Örnek:

The argument eventually culminated in a physical fight.
Tartışma sonunda fiziksel bir kavgayla sonuçlandı.

defiance

/dɪˈfaɪ.əns/

(noun) meydan okuma, karşı gelme, direniş

Örnek:

The protesters showed their defiance by refusing to leave.
Protestocular gitmeyi reddederek meydan okumalarını gösterdiler.

dissipate

/ˈdɪs.ə.peɪt/

(verb) dağılmak, gidermek, yok etmek

Örnek:

The fog began to dissipate as the sun rose.
Güneş doğunca sis dağılmaya başladı.

driving force

/ˈdraɪvɪŋ fɔrs/

(noun) itici güç, hareket ettirici kuvvet

Örnek:

Innovation is the driving force behind the company's success.
İnovasyon, şirketin başarısının itici gücüdür.

elicit

/iˈlɪs.ɪt/

(verb) ortaya çıkarmak, elde etmek, sağlamak

Örnek:

Her story managed to elicit tears from the audience.
Hikayesi seyirciden gözyaşları koparmayı başardı.

overwhelming

/ˌoʊ.vɚˈwel.mɪŋ/

(adjective) ezici, büyük, bunaltıcı

Örnek:

The support from the community was overwhelming.
Toplumdan gelen destek eziciydi.

voiced

/vɔɪst/

(adjective) dile getirilen, seslendirilen, tonlu;

(verb) dile getirmek, seslendirmek

Örnek:

His concerns were clearly voiced during the meeting.
Endişeleri toplantı sırasında açıkça dile getirildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren