Avatar of Vocabulary Set Temel 2

6. Gün - İzin Günü İçinde Temel 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'6. Gün - İzin Günü' içinde 'Temel 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

backpack

/ˈbæk.pæk/

(noun) sırt çantası;

(verb) sırt çantasıyla gezmek, sırt çantasıyla seyahat etmek

Örnek:

He packed his clothes into his backpack for the trip.
Seyahat için kıyafetlerini sırt çantasına koydu.

bike

/baɪk/

(noun) bisiklet, motosiklet;

(verb) bisiklete binmek, motosiklet sürmek

Örnek:

I ride my bike to work every day.
Her gün işe bisikletimle gidiyorum.

cabin

/ˈkæb.ɪn/

(noun) kulübe, dağ evi, kabin

Örnek:

They spent their vacation in a cozy log cabin by the lake.
Göl kenarındaki şirin bir kütük kulübede tatillerini geçirdiler.

climb a mountain

/klaɪm ə ˈmaʊn.tən/

(phrase) dağa tırmanmak

Örnek:

It has always been my dream to climb a mountain in the Himalayas.
Himalayalar'da bir dağa tırmanmak her zaman hayalimdi.

Film Festival

/ˈfɪlm ˌfes.tɪ.vəl/

(noun) film festivali

Örnek:

The Cannes Film Festival is one of the most prestigious in the world.
Cannes Film Festivali dünyanın en prestijli festivallerinden biridir.

fishing

/ˈfɪʃ.ɪŋ/

(noun) balıkçılık, avcılık;

(verb) balık tutan, avlanan

Örnek:

We went fishing in the lake this morning.
Bu sabah gölde balık tutmaya gittik.

gallery

/ˈɡæl.ɚ.i/

(noun) galeri, sanat galerisi, koridor

Örnek:

The new art gallery features local artists.
Yeni sanat galerisi yerel sanatçıları sergiliyor.

invitation

/ˌɪn.vəˈteɪ.ʃən/

(noun) davet, davetiye, davet etme eylemi

Örnek:

She sent out invitations for her birthday party.
Doğum günü partisi için davetiyeler gönderdi.

lawn

/lɑːn/

(noun) çim, çimenlik

Örnek:

The children were playing on the lawn.
Çocuklar çimde oynuyordu.

paint

/peɪnt/

(noun) boya;

(verb) boyamak, resmetmek

Örnek:

The walls were covered in fresh white paint.
Duvarlar taze beyaz boya ile kaplıydı.

painting

/ˈpeɪn.t̬ɪŋ/

(noun) boyama, resim yapma, tablo

Örnek:

She enjoys painting landscapes.
Manzara resmi yapmaktan hoşlanır.

play cards

/pleɪ kɑːrdz/

(phrase) iskambil oynamak, kağıt oynamak

Örnek:

We spent the whole evening playing cards in the cabin.
Bütün akşamı kulübede iskambil oynayarak geçirdik.

public library

/ˌpʌb.lɪk ˈlaɪ.brer.i/

(noun) halk kütüphanesi

Örnek:

I borrowed this book from the public library.
Bu kitabı halk kütüphanesinden ödünç aldım.

race

/reɪs/

(noun) yarış, koşu, ırk;

(verb) yarışmak, koşmak, hızla gitmek

Örnek:

She won the 100-meter race.
100 metre yarışını kazandı.

resort

/rɪˈzɔːrt/

(noun) tatil köyü, tesis, çare;

(verb) başvurmak, çare bulmak

Örnek:

They spent their vacation at a luxurious beach resort.
Tatillerini lüks bir sahil tesisinde geçirdiler.

theater

/ˈθiː.ə.t̬ɚ/

(noun) tiyatro, sinema, sahne sanatları

Örnek:

We went to the theater to see a new play.
Yeni bir oyun izlemek için tiyatroya gittik.

watch a film

/wɑːtʃ ə fɪlm/

(phrase) film izlemek

Örnek:

Would you like to watch a film tonight?
Bu gece bir film izlemek ister misin?

adventure

/ədˈven.tʃɚ/

(noun) macera, heyecan;

(verb) macera yapmak, girişmek

Örnek:

They went on a thrilling adventure in the Amazon rainforest.
Amazon yağmur ormanlarında heyecan verici bir maceraya atıldılar.

art museum

/ɑːrt mjuːˈziː.əm/

(noun) sanat müzesi

Örnek:

We spent the entire afternoon exploring the art museum.
Tüm öğleden sonrayı sanat müzesini gezerek geçirdik.

begin

/bɪˈɡɪn/

(verb) başlamak, girişmek, kaynaklanmak

Örnek:

The meeting will begin at 9 AM.
Toplantı sabah 9'da başlayacak.

bring

/brɪŋ/

(verb) getirmek, götürmek, neden olmak

Örnek:

Don't forget to bring your umbrella.
Şemsiyeni getirmeyi unutma.

care for

/ker fɔːr/

(phrasal verb) bakmak, ilgilenmek, sevmek

Örnek:

She decided to care for her elderly parents.
Yaşlı ebeveynlerine bakmaya karar verdi.

concert

/ˈkɑːn.sɚt/

(noun) konser, uyum, ahenk;

(verb) uyum sağlamak, koordine etmek

Örnek:

We went to a rock concert last night.
Dün gece bir rock konserine gittik.

length

/leŋθ/

(noun) uzunluk, süre, müddet

Örnek:

The table has a length of two meters.
Masanın uzunluğu iki metredir.

leisure

/ˈliː.ʒɚ/

(noun) boş zaman, eğlence

Örnek:

He spends his leisure time reading books.
Boş zamanını kitap okuyarak geçirir.

librarian

/laɪˈbrer.i.ən/

(noun) kütüphaneci

Örnek:

The librarian helped me find the book I was looking for.
Kütüphaneci aradığım kitabı bulmama yardım etti.

menu

/ˈmen.juː/

(noun) menü, yemek listesi

Örnek:

Can I see the menu, please?
Menüyü görebilir miyim lütfen?

sightseeing

/ˈsaɪtˌsiː.ɪŋ/

(noun) gezi, turizm

Örnek:

We spent the whole day sightseeing in Rome.
Tüm günü Roma'da gezip görerek geçirdik.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren