Avatar of Vocabulary Set Temel 2

4. Gün - İş Dünyasının Sırları İçinde Temel 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'4. Gün - İş Dünyasının Sırları' içinde 'Temel 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bookcase

/ˈbʊk.keɪs/

(noun) kitaplık, kitap rafı

Örnek:

She arranged her favorite novels on the top shelf of the bookcase.
En sevdiği romanlarını kitaplığın üst rafına dizdi.

bookshelf

/ˈbʊk.ʃelf/

(noun) kitaplık, kitap rafı

Örnek:

She arranged her favorite novels on the top bookshelf.
En sevdiği romanlarını üst kitaplığa dizdi.

case

/keɪs/

(noun) durum, vaka, kutu;

(verb) kılıfına koymak, kaplamak, gözlemlemek

Örnek:

In this case, we need to act quickly.
Bu durumda hızlı hareket etmeliyiz.

central office

/ˈsen.trəl ˈɑː.fɪs/

(noun) merkez ofis, genel merkez, telefon santrali

Örnek:

All major decisions are made at the central office.
Tüm önemli kararlar merkez ofiste alınır.

copy machine

/ˈkɑp.i məˌʃiːn/

(noun) fotokopi makinesi, kopyalama makinesi

Örnek:

I need to make a hundred copies, so I'll use the copy machine.
Yüz kopya yapmam gerekiyor, bu yüzden fotokopi makinesini kullanacağım.

fax

/fæks/

(noun) faks, faks makinesi;

(verb) faks çekmek

Örnek:

Please send the report by fax.
Lütfen raporu faks ile gönderin.

file folder

/ˈfaɪl ˌfoʊl.dɚ/

(noun) dosya klasörü, dosya

Örnek:

Please put these documents in a file folder.
Lütfen bu belgeleri bir dosya klasörüne koyun.

greet

/ɡriːt/

(verb) selamlamak, karşılamak, belirmek

Örnek:

She was there to greet us at the door.
Bizi kapıda karşılamak için oradaydı.

handwriting

/ˈhændˌraɪ.t̬ɪŋ/

(noun) el yazısı

Örnek:

Her handwriting is very neat and easy to read.
Onun el yazısı çok düzenli ve okunması kolay.

keypad

/ˈkiː.pæd/

(noun) tuş takımı, sayısal tuş takımı

Örnek:

He pressed the numbers on the keypad to unlock the door.
Kapıyı açmak için tuş takımındaki numaralara bastı.

knife

/naɪf/

(noun) bıçak;

(verb) bıçaklamak, bıçakla kesmek

Örnek:

He used a sharp knife to cut the bread.
Ekmeği kesmek için keskin bir bıçak kullandı.

log on to

/lɔːɡ ɑːn tuː/

(phrasal verb) giriş yapmak, bağlanmak

Örnek:

You need a password to log on to the network.
Ağa bağlanmak için bir şifreye ihtiyacınız var.

online

/ˈɑːn.laɪn/

(adverb) çevrimiçi, internet üzerinden;

(adjective) çevrimiçi, dijital

Örnek:

I bought the book online.
Kitabı çevrimiçi satın aldım.

photocopier

/ˈfoʊ.t̬oʊˌkɑː.pi.ɚ/

(noun) fotokopi makinesi

Örnek:

The photocopier is out of paper again.
Fotokopi makinesinin kağıdı yine bitti.

photocopy

/ˈfoʊ.t̬oʊˌkɑː.pi/

(noun) fotokopi, suret;

(verb) fotokopi çekmek, kopyalamak

Örnek:

Please make a photocopy of this report for everyone.
Lütfen bu raporun bir fotokopisini herkes için çıkarın.

print out

/prɪnt aʊt/

(phrasal verb) çıktı almak, yazdırmak

Örnek:

Can you print out the report for me?
Raporu benim için çıkarabilir misin?

right away

/raɪt əˈweɪ/

(adverb) hemen, derhal, anında

Örnek:

Please come here right away.
Lütfen hemen buraya gelin.

spell

/spel/

(verb) hecelemek, yazmak, anlamına gelmek;

(noun) büyü, tılsım, süre

Örnek:

Can you spell your name for me?
Adınızı benim için heceleyebilir misiniz?

wrap

/ræp/

(verb) sarmak, paketlemek, bitirmek;

(noun) şal, örtü, dürüm

Örnek:

She decided to wrap the gift in colorful paper.
Hediyeyi renkli kağıda sarmaya karar verdi.

fold

/foʊld/

(verb) katlamak, batmak, kapanmak;

(noun) kat, kıvrım, sürü

Örnek:

She carefully folded the letter and put it in an envelope.
Mektubu dikkatlice katladı ve bir zarfa koydu.

least

/liːst/

(determiner) en az, en küçük;

(pronoun) en az, en ufak;

(adverb) en az

Örnek:

He showed the least interest in the proposal.
Teklife en az ilgiyi gösterdi.

paper

/ˈpeɪ.pɚ/

(noun) kağıt, gazete, makale;

(verb) duvar kağıdı kaplamak, kaplamak

Örnek:

She wrote a letter on a piece of paper.
Bir parça kağıda mektup yazdı.

planning

/ˈplæn.ɪŋ/

(noun) planlama, plan;

(verb) planlamak, tasarlamak

Örnek:

Effective planning is crucial for project success.
Etkili planlama proje başarısı için çok önemlidir.

post

/poʊst/

(noun) direk, kazık, gönderi;

(verb) asmak, duyurmak, postalamak;

(preposition) sonra, post-

Örnek:

The fence post was rotten and needed to be replaced.
Çit direği çürümüştü ve değiştirilmesi gerekiyordu.

press the button

/pres ðə ˈbʌt.n̩/

(phrase) düğmeye basmak

Örnek:

Please press the button to call the elevator.
Asansörü çağırmak için lütfen düğmeye basın.

server

/ˈsɝː.vɚ/

(noun) sunucu, garson

Örnek:

The website is down because the server crashed.
Web sitesi çöktü çünkü sunucu çöktü.

store opening

/stɔr ˈoʊ.pən.ɪŋ/

(noun) mağaza açılışı, dükkan açılışı

Örnek:

The grand store opening attracted a large crowd with special discounts.
Büyük mağaza açılışı, özel indirimlerle büyük bir kalabalığı çekti.

task

/tæsk/

(noun) görev, iş;

(verb) görevlendirmek, yüklemek

Örnek:

Completing this report is my main task for today.
Bu raporu tamamlamak bugünkü ana görevim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren