Avatar of Vocabulary Set Zaman ve Mekan

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Zaman ve Mekan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Zaman ve Mekan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

biennial

/baɪˈen.i.əl/

(adjective) iki yılda bir, iki yıllık;

(noun) iki yıllık bitki

Örnek:

The art exhibition is a biennial event.
Sanat sergisi iki yılda bir düzenlenen bir etkinliktir.

fiscal year

/ˈfɪs.kəl ˌjɪr/

(noun) mali yıl, hesap yılı

Örnek:

The company's fiscal year ends on December 31st.
Şirketin mali yılı 31 Aralık'ta sona eriyor.

epoch

/ˈiː.pɑːk/

(noun) çağ, dönem, devir

Örnek:

The invention of the printing press marked a new epoch in human history.
Matbaanın icadı insanlık tarihinde yeni bir dönem başlattı.

wormhole

/ˈwɝːm.hoʊl/

(noun) solucan deliği, kurt deliği, kurt yeniği

Örnek:

In science fiction, spaceships often travel through a wormhole to reach distant galaxies.
Bilim kurguda, uzay gemileri uzak galaksilere ulaşmak için genellikle bir solucan deliği içinden geçer.

wane

/weɪn/

(verb) azalmak, küçülmek, solmak;

(noun) azalma, küçülme, solma

Örnek:

The moon began to wane after the full moon.
Dolunaydan sonra ay küçülmeye başladı.

wax

/wæks/

(noun) balmumu, cila;

(verb) cilalamak, ağda yapmak, büyümek

Örnek:

The candle is made of beeswax.
Mum balmumundan yapılmıştır.

elapse

/iˈlæps/

(verb) geçmek, akıp gitmek

Örnek:

Many years elapsed before they met again.
Tekrar buluşmadan önce birçok yıl geçti.

twilight

/ˈtwaɪ.laɪt/

(noun) alacakaranlık, şafak, gerileme;

(adjective) alacakaranlık, şafak

Örnek:

The city lights began to twinkle in the gathering twilight.
Şehir ışıkları, çöken alacakaranlıkta parlamaya başladı.

space-time

/ˈspeɪs.taɪm/

(noun) uzay-zaman

Örnek:

Einstein's theory of relativity describes the universe in terms of space-time.
Einstein'ın görelilik teorisi evreni uzay-zaman açısından tanımlar.

shooting star

/ˈʃuː.tɪŋ stɑːr/

(noun) yıldız kayması, akan yıldız

Örnek:

Look! I just saw a shooting star across the night sky.
Bak! Gece gökyüzünde bir yıldız kayması gördüm.

dwarf

/dwɔːrf/

(noun) cüce, cüce yıldız;

(verb) cüceleştirmek, küçük göstermek

Örnek:

The fairy tale featured a friendly dwarf.
Peri masalında dost canlısı bir cüce vardı.

nebula

/ˈneb.jə.lə/

(noun) nebula

Örnek:

The Orion Nebula is a well-known star-forming region.
Orion Nebulası, iyi bilinen bir yıldız oluşum bölgesidir.

meteoroid

/ˈmiː.t̬i.ə.rɔɪd/

(noun) meteorit

Örnek:

A tiny meteoroid streaked across the night sky.
Küçük bir meteorit gece gökyüzünü aydınlattı.

astrophysics

/ˌæs.troʊˈfɪz.ɪks/

(noun) astrofizik

Örnek:

She decided to pursue a career in astrophysics after being inspired by a documentary on black holes.
Kara delikler hakkındaki bir belgeselden ilham aldıktan sonra astrofizik alanında kariyer yapmaya karar verdi.

astrobiology

/ˌæs.troʊ.baɪˈɑː.lə.dʒi/

(noun) astrobiyoloji

Örnek:

Astrobiology combines aspects of biology, chemistry, and astronomy.
Astrobioloji, biyoloji, kimya ve astronomi gibi alanları birleştirir.

aurora borealis

/ɔːˌrɔːr.ə bɔːr.iˈæl.ɪs/

(noun) kuzey ışıkları, aurora borealis

Örnek:

We traveled to Alaska hoping to see the magnificent aurora borealis.
Muhteşem kuzey ışıklarını görmek umuduyla Alaska'ya seyahat ettik.

aurora australis

/ɔːˈrɔːrə ɔːˈstreɪlɪs/

(noun) güney ışıkları, aurora australis

Örnek:

The ship's crew witnessed a spectacular aurora australis over the Antarctic horizon.
Gemi mürettebatı Antarktika ufku üzerinde muhteşem bir güney ışıklarına tanık oldu.

Greenwich Mean Time

/ˌɡren.ɪtʃ ˈmiːn ˈtaɪm/

(noun) Greenwich Ortalama Saati, GMT

Örnek:

The flight is scheduled to depart at 10:00 AM Greenwich Mean Time.
Uçuşun Greenwich Ortalama Saati ile sabah 10:00'da kalkması planlanıyor.

centennial

/senˈten.i.əl/

(adjective) yüzüncü yıl, yüz yıllık;

(noun) yüzüncü yıl, yüz yıllık kutlama

Örnek:

The city is planning a centennial celebration next year.
Şehir gelecek yıl bir yüzüncü yıl kutlaması planlıyor.

bicentennial

/ˌbaɪ.senˈten.i.əl/

(noun) iki yüzüncü yıl dönümü;

(adjective) iki yüzüncü yıla ait

Örnek:

The city celebrated its bicentennial with a massive parade.
Şehir, iki yüzüncü yıl dönümünü devasa bir geçit töreniyle kutladı.

perpetual

/pɚˈpetʃ.u.əl/

(adjective) sürekli, daimi, ebedi

Örnek:

The country is in a state of perpetual war.
Ülke sürekli bir savaş halinde.

Gregorian calendar

/ɡrɪˌɡɔːr.i.ən ˈkæl.ən.dɚ/

(noun) Miladi takvim, Gregoryen takvimi

Örnek:

Most of the world uses the Gregorian calendar for civil purposes.
Dünyanın çoğu sivil amaçlar için Miladi takvimi kullanır.

exoplanet

/ˈek.soʊˌplæn.ɪt/

(noun) ötegezegen

Örnek:

Scientists have discovered thousands of exoplanets.
Bilim insanları binlerce ötegezegen keşfetti.

full moon

/ˌfʊl ˈmuːn/

(noun) dolunay

Örnek:

The sky was bright under the full moon.
Dolunay altında gökyüzü parlaktı.

crescent

/ˈkres.ənt/

(noun) hilal, yarım ay, kruvasan;

(adjective) hilal şeklinde, yarım ay şeklinde

Örnek:

The moon was a thin crescent in the night sky.
Ay, gece gökyüzünde ince bir hilaldi.

eon

/ˈiː.ɑːn/

(noun) asır, devir, sonsuzluk

Örnek:

It felt like eons since we last saw each other.
Birbirimizi son gördüğümüzden beri asırlar geçmiş gibi geldi.

zodiac

/ˈzoʊ.di.æk/

(noun) zodyak, burçlar kuşağı

Örnek:

The astrologer consulted the zodiac to predict her future.
Astrolog, geleceğini tahmin etmek için zodyak'a danıştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren