Avatar of Vocabulary Set Düşünüyorum, öyleyse varım!

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Düşünüyorum, öyleyse varım! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Düşünüyorum, öyleyse varım!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ethics

/ˈeθ·ɪks/

(noun) etik, ahlak, ahlak felsefesi

Örnek:

The company has a strong code of ethics.
Şirketin güçlü bir etik kodu var.

epistemology

/ɪˌpɪs.təˈmɑː.lə.dʒi/

(noun) epistemoloji, bilgi teorisi

Örnek:

Her research focuses on the epistemology of science.
Araştırması bilimin epistemolojisine odaklanıyor.

humanism

/ˈhjuː.mə.nɪ.zəm/

(noun) hümanizm, insancılık

Örnek:

The philosopher's work was deeply rooted in humanism.
Filozofun çalışması derinlemesine hümanizme dayanıyordu.

metaphysics

/ˌmet̬.əˈfɪz.ɪks/

(noun) metafizik

Örnek:

In his lecture, the professor explored the metaphysics of time and existence.
Profesör dersinde zaman ve varoluşun metafiziğini inceledi.

ontology

/ɑːnˈtɑː.lə.dʒi/

(noun) ontoloji, varlıkbilim, ontoloji (bilgisayar bilimi)

Örnek:

In philosophy, ontology explores fundamental questions about existence.
Felsefede ontoloji, varoluşla ilgili temel soruları araştırır.

determinism

/dɪˈtɝː.mə.nɪ.zəm/

(noun) determinizm, belirlenimcilik

Örnek:

The debate between free will and determinism has lasted for centuries.
Özgür irade ve determinizm arasındaki tartışma yüzyıllardır sürmektedir.

hedonism

/ˈhi.dən.ɪ.zəm/

(noun) hazcılık, zevk düşkünlüğü

Örnek:

His life was characterized by a relentless pursuit of hedonism.
Hayatı, hazcılığın amansız bir arayışıyla karakterize edildi.

idealism

/aɪˈdiː.ə.lɪ.zəm/

(noun) idealizm

Örnek:

His youthful idealism led him to believe he could change the world.
Gençlik idealizmi onu dünyayı değiştirebileceğine inandırdı.

empiricism

/emˈpɪr.ə.sɪ.zəm/

(noun) ampirizm

Örnek:

John Locke was a key figure in the development of empiricism.
John Locke, ampirizmin gelişiminde kilit bir figürdü.

existentialism

/ˌeɡ.zɪˈsten.ʃəl.ɪ.zəm/

(noun) varoluşçuluk

Örnek:

Jean-Paul Sartre is one of the most famous figures associated with existentialism.
Jean-Paul Sartre, varoluşçuluk ile ilişkilendirilen en ünlü figürlerden biridir.

materialism

/məˈtɪr.i.ə.lɪ.zəm/

(noun) materyalizm

Örnek:

His excessive materialism led him to prioritize wealth over relationships.
Aşırı materyalizmi, ilişkilerden çok zenginliği önceliklendirmesine neden oldu.

nihilism

/ˈnaɪ.ə.lɪ.zəm/

(noun) nihilizm

Örnek:

His philosophy was rooted in nihilism, questioning all established values.
Felsefesi, tüm yerleşik değerleri sorgulayan nihilizme dayanıyordu.

positivism

/ˈpɑː.zə.t̬ɪ.vɪ.zəm/

(noun) pozitivizm

Örnek:

Auguste Comte is often regarded as the father of positivism.
Auguste Comte genellikle pozitivizmin babası olarak kabul edilir.

pragmatism

/ˈpræɡ.mə.tɪ.zəm/

(noun) pragmatizm, uygulamacılık

Örnek:

His political decisions were based on pure pragmatism, not ideology.
Siyasi kararları ideolojiye değil, saf pragmatizme dayanıyordu.

rationalism

/ˈræʃ.ən.əl.ɪ.zəm/

(noun) rasyonalizm, akılcılık

Örnek:

Scientific rationalism has shaped the modern world's approach to medicine.
Bilimsel rasyonalizm, modern dünyanın tıbba yaklaşımını şekillendirmiştir.

scholasticism

/skəˈlæs.tə.sɪz.əm/

(noun) skolastisizm, okulculuk

Örnek:

Thomas Aquinas is one of the most famous figures associated with scholasticism.
Thomas Aquinas, skolastisizm ile ilişkilendirilen en ünlü figürlerden biridir.

skepticism

/ˈskep.tə.sɪ.zəm/

(noun) şüphecilik, kuşkuculuk

Örnek:

The public greeted the new policy with skepticism.
Halk yeni politikayı şüpheyle karşıladı.

stoicism

/ˈstoʊ.ɪ.sɪ.zəm/

(noun) metanet, soğukkanlılık, Stoacılık

Örnek:

Her stoicism in the face of adversity was admirable.
Zorluklar karşısındaki metaneti takdire şayandı.

subjectivism

/sʌbˈdʒɛktɪvɪzəm/

(noun) sübjektivizm

Örnek:

Philosophers often debate the implications of subjectivism in epistemology.
Filozoflar genellikle epistemolojide sübjektivizmin etkilerini tartışırlar.

utilitarianism

/juːˌtɪl.əˈter.i.ə.nɪ.zəm/

(noun) faydacılık

Örnek:

The philosopher discussed the principles of utilitarianism in his lecture.
Filozof, dersinde faydacılık ilkelerini tartıştı.

phenomenology

/fəˌnɑː.məˈnɑː.lə.dʒi/

(noun) fenomenoloji

Örnek:

He is a leading expert in the field of phenomenology.
Fenomenoloji alanında önde gelen bir uzmandır.

alienation

/ˌeɪ.li.əˈneɪ.ʃən/

(noun) yabancılaşma, soğuma

Örnek:

Many young people suffer from a sense of alienation from society.
Pek çok genç toplumdan yabancılaşma duygusu çekiyor.

a priori

/ˌeɪ praɪˈɔːraɪ/

(adjective) a priori, önsel;

(adverb) a priori, önceden

Örnek:

It is difficult to make a priori assumptions about human behavior.
İnsan davranışı hakkında a priori varsayımlar yapmak zordur.

a posteriori

/ˌeɪ ˌpɒs.tɪər.iˈɔːr.aɪ/

(adjective) a posteriori, deneyimsel;

(adverb) a posteriori olarak

Örnek:

The scientist provided a posteriori evidence based on years of field research.
Bilim insanı, yıllar süren saha araştırmalarına dayanarak a posteriori kanıtlar sundu.

being

/ˈbiː.ɪŋ/

(noun) varoluş, varlık, insan;

(verb) olmak, yapılmakta olan

Örnek:

The very being of the universe is a mystery.
Evrenin varoluşu bir gizemdir.

nothingness

/ˈnʌθ.ɪŋ.nəs/

(noun) hiçlik, yokluk

Örnek:

The old building was blown into nothingness.
Eski bina patlatılarak yokluğa dönüştü.

consciousness

/ˈkɑːn.ʃəs.nəs/

(noun) bilinç, şuur, farkındalık

Örnek:

He lost consciousness after hitting his head.
Kafasını vurduktan sonra bilincini kaybetti.

dogma

/ˈdɑːɡ.mə/

(noun) dogma, ilke, öğreti

Örnek:

The church's dogma states that salvation is achieved through faith.
Kilisenin dogması, kurtuluşun imanla elde edildiğini belirtir.

logic

/ˈlɑː.dʒɪk/

(noun) mantık, mantık sistemi

Örnek:

The logic of his argument was undeniable.
Argümanının mantığı inkar edilemezdi.

virtue

/ˈvɝː.tʃuː/

(noun) erdem, ahlak, iyi özellik

Örnek:

Patience is a virtue.
Sabır bir erdemdir.

aesthetics

/esˈθet̬·ɪks/

(noun) estetik, güzellik felsefesi

Örnek:

The artist's work explores the aesthetics of urban decay.
Sanatçının eseri kentsel çürümenin estetiğini inceliyor.

wisdom

/ˈwɪz.dəm/

(noun) bilgelik, akıl

Örnek:

Her wisdom was evident in her thoughtful advice.
Bilgeliği, düşünceli tavsiyelerinde belirgindi.

sophist

/ˈsɑː.fɪst/

(noun) sofist, safsatacı, antik Yunan'da felsefe ve retorik öğretmeni

Örnek:

His arguments were those of a sophist, designed to mislead rather than enlighten.
Argümanları bir sofistin argümanlarıydı, aydınlatmaktan çok yanıltmak için tasarlanmıştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren